HadısŞerifKülliyatı 193-01

193 – Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 193

 

193- Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 193

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

 

‘’Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemin Vessalâtü Vesselâmü Alâ Rasûlüna Muhammedin ve Alâ Âlihi ve Sahbihî Ecmaîn.”

 

‘’Eûzu billahis-semîîl- alimi mineşşeytanirracim min hemzihî ve nefgıhî ve nefsih’’

 

‘’ Rabbi eûzu bike m‘in hemezâtiş şeyâtîn ve eûzu bike Rabbi en-yahdurûn’’

 

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler,

 

Ahlâkla ilgili dersimiz devam ediyor. Hz. Câbir (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor: “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buyurdular ki; “Bana en sevgili olanınız, kıyâmet günü de bana mevkice en yakın bulunacak olanınız, ahlâkça en güzel olanlarınızdır. Bana en menfur olanınız, kıyâmet günü de mevkice benden en uzak bulunacak olanınız, gevezeler, boşboğazlar ve yüksekten atanlardır”.

(Cemâatte bulunan bazılar): “Ey Allah’ın Rasûlü! Yüksekten atanlar kimlerdir?” diye sordular. Onlar mütekebbir (büyüklük taslayan) kimselerdir cevabını verdi, Şanlı Peygamberimiz (Aleyhissalâtu Vesselâm). Bu Tirmizî’nin haberidir.

 

Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) dudaklarıyla bacakları arasındaki husûsunda: “Garanti verene cenneti garanti ederim. Yüce Allah’a ve âhirete inanan ya hayır konuşsun ya veyahut da sükût etsin”.

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

Burada eline, diline, beline sahip ol diyen işte haber bulunmaktadır. Âhirette kişi bir anından değil, her anından, her fiilinden ve dolayısıyla her bir kelime altından hesaba çekilecektir. O gün kişinin dünya da iken ağzından çıkmış olan her söz lehine değilse aleyhine olacaktır. Geveze, boşboğaz, laf ebesi, dedikoducu, dilli düdük, pasaf, atıp tutan, yüksekten atan gibi bir kısmı edebî, bir kısmı mahallî pek çok tâbir vardır. Hepsi de çok konuşulan ifâde, çok konuşanları ifâde etmektedir. Çok konuşan, boş söz, gıybet, dedikodu, yalan, kaba ve müstehcen sözler pespâye fıkralar vesaire araya girecektir. Bunların hepsi de kıyâmet günü günah kefesinde yer alacaktır. Çok konuşmaktan men husûsunda hadis-i şerifin mutlak gelmesi de çok önemli ve mânidardır. Serserula lüzumundan fazla konuşan gevezelerin kastedildiği, müteşebbikun ile zoraki bir fesahat isâli ile kendini satmaya lügat parçalamaya çalışan kimseler, istihzâ edenlerin kast edildiğini, şıdk yani şıdık bunun adı şıdık ki avurt olduğuna göre müteşeddik avurdunu doldurarak tekellüflü konuşan demektir. Mütefeykihun da ağızlarını genişleterek normalden fazla açarak ağzını doldurarak konuşan demektir.

 

Dakika 5:45

 

Müteşebike (teşebbük eden, şebeke şeklinde bulunan, ağ gibi birbirine geçen.) yakın bir mânâ taşır. Bu davranışında kibirden başkasını küçük görmekten ileri geldiği belirtilmiştir.

 

Nevvâs İbn-i Sem’ân (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretleri anlatıyor; “Rasûlullah’a (Aleyhissalâtu Vesselâm) iyilik (birr) ve günah hakkında sordum. Bana su cevabı verdi: „İyilik (birr), güzel ahlâktır. Günah da içini rahatsız eden ve başkasının muttali olmasından korktuğun şeydir.“. Müslim ve Tirmizî’nin haberidir.

 

Birr, yani yüzlerinizi doğuya batıya çevirmeniz değildir, fakat birr “Yüce Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara, Peygamberlere inanmak, onun sevgisiyle yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal vermek, namazı gereği gibi dosdoğru kılmak, zekâtı vermek ve ahitleştiklerinde vefâ göstermek. Zorda darda ve savaş alanında sabretmektir”. İşte bu da Bakara Sûresi’nin 177’nci âyet-i kerimesinin meâlidir. “Sevdiğiniz şeylerden sarf etmedikçe birre (yani iyiliğe) erişemezsiniz”. Yani birr de iyilikler de ve fenâlıktan sakınmakta yardımlaşın. Günah işlemekte ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın. Bu da Mâide Sûresi’nin 2’nci âyet-i kerimesidir. Nevevî, Müslim şerhinde ulemânın birden şunları anladıklarını kayda aldığını görüyoruz: Silatur-rahim (yani sıla-i rahim), lütuf, hoşsohbet, iyi geçim, tâat, bunların hepsi güzel ahlâka girmektedir.

 

Evet, efendiler, Tîbî birrin hadis-i şerifte nefsin itminan bulduğu, kalbin tatmin olduğu şey, bir yerde îmân bir yerde kişiyi Allah’a yaklaştıran şey, burada ise güzel ahlâk olarak tefsir edilmiştir. Güzel ahlâkta ezâya katlanmak, öfkelenmemek, güler yüz, tatlı söz gibi hep birbirine yakın olan tâbirlerle açıklanmıştır. Günah içi rahatsız eden şey olarak târif edilmiştir. Başkasının muttâli olmasından korktuğum şeydir denmiştir. Evet, sevgili dostlarımız, başkasından başkasının görmesini istemediğin şey önce Allah’tan kork, Allah’a saygılı ol. Bunların hepsini Allah için yap, o zaman fayda görürsün.

 

Dakika 10:01

 

Şimdi de Allah korkusu Allah sevgisi, zâlimler diktatörler tarih boyunca tedhiş terör gibi şiddetli korkutma vasıtalarını müessir bir silah olarak kullanarak, insanları istedikleri gibi yönlendirmeyi başarabilmişlerdir. Yüce İslam insanı korku vâsıtasıyla zâlimlere esir olmaktan kurtarabilmek için Allahtan korkmayı esas almış ruhlarda onu tespit etmeye çalışmıştır. İslam’da korku tektir Allah korkusudur ve öbürleri Allah için korkulur. Kul korkusu, mahlûk korkusu değildir. Öbürleri tedbir ve Allah için korkudur, yani korku tektir Allah korkusudur. Sevgi de böyle Allah sevgisidir, sevilecekleri de yine Allah için sevmektir, sevgi de tektir. Allah sevgisidir (Celle Celâlüh) Cenab-ı Hak Cemâlî sıfatlarıyla sevilir, Celâlî sıfatları ile korkulur, hayatı ve hayatın levâzımını vermekle biz de tezâhür eden rahmetleri, lütufları sebebiyle Yüce Allah’ı sever, kulluk vazifemizdeki eksikliklerimiz, isyânlarımız sebebiyle de ondan korkarız. Yüce Allah’tan korkmamız Kur’an-ı Kerim’in emrine uymak içindir, zîrâ Kur’an-ı Kerim Allah’tan korkmayı emretmekte, zâlimler âsîler için Allah’ın azâbını, cehennemi haber vermektedir. Mü’min halktan değil Hak’tan yani Allah’tan korkmalıdır. Mü’minin şiârı böyle olmalıdır. Cihâdların en eftali değerce en kıymetlisi zâlim Sultan’a karşı gerçeği hakkı hakîkati söylemektir. Aman dikkat edin! Halk korkusu kişiyi Hakk’ı söylemekten alıkoymasın, sizden kimse nefsini hakir görmesin. Ey Allah’ın Rasûlü! Kişi nefsini nasıl hakir görür? Yüce Allah için üzerine söz terettüp eden fenâ bir durum görür, fakat hiç ağzını açmaz.

 

Cenab-ı Hak kıyâmet günü kendisine sorar… Şu falancaya şey hakkında gerçeği söylemekten seni ne alıkoydu? O kul cevap verir; “Halk korkusu yani toplumdan korktum” der.

 

Yüce Allah o zaman şöyle der; “Asıl benden korkman gerekirdi” buyurur. Eğer ümmetimin zâlime sen zâlimsin demekten korktuğunu görürsen bil ki onun varlığıyla yokluğu birdir.

 

Eğer sen gerçekleri söyleyemiyorsan senin varlığınla yokluğun diyor eşittir, ha var olmuşsun ha yok olmuşsun. Gerçekçi ol hakîkati söyle, hakîkati yaşa, îmân, Amel-i Sâlih, Hakk’ı tavsiye, sabrı tavsiye. İşte mü’minin şiârı, vasıfları bunlar. Bunun dışında kalanların hepsi hüsrandadırlar. Allah yemin ederek Asr Sûresinde bunu bildirmektedir. Ey Müslüman! Gerçek Müslüman ol, Müslüman aslanların aslanlarıdır, kahramanların kahramanlarıdır, cesurların en cesurdur.

 

Dakika 15:01

 

Allah’tan korkan başka hiçbir şeyden korkmayan, Allah’ı seven Allah için sevilecekleri de seven zât-ı muhterem bir Müslüman. Müslüman ol Müslüman. Bütün değerler İslam’da gerçek Müslüman bu değerlerin tamamını taşıyan kişidir. Haydi, görev başına ey âlemi İslam! Ey İslam âlemi! Görev başına, iyi Müslüman olmak için iyi çalışalım ve kardeş olalım. Yüce İslam’ın îmânı, ahlâkı, kalplere, ruhlara hâkim olunca onun adâleti toplumlara hâkim olunca, onun ilmi irfânı cehâleti kovunca şu dünyanın güzelliğine bakın o zaman.

 

Hz. Ebû Hûreyre (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor: “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buyurdular ki; “Kim korkarsa akşam karanlığında yol alır, kim akşam karanlığında yol alırsa hedefine varır. Haberiniz olsun Allah’ın malı pahalıdır, haberiniz olsun Allah’ın malı cennettir”. Bu da Tirmizî’nin haberidir Peygamberimizden, Ebû Hûreyre rivâyeti ile.

 

Tîbî bu hadis-i şerifte Rasûlullah’ın (Aleyhissalâtu Vesselâm), âhiret yolcusu için bir temsil getirdiğini belirterek der ki; Zîrâ şeytan yolunu kesmiş, nefsi ve boş hayaller ile şeytanın yardımcısı durumundadır. Bu yolcu sefer esnasında uyanık davranır ve işlerinde hâlis niyetlerden ayrılmazsa şeytan ve hilesinden emin olur. Kimin de yolunu şeytan aveneleriyle keserek âhiret yolundan yürümenin zor, âhireti elde etmenin çetin bir iş olduğunu telkin ederse o kimse azıcık bir gayret bile gösteremez. Şeytanın telkinine zerre kadar tâviz verme reddeyle. Zîrâ âyet-i kerime de: “Yüce Allah mü’minlerden nefislerini ve mallarını cennet mukâbili satın almaktadır.” Tevbe Sûresi’nin 111’inci âyet-i kerimesinde böyle buyrulduğunu görüyoruz.

 

(إِنَّ اللّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الجَنَّةَ )

 

Buyuruyor Cenab-ı Hak. Yüce Allah cenneti râzı olduğu kullarına lütuf olarak ihsân edecektir. Onun fiyatını bir âyet-i kerime ebediyete bakan sâlih ameller olarak tavsif eder. Bâkî kalacak sâlih amellerdir, sevap olarak da amel olarak da Rabbinin katında daha hayırlıdır. Evet, bu da Kehf Sûresi’nin 46’ncı âyet-i kerimesinin meâlidir kıymetliler.

 

Hz. Enes (Radıyallâhu Anh) anlatıyor; “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) ölmek üzere olan bir gencin yanına girmişti, hemen sordu:

“Kendini nasıl buluyorsun?”

“Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’tan ümidim var, ancak günahlarımdan korkuyorum” diye cevap verdi.

 

Dakika 20:05

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

Sevgili Peygamberimiz bu gence kendini nasıl buluyorsun? Buyurduğu zaman o genç:

“Ey Allah’ın Rasûlü! Yüce Allah’tan ümidim var, ancak günahlarımdan korkuyorum” diye cevap verince, Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) şu açıklamayı yaptı;

“Bu durumda olan bir kulun kalbinde (ümit ve korku) birleşti mi Yüce Allah o kulun ümit ettiği şeyi mutlak verir ve korktuğu şeyden de onu emin kılar”. Tirmizî ve İbn-i Mâce’nin haberidir.

 

Evet, sevgili dostlarımız, Hz. Âişe-i Sıddıkâ Annemiz (Radıyallâhu Anha ve Erdahünne ve Erdahüm Ecmaîn) ki: “Ben Rasûlullah’ı (Aleyhissalâtu Vesselâm) ciddi bir şekilde, küçük dili görünecek derece de güldüğünü görmedim. O sadece tebessüm ederdi”. Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî haber veriyor bunu da.

 

Buhârî’nin bir rivâyetinde şu ziyâde mevcuttur; “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) bir bulut görecek olsa bu yüzünden bilinirdi. Ben bir seferinde:

“Ey Allah’ın Rasûlü! Halk bir bulut görecek olsa, yağmur getirebilir ümidiyle sevinir, hâlbuki sen bir bulut gördüğünde üzüldüğünü yüzünden okuyorum, sebebi nedir?” diye sordum. Bana şu cevabı verdi;

“Ey Âişe! Bunda bir azâb bulunmadığı husûsunda bana kim te’minat verebilir? Nitekim geçmişte bir kavim rüzgârla azâba uğratılmıştır. O kavim azâbı gördükleri vakit: “Bu gördüğümüz, bize yağmur getirecek bir buluttur” demişlerdi.

 

Yine Hz. Âişe vâlidemiz anlatıyor; “Şiddetli bir rüzgâr estiği zaman Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm): “Allah’ım, senden bunun hayrını ve bunda bulunan hayrı ve bununla gönderilen şeyin hayrını diliyorum. Bunun şerrinden, bunda bulunanın şerrinden, bununla gönderilen şeyin şerrinden sana sığınıyorum” derdi. “Hava bulutlandığı vakit rengi değişir duyduğu huzursuzluk sebebiyle yerinde duramaz girer çıkar, gider gelirdi. Yağmur yağınca da rahatlardı ve bunu onun yüzünden anlardım” diyor Âişe vâlidemiz. İşte Ahkâf Sûresi’nin 24’üncü âyet-i kerimesi, Necm Sûresi’nin 50’nci âyet-i kerimesinde helâk olan kavimler ile ilgili ilk Âd milleti Âd kavmi “o milleti helâk eden O’dur.” Necm Sûresi’nin 50’nci âyet-i kerimesinde. Ahkâf Sûresinde zikri geçen Âd kavmi sonraki Âd kavmidir. Buna Âd’ın kardeşi Ahkâf Sûresi 2’de Hûd (Aleyhisselâm.) değildir, bu ikinci Âd’ın Peygamberi bir başka Peygamberdir. Birinci Âd Kavminin Peygamberi Hûd (Aleyhisselâm)’dır, ikinci Âd kavmininki de bir başka Peygamberdir buyruluyor.

 

Ebû Zerr (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor: “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buyurdular ki; “Ben sizin görmediğinizi görür işitmediğinizi işitirim.

 

Dakika 25:00

 

Nitekim semâ uğuldadı, uğuldamak da ona hak oldu. Semâ da dört parmak sığacak kadar boş bir yer yoktur, her tarafta Yüce Allah’a secde için alnını koymuş bir melek vardır. Yüce Allah’a yemin olsun, benim bildiğimi siz bilseydiniz az güler, çok ağlardınız, yataklar da kadınlarla telezzüz etmezdiniz, yollara, çöllere dökülür, (belânızı def etmesi için) Allah’a yalvar yakar olurdunuz.” İşte bu da Tirmizî’nin, İbn-i Mâce’nin haberidir. Melekler miktarca çoktur, bu çokluğun hâsıl ettiği ağırlık ve sıklet altında semâvât çatırdayıp uğuldamaktadır. Zîrâ Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm): Sizin işitmediğinizi işitiyorum diyerek insanlarca işitilmese bile semânın uğultusu olduğunu tasvir etmiştir. Üstelik semânın uğultusu pekâlâ onun tesbih, tahmit ve takdis sırasındaki sesi olmaktadır. Zîrâ âyet-i kerime mevcut olan her şey O’nu hamd ederek tesbih etmektedir, İsrâ Sûresi’nin 44’üncü âyet-i kerimesinde buyrulmakla semânın tesbihini haber vermektedir.

 

Evet, sevgili dostlarımız, Cenab-ı Hak merhameti ile lütfu ihsânı ile rahmetinin ve fazlının içine aldığı, Habîbi Muhammed’le Nebîlerle, Râsullerle, Sıddıklarla, Şehitlerle, Sâlihlerle beraber kıldığı kullarından eylesin. Ey Ümmet-i Muhammed! Bir bütün olarak İslam’a sıkı sarılın, kardeş olun.

 

Dakika 27:33

 

(Visited 20 times, 1 visits today)