HadısŞerifKülliyatı 207-01

207 – Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 207

207- Hadis-i Şerif Külliyâtı Ders 207

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

 

‘’Elhamdülillahi Rabbil-âlemin vesselâtü vesselâmü alâ rasûlina Muhammedin ve alâ âli Muhammed’’

 

Çok kıymetli ve muhterem efendiler,

 

Dersimiz Hulefâ-i Râşidîn (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazerâtının seçimi ile ilgili devam etmektedir. Amr İbn-i Meymûn el-Evdî anlatıyor; Hz. Ömer hançerlendiği sabah ben ayaktaydım, onunla yani Hz. Ömer ile benim aramda sadece Abdullah İbn-i Abbâs (Radıyallâhu Anhüma ve Erdahüm Ecmaîn) vardı. İki saf arasından geçince arada durup bakmıştı. Bir boşluk gördü ve safları düz tutun dedi, saflar da herhangi bir boşluk kalmayınca öne geçip tekbir getirerek namaza başladı. İlk rekâtta cemâat toplanıncaya kadar muhtemelen Yusuf veya Nahl Sûresini veya bunlara mümâsil bir süre okudu. Rükûya gitmek üzere tekbir getirmişti ki, hançerlendiği sırada: “Köpek beni öldürdü veya yedi diye bir ses işittim.” El İliç melûnu iki ağızlı bir bıçak elinde olduğu hâlde kapıya doğru fırladı, sağında solunda kime rastladıysa hançer sapladı. O gün cemâatten tam 13 kişi yaralamıştı, bunlardan dokuzu derhâl öldü, bir rivâyete göre 7 kişi ölmüştür. Bu durumu gören Müslümanlardan biri herifin üzerine bir bürnüs attı. El İliç, yakalandığını zannederek bıçağı kendisine saplayıp intihar etti.

 

Hz. Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Abdurrahman İbn-i Avf (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerini tutup öne geçirdi Ömer’in arkasındakiler de benim gördüklerimi gördüler. Mescidin yan tarafındakiler olup biten neydi anlayamamışlardı. Ancak onlar Subhanallah, Subhanallah diyen Hz. Ömer’in sesini duyuyorlardı, Abdurrahman cemâate namazı kısa bir şekilde kıldırıp tamamlattı. Cemâat namazdan çıkınca Hz. Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Ey İbn-i Abbâs! Bak beni kim öldürdü? Dedi.

 

İbn-i Abbâs bir müddet dolaşıp döndü ve Muğîre İbn-i Şûbe’nin kölesi dedi.

 

Hz. Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Allah canını alsın ben ona iyilik emretmiştim dedi ve ilâve etti; ölümü Müslümanlardan birinin eliyle yapmayan Allah’a hamdolsun, sen ve baban Medine’de El İliçlerin, Îran’lı kölelerin çoğalmasını severdiniz. Bu söz İbn-i Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerine idi, çünkü en çok köle Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerinde vardı. İbn-i Abbâs (Radıyallâhu Anhüma ve Erdahüm Ecmaîn) dilerseniz yapayım yani isterseniz onların hepsini öldürelim dedi.

 

Hz. Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) hayır, sizin dilinizle konuşmalarından kıblenize müteveccih namaz kılmalarından, haccınızla haccetmelerinden sonra hayır, dedi.

 

Dakika 5:24

 

Sonra evine taşındı onunla biz de gittik. Sanki insanlara o güne kadar hiç musîbet gelmemişti, birisi korkarım ölecek bir diğeri bir şey yok diyordu. Nebiz hurma şırası getirildi, ondan biraz içti bu karnındaki yaradan geri çıktı. Sonra süt getirildi ondan da içti o da yarasından geri çıktı, iyice anlaşılmıştı Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) artık ölecekti, halk gelip kendisine senâ da bulunuyordu.

 

Bir genç geldi ey Mü’minlerin Emiri! Allah’ın müjdesi ile sizi müjdeliyorum, Rasûlullah ile (A.S.V) sohbetiniz var, bildiğiniz gibi İslâm’a geçmiş hizmetleriniz var. Sonra başa geçtiniz ve adâletli oldunuz ve sonunda şehâdet dedi.

 

Hz. Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) büyük bir tevâzu ile bütün bunların günahlarımı karşılayabilmesini yüce Allah’ın huzurunda başa baş yeterli olmasını ne kadar isterim diye cevapladı.

 

Genç geri dönünce izârının yere değmekte olduğunu gördüm. Onu bana çağırın dedi ve gelince ey kardeşimin oğlu! Giysini kaldır, öyle yapman giysini daha temiz kılar. Rabbine karşı muttakî ol dedi.

 

Sonra bana yönelerek, ey Abdullah! Araştır bakalım üzerimde ne kadar borç var dedi. Hesapladılar 86000 dirhem kadar borcu olduğu anlaşıldı.

 

Ömer âilesinin malı yeterse bunu onların malından ödeyin, yetmezse Benî Adî İbn-i Kâb’ın malından ise onların malı da yetmezse Kureyş’in malından iste. Kureyş ‘ten başkasına gitme, bana bedel bu malı öde. Mü’minlerin annesi Âişe’ye (Radıyallâhu Anha) git ve Ömer sana selâm ediyor de, sakın Mü’minlerin Emiri deme. Bugün artık ben Mü’minlerin Emiri değilim.

 

De ki; Ömer İbnü’l Hattâb iki arkadaşı ile birlikte gömülmek için senden mezar yeri izin istiyor, mezar için izin istiyor.

 

Abdullah der ki; izin istedim selâm verip girdim, Hz. Âişe (Radıyallâhu Anha) ağlıyordu.

 

Ömer sana selâm ediyor iki arkadaşın yanında gömülmek için izin istiyor dedim. yani Peygamberimiz ve Hz. Ebû Bekir’in yanına defnolunmak istiyor Hz. Ömer onun için Âişe’yi Sıddıka vâlidemizden izin istiyor.

 

Hz. Âişe onu ben kendim için düşünüyordum, fakat Ömer’i bugün kendime tercih ediyorum cevâbını verdi, geri dönünce Ömer’e işte Abdullah İbn-i Ömer geldi denildi.

 

Hz. Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) ne haber getirdin? Dedi. İstediğiniz oldu Hz. Âişe izin verdi denilince Elhamdülillah dedi, nazarımda bundan daha mühim bir şey yoktu, ruhum kabzedilince beni oraya götürün.

 

Dakika 10:08

 

Oraya varınca Âişe’ye tekrar selâm ver ve Ömer izin istiyor de, eğer izin verirse beni içeri alın. Eğer beni reddederse beni Müslümanların mezarlığına götürün.

 

O sırada Mü’minlerin Annesi Hafsâ (Radıyallâhu Anha ve Erdahünne ve Erdahüm Ecmaîn) geldi, kadınlar onu örtüyorlardı, onu görünce kalktık Ömer’in yanına girdi, yanında bir müddet ağladı, erkekler de izin istediler, onlar için içeride bir yere girdi. İçeriden ağlamasını işitiyorduk.

 

Ey Mü’minlerin Emiri! Dediler. Vasiyet et, yerine birini tâyin et.

 

Ben dedi bu işe Rasûlullah’ın (A.S.V) kendilerinden râzî olarak övdüğü şu 6 kişiden daha lâyık birini bilmiyorum ve isimlerini saydı; Hz. Ali, Hz. Osman, Zübeyr, Talha, Abdurrahman İbn-i Avf, Sâ’d İbn-i Ebî Vakkâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn). Devamla dedi ki; size Abdullah İbn-i Ömer şehâdet ediyor. Onun hilâfet işi ile hiçbir ilgisi yok, tıpkı kendisine gelen tâziye heyeti gibi. Emirlik şâyet Sâd’a isâbet ederse mesele yok, aksi hâlde kim ‘’Emir’’ olursa ondan istifâde etsin, bilesiniz ben onu aczi veya hıyâneti sebebiyle azletmedim. Ömer şunu da söyledi; benden sonra gelecek halîfeye Ensâr’ı, Muhâcirini, Bedevîleri ve taşra halkını vasiyet ediyorum. Ruhu kabzedilince onu çıkardık, yayan Hz. Âişe’ye kadar geldik. Abdullah selâm verip Ömer için izin istiyor dedi. Alın içeri dedi ve derhâl içeri alındı. İki arkadaşıyla birlikte oraya kondu. Defin işinden boşalınca hilâfet heyeti toplandı.

 

Abdurrahman İbn-i Avf seçimin askeri ihtilâfla yürümesi için aranızdan üç kişi seçin dedi.

 

Zübeyr (R.A) ben reyimi Ali (R.A) Hazretlerine verdim dedi. Talha’da (R.A) ben reyimi Osman’a verdim dedi, Sa’d (R.A) reyimi ben de Abdurrahman İbn-i Avf’a verdim dedi.

 

Abdurrahman (R.A) Hazretleri Hz. Ali ve Hz. Osman’a yönelerek hanginiz bu işten halîfe adaylığından çekilir, böylece halîfemizi belirleme işini ona bırakırız. Allah ve Müslümanlar onun üzerinde murakıptır, o da kanâatimce en iyi olanı araştıracaktır dedi. Ancak bu iki şey Hz. Ali ve Hz. Osman (Radıyallâhu Anhüma ve Erdahüm Ecmaîn) sükût ettiler.

 

Bunun üzerine Abdurrahman onlara seçme işini bana bırakır mısınız? Allah en efdalinizi seçmem hususunda benim üzerimde murakıptır dedi.

 

O ikisi de evet dediler. İkisinden birinin Hz. Ali (R.A) Hazretlerini elinden tuttu ve senin Rasûlullah’a (A.S.V) yakınlığın İslâm’da da kıdemin önceliğin var, bunu biliyorsun Yüce Allah da üzerinde murakıptır. Kasem ediyorum seni seçecek olsam mutlaka adâletli olursun, Osman’ı seçecek olsam kesinlikle onu dinleyip itâat edersin dedi. Sonra diğerine yönelerek ona da buna benzer sözler söyledi.

 

Dakika 15:10

 

Her ikisinden de misâk yani kesin söz aldıktan sonra, ey Osman! Kaldır elini dedi ve ona bîat etti. Ali (R.A) Hazretleri de bîat etti, sonra kapılar açıldı Medine halkı da gelip Hz. Osman’a bîat etti. Buhârî bunu haber vermektedir.

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

İşte Hz. Ömer’den sonra Hz. Osman’ın seçiminden bir sizlere duyuru bir haber vermiş olduk bu hadis-i şerifle. Hz. Abdurrahman (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerinin Osman’ı seçmesine müessir olan bir anlaşmazlığı belirtiler. Yani bir hususta Hz. Ali ile anlaşamazlar o da şu; Abdurrahman İbn-i Avf ön görüşmeler sırasında Hz. Ali’ye sorar, ey Ali! Bu işe seni seçtiğim takdirde Allah’ın sünneti Peygamberinin sünneti ve önceki iki halîfenin sünneti üzere icraatta bulunmak şartıyla bana söz verir misin?

 

Ali (R.A) hayır, lâkin tâkatım üzere diye cevap verir.

 

Hz. Abdurrahman sorusunu üç kere tekrar eder. Hz. Ali de her seferinde aynı cevabı verir. Aynı soruyu Hz. Osman’a tevcih eden Abdurrahman İbn-i Avf ondan, ey Ebû Muhammed ben bu şart üzere sana biat ediyorum der ve üç kere tekrar eder.

 

Bunun üzerine Hz. Abdurrahman kalkar sarığını sarar kılıcını kuşanır, mescide girip minbere çıkar, hamd-ü senâdan sonra Hz. Osman’ı çağırıp bîat eder. Şunu da kaydedelim ki İbn-i Hacer’in muhtelif kaynaklardan naklen kaydettiği rivâyetlere göre Hz. Ömer’den sonra hilâfeti Hz. Osman (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerinin geçeceği Hz. Ömer’in hilâfeti yıllarından beri İslâm âleminin her tarafında beklenen bir husustur.

 

Bir rivâyette şöyle Hârise İbn-i Mudrip demiştir ki; Hz. Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerinin hilâfeti sırasında hac yaptım, karşılaştığım kimseler arasında Hz. Ömer’den sonra Osman’ın halîfe olacağından şekke düşen hiç kimseyi görmedim. İşte insanların Takdir-i Hüdâ, insanların gönlüne de yansıyor ve yerleşiyor. Nitekim Hz. Osman halîfe seçiliyor, esas olan Takdir-i Hüdâ’dır, öbürleri takdir için vesileler sebepler görülmektedir. Yoksa Takdir-i Hüdâ’dır, Allah’ın takdirini kânûnunu kim değiştirebilir ki işte takdir hilâfet kaderi onun iktizâsı kazası böyle işlemiştir. İşleyerek gelmiştir, insanoğlu bunun iç yüzünü anlamak isterse ki mü’minler buna kesin îmân ederler Allah’ın takdirine kadere kazâya, şunu iyi düşünsünler herkes kendi kusurlarına baksın, yanlışları ile savaşsın kendi yanlışlarının yerine doğruları kazanmaya gayret eylesin. O zaman ihtilâflar ortadan kaybolur, insanoğlu karşıya bakıp suçu birinde arar, takdire bakmazsa, Allah’ın kitâbına bakmazsa, peygamberini dinlemezse, peygamberine tâbî olmazsa bu adamdan adam olmaz fayda çıkmaz. İşte ihtilâfların kökünde bunlar da esas işi karıştırmaktadırlar.

 

Dakika 20:26

 

Hârise İbn-i Mudrip demiştir ki Hz. Ömer (R.A) hilâfeti sırasında hac yaptım, herkes Osman’ın halîfe olacağından hiç şüphesi yoktu diyor bakın. Yine Hz. Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazretlerinin onun azil sebebini beyân etmez ise de yani Sâ’d İbn-i Ebî Vakkâs için söylüyor, bu yüce halîfenin Hâlid İbn-i Velîd’i ordu komutanlığından azlediş sebebi ile alâkalı olarak Taberî de gelen beyânâtı bu hususu da aydınlatabilir. Ben Hâlid’i ona karşı olan kinimden veya onun herhangi bir ihânetinden dolayı azletmedim. Bir de Sâ’d İbn-i Ebî Vakkâs’dan başka bir de Hz. Hâlid meselesi var. Azledişimin sebebi başkadır, kazandığı her zafer onun şahsi fazîletlerinden bilinmeye başlandı, o bu başarıların gerçek fâili görülüyor, Allah unutuluyordu. Hâlbuki Yüce Allah Müslümanlara bir zafer müyesser kıldığı zaman O’na şükretmek gerekir. Nankörlük değil, tâ ki yenilerini versin, her zaferi O’ndan bilmek zorundayız. Ne Hâlid’den ne de bir başkasından işte halk arasında çıkacak fitneyi önlemek için Hâlid’i azlettim. Bu Hz. Ömer’den gelen haberdir.

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

Hz. Ömer’in buradaki ince ve gerçek hak hesabına da iyi dikkat etmek lâzım. Hadis-i şeriften çıkarılan bazı hükümlere şöyle bir bakalım. Hz. Ömer’in Müslümanların hepsine karşı duyduğu şefkat ve hayırhahlık onlar arasında sünnetin tatbikini istemesi, Hz. Ömer’in Rabbinden şiddetli korkusu dinin tatbikî için gösterdiği titizlik, kendi nefsine olan titizliğinden fazla olduğu. Yüze karşı medih yasağı, ifrat ve mübalağalı hâllerle yalana kaçan hâllere mahsustur. Bu sebepten Hz. Ömer kendini öven genci uzun elbise giymekten men ettiği hâlde şahsına yaptığı övgüden men etmemiştir. Borcun ödenmesi için vasiyette bulunmak, hayırlı kimselerin yanına gömülmek için itinâ göstermek. İmam seçiminde yani halîfe seçiminde istişâre ve eftalin tercihi. İmâmet biat akti ile kesinleşir,

 

İbn-i Battâl derki; Meftûlün kendinden eftal varken imâm seçilmesinin cevâzına delil var. Öyle olmasaydı hilâfet işi altı kişiden birinin seçilmesine bırakılmazdı, zîrâ Hz. Ömer biliyordu ki bunlar fazîletçe mutlak bir eşitliğe sahip değildir, biri diğerinden eftaldir. Evet, sevgili dostlarımız, Bunlar da Ulemânın hadis-i şeriften çıkartmaya çalıştığı hükümlerdir.

 

Cenab-ı Hak Ümmet-i Muhammed’i dâimâ Hak’ta ve hakîkatte birlik ve beraberlik içerisinde, kardeşlik içerisinde, Allah’a kul peygambere tâbî olan bir ümmet olmaktan mahrum eylemesin. İşte sizlere dersimiz bu meyanda devam edecektir İnşâ’Allah’u Teâlâ.

 

Dakika 25:17

 

(Visited 17 times, 1 visits today)