HadısŞerifKülliyatı 81-01-01

81- Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 81

81 Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 81

 

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

‘’Elhamdülillahi rabbil âlemin vesselatu vesselamu ala rasulina Muhammed ve ala ali Muhammed rabbi euzu bike min hemezatişşeyatiyn ve euzu bike rabbi en yahdurun, rabbi zidni ilmen ve fehmen ve elhıkni bissalihin ve cealna min ibadikes salihin, vecalni minellezine la havfun aleyhim velahüm yahzenün’’

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler, hadisi şerifler külliyatından keşif notlarımız devam ediyor. Dersimiz yine esbabı nüzul hakkındadır ki İbrahim suresine gelmiş bulunmaktayız (Aleyhisselam ve Aleyhimüsselam). Evet, kıymetliler, hadisi şeriflerden geldiğimiz numara 666. hadisi şerifteyiz. Ebu Ümame (R.A) Hazretleri anlatıyor; Resulullah (A.S.V) ardın da cehennem vardır orada kendisine irinli su içirilecektir. ‘’İbrahim Suresi Ayet 14- 16’’ bu ayeti kerimeler hakkın da şu açıklamalar yaptı; irin ağzına yaklaştırılır ondan ikram eder iğrenir biraz daha yaklaştırınca suratı yanar ve başının derisi dökülür, irini içince kıçından çıkıncaya kadar geçtiği yerleri ve bu meyan da bağırsaklarını paramparça eder. Resulullah (A.S.V) bu açıklama üzerine şu ayetleri okudu; ateşte ebedi kalan ve bağırsaklarını parça, parça edecek kaynar su içirilen kimseler. Bu da ‘’Muhammed Suresi Ayet 15’’ onlar yardım istediklerin de erimiş maden gibi yüzleri kavuran bir su kendilerine sunulur. Bu da ‘’Kehf Suresi Ayet 29’’ bunu Tirmizi rivayet etmektedir bu hadisi şerifi, esbabı nüzul ile ilgili bu ayetlerle ilgili bu rivayeti Tirmizi Ebu Umame’den oda Peygamberimizden rivayet ediyor. Evet, kıymetliler, Enes İbni Malik hazretleri anlatıyor; Resulullah (A.S.V) Allah’ın hoş bir sözü kökü sağlam dalları göğe doğru olan Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? ‘’İbrahim Suresi 24 ve 25’’ ayeti kerimelerin de zikredilen ağaç hakkın da o hurma ağacıdır buyurdu ve müteakip ayette ifade edilen kötü ağacı da Hanzala’ya zakkum Ebu Cehil Karpuzu da denir ki buna da mercimek ağacı da denmektedir, buna benzetti Ebu Cehil Karpuz’unu. Ayet şöyle çirkin bir söz de yerden koparılmış hiçbir sebatı olmayan kötü bir ağaca benzer.

 

Dakika 5:01

 

Bu da ‘’İbrahim Suresi 26. Ayeti Kerime’’ bunu da yine Tirmizi rivayet etmektedir. Evet, kıymetliler, güzel kelime kelime-i tayyibe âlimlerce kelimeyi şahadet, kelimeyi tevhit, kötü kelime de Allah’ı tanımamaktır. Küfre delalet eden her kelime, şirke delalet eden nifaka delalet eden her kelime kötü kelimedir. Bir ağacın damarları, gövdesi dalları meyvesi vardır, iman ve İslam da böyledir. Onun damarları ilim marifet yakindir, gövdesi ihlastır, dalları iyi amellerdir, meyvesi güzel amellerin gerektirdiği makbul ve Memduh eserlerdir. İşte kıymetliler, faydalı ilim, salih amel ile tezekkür ve tefekkür ile her zaman bakıp gözetmezse oda kurumak tehlikesine maruz kalır. Nitekim bir hadisi şerifte elbise nasıl yıpranır eskirse kalpteki iman da öylece yıpranıp eskir o halde imanınızı daima tazeleyin buyuruyor. Evet, kıymetliler, bunu taze kılmak için ibadetlerini ilmini irfanını yerli yerince devam edeceksin. Hayat verenin hayat çeşmesinden sürekli içeceksin. Bu hadisten de anlaşılacağı üzere Allah’ın emirlerini vakti vaktine yaparak salih ameller de bol zikir de bulunarak imanı beslemek taze tutmak gerekir. Kötü ağaç şecereyi habise şu 3 vasıfla tavsif edilmiştir. Habis yani pis ve kötü olması gövdesinin kopuk olması, toprağın üstün de koparılıvermiş demek ne kötü, Allah’a eş koşmak da böyledir, hiçbir sebatı yoktur. Kelimeyi habise grubuna giren küfür, yalan, gıybet, nemime, dedikodu, iftira vesaireden hiçbirinin bir dayanağı bir delili hiçbir salih ve vicdan da bir teyit ve takdiri yoktur. İşte kıymetliler, insanlar gerçekleri güzel anlasınlar diye böyle zaman zaman misaller verilmektedir. El Bera İbni Azip (R.A) Hazretleri anlatıyor; Resulullah (A.S.V) buyurdular ki Müslüman kabir de suale maruz kalınca Allah’tan başka ilah bulunmadığı ve Muhammed’in onun kulu olduğuna şehadet eder. Bunun delili şu ayeti kerimedir; Allah inananları dünya hayatın da ve ahirette sağlam bir söz üzere tutar zalimleri saptırır. Bunu da ‘’İbrahim Suresi 27. Ayeti Kerime’’ de görüyoruz Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, İbni Mace bunu rivayet etmişlerdir. Kabir de ilk iş olarak çok şiddetli bir hesaba çekilecek ve bu hesap amelden çok imanla ilgili olacak.

 

Dakika 10:02

 

Bu Buhari hadisi şerifi şöyledir; kul kabrine kondu ve onu getirenler geri döndüğü zaman, daha teşyicilerin ayak sesleri kaybolmadan kendisine iki melek gelip onu oturturlar ve derhal Muhammed (A.S.V) denen zat hakkın da ne demekte idin diye sorarlar? Eğer Mümin biriyse şehadet ederim ki o Allah’ın kulu ve Resulüdür diye cevap verir. Kâfir ve münafık kimseler ise aynı soruya bilmiyorum herkesin söylediğini söylüyorum der söylüyordum der. Resulullah (A.S.V) kabirdeki bu ilk sorgulamaya cevap veremeyenlerin maruz kalacakları azabın şiddetini tasvir ettiği zaman dinleyenler bağıra bağıra ağladılar. İşte Resulullah (A.S.V) Müminlerin bu korkunç hesapta Cenabı Hakk’ın yardımına mazhar olacağını müjdeliyor ve bu müjdeli haberi bir ayeti kerime ile delillendirip tekit ve teyit ediyor. İbni Abbas (R.A) Hazretleri Allah’ın verdiği nimetleri nankörlük ile karşılayanları ve milletlerini helak yurduna yaslanacakları cehenneme götürenleri görmüyor musun? Bu da ‘’İbrahim Suresi Ayet 27-28’’ ayetini açıklama sadedin de onlar vallahi Kureyş kâfirleridir, nankörlükte karşılanan nimette Muhammed Aleyhisselatu Vessselam’dır. Helak yurduna götürenlerin manası Bedir günü ateşe götürdüler demektir. Yani ilk savaşları Bedir’de kâfirler Müslümanlara karşı Peygamberimize karşı savaştılar iki kardeşten biri gâvur tarafın da, birisi Peygamber’in yanın da idi (A.S.V) işte imanla küfür, şirkle tevhid savaşıyordu ilk savaş Bedirdir. Küfrü, şirki, nifakı, zulmü orada yere serdiler. Büyük gâvurların kelleleri Bedir kuyusuna dolduruldu, işte kendi milletini ateşe götüren, hakkı hakikate karşı koyan bütün kâfir zalimler hep böyledirler. O zaman öyleydi bugün de aynıdır, seni İslam düşmanlığına karşı ey göğsü imanlı zürriyetler, milletler küfre karşı koyunuz. Şirke karşı koyunuz, zulme karşı koyunuz, iman da İslam’da Kuran’da Allah’ın emrin de Muhammed’e tabii olmakta (A.S.V) bir ve bütün olunuz, sakın ha dağılıp parçalanmayınız. Küfrü, şirki, nifakı, zulmü yok edin. Fitne yok oluncaya kadar Allah’ın emrin de aslanlar gibi cihad ediniz. İşte kıymetli dostlarımız, kendi milletini İslam’dan uzaklaştıran İslam’ın önünü kesen Allah diyenleri bile cezalandıran, namaz kılanları görevden atanları unutmayınız. Başı örtülü kızlarımızı yıllardır ağlatanları unutmayınız.

 

Dakika 15:01

 

Ey namuslular, imanlılar, imansızlardan daha cesur olunuz. Ey namuslular namussuzlardan daha cesur olunuz. Çünkü iman hiçbir kuvvetin karşısın da pes etmez, şahlanır kükredikçe kükrer, iman Allah’ın emrindedir. Küfür ve şirk ise kâfirdedir, zulüm zalimdedir, nifak münafıktadır, bunların karşısın da imanın kükreyecektir. Aslanlar kükreyince diğer canavarlar kaçacak yer aradığı gibi ve daha fazla. Ey kıymetli ve muhterem dostlarımız, Aişe’yi Sıddıka validemiz (Radıyallahu Anha ve Erdahünne) anlatıyor; sevgili Peygamberimiz Aleyhisselatu Vesselam’a şu ayetten diyor sordum; yerin başka bir yerle göklerin de başka göklerle değiştirildiği her şeye üstün gelen tek Allah’ın huzuruna çıktıkları günde sakın Allah’ın Peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma. ‘’İbrahim Suresi 47- 48. Ayetler’’ ve dedim ki ey Allah’ın Resulü o gün insanlar nerede olacaklar, sırat üzerin de cevabını verdi, sırat köprüsü üzerin de cevabını verdi bunu da Müslimi şerif, Tirmizi rivayet etmektedir. Üzerin de hiç haram ve haksız kan dökülmemiş, hiçbir günah işlenmemiş, hata yapılmamış gümüş gibi beyaz yeni bir arzın yaratılacağı ifade edilmiştir. Yine Müslim’den gelen rivayette kıyamet günün de yer bir çörek olacak onu Cebbar Celle Şanuhü kendi kudret eliyle sizden birinizin sefer de çöreğini elden ele çevirdiği gibi cennetliklere ikram olmak üzere çevirecektir. Arz 1. tebeddülün de gümüş gibi beyaz üzerin de haram kan dökülmeyen düz bir hal alacak ve bu sırattan önce olacak, 2. tebeddülü sırattan sonradır ve arzın çörek halini almasıdır. İşte bu sırada mahlûkat sırat üzerindedir. Arz bu ikinci durum da cennete girmeleri anın da sadece müminlere hastır. Evet, kıymetliler, şunu da belirtmekte fayda var, gayba ait uhrevi hakikatlere ait ihbârâtı  diniyeyi kabul etmek esastır. Ancak mahiyetin kelimelerin ifade ettiği dünyevi şekil de olacağın da ısrar etmek gerekmez. Tercüman ’ül Kur’an olan İbni Abbas Hazretleri (Radıyallahu Anhüm ve Erdahüm Ecmain) ahirette dünyadaki şeylerin sadece isimlerinin var olduğunu, mahiyetlerinin ise tamamen başka olacağını söylemiştir. Yani oradaki durumun nicelik ve niteliğini nasıl ’lığını ancak Cenabı Hak bilmektedir. Biz ancak o gerçeklere bir, bir iman eder inanırız.

 

Dakika 20:05

 

Ama nasıl ve niceliğini Allah’a bırakırız, şimdi de Hicr suresinin esbabı nüzul ile ilgili dersimiz Hicr suresine gelmiştir. İbni Abbas (R.A) anlatıyor; Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’ın arkasın da çok güzel bir kadın namaz kılıyordu. Cemaatten bazıları onu görmemek için ön safa kaçıyor münafık ve cahil takımından bazıları da en arka safa geliyor, rükûya vardığı zaman koltuğunun altından ona bakıyordu. Bu durum üzerine Cenabı Hak şu ayeti kerimeyi inzal eyledi; andolsun sizden öne geçenleri de biz biliriz geri kalanları da biz biliriz. ‘’Hicr Suresi Ayet 27’’ Ey münafıklar, ey kâfirler, ey zalimler, Allah’u Teâlâ her halinizi bilmektedir. Yaptığınız yanınıza kalmayacak, ey Müminler Müslümanlar sizin de her halinizi Cenabı hak bilmektedir ve ödüllendirecektir ve ödüllendirmiştir. İşte inananın hali işte inanmayanların halleri orta da yüce Allah her an bütün âlemleri içiyle dışıyla bilmektedir, ilmiyle kuşatmıştır her şeyi görür her şeyi duyar her şeyi bilir. O Suphan olarak her şeyden haberdardır, kudreti de her şeye yeterlidir. Aklını başına al, Allah’a teslim ol onun emrin de samimi bir kul ol. Hz. Muhammed’e tabi ol, Hz. Muhammed’e inzal edilen yüce İslam’ı itikatta amel de ahlakta hukukta onu iyice öğren, iyi Müslüman olarak o İslam’ı yaşamaya, Allah’a kulluk yapmaya bütün gücünle gayret et, itaat et isyan etme. Evet, kıymetliler, âlimler buradaki haberlerin zayıflığına işaret etmişlerdir ama ayet kısmı tabii ki zayıf değildir, hadisler kısmın da zafiyet olsa bile. Ebu Said Hazretleri anlatıyor; Resulullah (A.S.V) Müminin ferasetinden kaçının, çünkü o Allah’u Teâlâ’nın nuru ile bakar buyurup sonra şu ayeti kerimeyi okudular; elbette bun da fikri feraseti olanlar için ibretler vardır. Bu da ‘’Hicr Suresi Ayet 75’’ Evet kıymetliler, bu kelimenin aslı firasettir meseleyi doğru olarak değerlendirebilme kabiliyeti, hüküm de isabet etmek, veli kullarının kalbine konan nurla onların bir nevi keramet olarak insanların ahvalini doğru olarak sezmeleri, bilmelidir. Bir ilham olduğu için zahiri sebebi gösterilemez. Muhaddis denmiş ve ümmetten muhaddislerin çıkacağı belirtilmiştir.

 

Dakika 25:05

 

Bunun en güzel örneği Hz. Ömer’dir, ümmeti Muhammed’in içinden firaset nurları parlayan pek çok zatı muhteremler vardır. İnsanların iç halini keşfetmek, bu bir ilim dalıdır. Âlimler hadiste geçen Allah’ın nuru ile bakar sözünü, Allah’ın nuru ile aydınlanmış kalp gözüyle bakar şeklin de açıklamışlardır. Bazı âlimlerimiz kâmil mana da Mümin diye kayıtlamışlardır. Bir hadisi şerifte müminin karabetinden yani yakınlığından çekinin denmektedir ki feraseti veya sözündeki doğruluk ve isabetle ilme yakin olan zannındandır demektir. Firaset insanların içindekine muttali olmaktır. Yakinin keşif yoluyla kavranmasıdır, kaybın görmesidir kalpte parlayan bir nurdur ki manalar onunla kavranır. Onları yüzlerinden tanırsın ‘’Bakara Suresi 273. Ayeti Kerime’’ işte bu da firaset nurları ile tanımaktır. Kim gözünü haramlara karşı kapar nefsini şehvani şeylerden uzak tutar, batınını iç âlemini murakabe ve tefekkürle mamur kılar, helal yemeye alışırsa feraseti gelişir görüşlerin de hata etmez olur. Bazı arifler de feraseti şöyle açıklamışlardır; ruhlar melekût âlemin de dolaşır, bu esna da gaybi manaları seyrederler. Bilahare hakkın esrarından yani sırlarından bahsederken gözüyle görmüş bir kimsenin anlatış tarzıyla kesin ifadelerle anlatırlar. Ebu Osman El Mağribi arif o kimsedir ki Envar-ül ilim kendisini aydınlatır, o da bu aydınlık altın da gaybi acayibe bakar demiştir. Münadi yukarıdaki hadisi açıklarken şöyle kaydeder; hikâye görmediğini inkâr edene kar etmez. Evet, kıymetliler, öyle kalbi beyni kararmışlar vardır ki bu sözlerden hiçbir ibret almazlar.

 

Dakika 28:39

 

(Visited 60 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}