[jw7-video]

128- Amelde Fıkhı Ekber Ders 128

AMELDE FIKHI EKBER DERS 128

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler keşif notlarımız devam ediyor konumuz arazi amelde fıkıh ekberin dersleri. İhya konusunda arazinin ihyası konusunda elverişli hale getirilmesi bu konuda kıymetli âlimlerimizden Hanefi ekolunun o yüksek şahsiyetleri tabi ki ihya oraya bina yapmak, ağaçlandırmak, ekmek, sürmek gibi yine gerekiyorsa köprüler, kanallar açmak yine tohum, sulama, duvar çevirmek gibi şeyler tabi ihya ile ilgili olan şeylerdir dedi Hanefi uleması. Malikilerde benzeri şeyler söylediler mesela pınar, kuyu gibi su sulamadan faydalanmak için yine bataklık varsa onu ortadan kaldırmak ve Hanefilerin dediği gibi onları da değerlendirmek. Yine kesilecek kısmı varsa kesmek taşlarını almak gerekiyorsa onları almak gibi birbirlerinin aynısı veya birbirine yakın ifadeler kullanıyorlar arazinin ihyası konusunda da. Şafi uleması onlarda örfe başvurulur dediler ve güzel söylediler hepside Hanbelîlerde yine benzeri şeyleri söylediklerini görüyoruz sevgili Peygamberimiz (a.s.v); kim bir arazi üzerinde çepeçevre bir duvar kuşatırsa orası onundur buyurmuşlardır. Tabi başka sahibi tapusu yoksa başkasına ait değilse ve bunun zaten şeraitini açıklayarak geldik açıklayarak devam ediyoruz. Hangi araziyi duvarlarla çevirisi onundur dersimizin içinde dersler dinlenildikçe anlaşılacaktır anlaşılmıştır. Yine tahcir meselesinde de duvarla çevirme konusu bu Hanefiler tahcir dediler ederse oraya malik olamaz çünkü malik olması için tahcirinde şartları vardır. Hz. Ömer’in sözüne baktığımız zaman tahcir yapan bir kimse için 3 seneden sonrasında bir hak yoktur dediğini görüyoruz. Tabi bir Hz. Ömer’in de bu görüşünü Peygamberden aldığını düşündüğümüz zaman Hanefilerin keşifleri ne kadar yerinde olduğunu görüyoruz diğerlerinde de olduğu gibi. Çünkü şanlı Peygamber (a.s.v); her kim ölü bir araziyi ihya ederse orası onundur bununla birlikte tahcir yapanın 3 seneden sonra hakkı yoktur. İşte Peygamberimize istinat edilen bu kıymetli şerefli sözlere Hz. Ömer’de istinaden kendi görüşünü açıklamış olmaktadır.

Dakika 5:00

Yani konuyu keşfetmeden neresi ihya edilir onu da bilmeden olmuyor ulema enine boyuna her şeyi araştırmış ona göre hükümler konmuş. Malikiler tahvit tahcir edilmesi ihya olmaz dediler. Onlarda keşiflerinden sonra söylediler. Yine Şafiler ve Hanbelîler oraya malik olmaz tahcir etse bile dediler yine. Her kim bir Müslümanın daha önce ulaşmadığı yere varır ve ulaşırsa orada daha bir hak sahibidir. İşte bu cümlelerin hepsinin birer, birer keşfe ihtiyaç olduğu için müçtehit olmadan bu hükümleri kimse rastgele ortaya koyamaz. Şimdi aranan şartlar var buda malın mülkiyet altına alabilen herkesin ihyası caiz olur. Cumhuru ulema ki Şafiler hariç kim ölü bir araziyi ihya ederse orası onundur diyen Peygamber sözüne istinaden görüşü açıklarken Şafi uleması Müslüman olması şartını da koymuşlardır. Evet, ihya edende aranan şartlar bunlar. Arazide aranan özelliklere gelince hiç kimseye mülk olmaması gerekir. Yine bir arazinin merafik olmaması kullanılan bir yer olmamalıdır. Yine Şafi ulemasına göre İslam topraklarında olması da şarttır dediler. Yine diğer ulema ise Şafilerin dışında Dârul harp ile Dârul İslam arasında bir fark yoktur dediler Cumhuru ulema. Ebu Hanefi’ye göre o kıymetli İmam-ı Azam Hazretlerine göre yöneticinin izni ile olması gerekir yani ihya devletin izni İslam devleti izin verirse olur dedi kim? İmam-ı Azam. Kişi için imamın hoşnut olduğu şeyden başkası yoktur yani imam kelimesi dediğin zaman İslam devlet başkanı için söylenen sözdür buda dini terim olarak imam kelimesi kullanılır devlet başkanına. Kim birisini öldürürse onun selebi üzerindeki eşyası ona aittir bunların hepsi keşfe ihtiyacı vardır bu sözlerin bu savaşta olan bir mesele. Malikilere göre arazi yakın ise yani imar edilmiş yerlere işte o zaman devlet başkanının iznine ihtiyaç vardır dedi Malikilerde. Yine İmam-ı Ebu Yusuf ve İmam-ı Muhammed Şafi ve Hanbelîler şanlı Peygamberin (a.s.v) bu izni şeriat yoluyla sadır olmuştur dediler. Kim sahibi bulunmayan bir araziyi imar ederse o arazide daha çok hak sahibidir diyen hadis-i şerife istinaden öyle söylediler. Evet, kıymetliler tahcir yapan kimsenin 3 seneden sonra hakkı yoktur diyen Hz. Ömer’in ortaya koyduğu söze de bakılarak Peygamberimizin sözlerine de bakılıp keşifler ona göre yapılmış değişik şartlar ortamında bu keşiflerin hepsi mükemmeldir. Her ortamda neye göre yapılması şartlara şöyle bir göz atacaksın o şartlara göre bu yapılan keşiflerin hangisi hangi şartlara göre yapılmışsa hüküm ona göre uygulanmalıdır.

Dakika 10:35

Evet, efendiler yine bakıyoruz ki bu Peygamber sözüne ve diğer ona istinad edenlere Hz. Peygamber (a.s.v) Efendimiz Cüheyne’den bazı kimselere bir arazi pay etti onlar orayı çalıştırmayıp terk ettiler başkaları gelip orayı alıp ihya ettiler. Bu konuda öncekiler Ömer Bin El Hattab’a şikâyette bulundular. O da şöyle buyurdu; şayet o benim tarafımdan veya Ebu Bekir tarafından yapılmış bir paylaştırma olsaydı ilk sahiplerine geri vermeyecektim fakat şanlı Peygamber tarafından (a.s.v) pay edilmişti. Arkasından şöyle dedi; her kimin bir arazisi olurda 3 sene onu çalıştırmaz onu imar etmez ve başkaları gelir orayı imar ederse sonraki gelenler daha bir hak sahibidir dedi. İşte görüyorsunuz Hz. Ömer’den gelen haberde böyleydi. Kıymetli efendiler yine ihya konusunda ihya edilen bir arazi mülk edinilir oraya öşür veya haraç vergisi konulur. Harimi mülk edinilmez mevatın harimi ise mülk edinilir. Yine mülkiyet hakkı değil istilal faydalanmak hakkıdır buda ihya edilen arazinin mülk edilme konusunda söylediler ki buda bunu söyleyenlerden biri de kıymetli Fakihlerimizden Ebul Kasım Ahmet El Belhî’dir. Muhterem efendiler intifa hakkına sahiptir oradan kalktığı yahut ayrıldığı takdirde bu hakkı düşer. Genel olarak Fakihler mutlak mülkiyet hakkıdır böyle demişlerdir. Mülkiyeti de orayı terk etmekle yok olmaz yine Hanefi uleması ihya eden daha fazla hak sahibidir dediler. Yine ikinci hak devlete aittir. Ebu Yusuf gibi kıymetli âlimlerimizden bakın onun görüşü de Müslüman ihya etmiş ise öşür arazilerinden ise bunun vergisi öşürdür dedi. Haraç araziler arasında yer alıyor ise o zaman haraç alınır dedi İmam-ı Ebu Yusuf bu işlerin gerçek ustalarından biride odur. İmam-ı Muhammed ise öşür suları ile orayı ihya ederse orası öşür arazisidir. Haraç suları ile ihya ediyorsa haraç arazisidir. Yine esas aldığı görüş de budur kimin? Hidaye gibi kıymetli fıkıh kaynaklarındaki kayıt böyle yapılmıştır.

Dakika 15:25

Hanbelîler zimmî bir kimse ihya edecek olursa haraç arazisi olur dediler kim? Hanbelîler. Hepsi çok güzel keşiflerle konuyu aydınlattıklarını hükme bağladıklarını görüyoruz. Harim konusunda da kıymetli efendiler kuyunun harimi evin avlusu yol suyun akıp gideceği yer yine oranın meclisi buna benzer merafık gibi yerler harimdirler. Harimin meşruluğu konusunda da şanlı Peygamberin (a.s.v) kuyular için harim tayin etmiş olmasıdır pınarında icma ile bir harimi vardır her arazi için bir harim tayin etmiştir. Hanefi uleması bakın bu konuda ne diyorlar; pınarın harimi 500 arşındır. Her bir yandan 500 arşındır her bir arşında 6 kapsadır her bir kapsa da 4 parmaktır. Arşın ise dirsekten parmak uçlarına kadar ki uzunluktur o miktar pınarın sahibinin mülküdür işte Hanefiler pınar hakkında bunu söylediler. Yine gelen haberde harim hakkında sevgili Peygamberimizden gelen haber ki her kim bir kuyu kazacak olursa kuyunun çevresinden 40’ar arşınlık yer onundur bu duvarların davarlarının diyor bak bu davarlarının oradan gidip gelmesi içindir buyurdular. Yine şanlı Peygamberimiz buyuruyor adi yani eskilerden kalma kuyunun harimi 50 arşındır sonradan açılan kuyunun harimi ise 25 arşındır buyurdular. Hurma ağacının hariminin dallarının uzandığı kadar olduğuna hükmettiğini rivayet etmektedirler. Evet, kıymetliler pınarın harimi ise her bir taraftan 500 arşındır işte bunların tümünü kıymetli âlimlerimiz Hanefiler ve diğerleri değerlendirip keşfettikten sonra hükümler açıklanmaktadır. Yine Hanefiler kuyunun harimi hakkında bu atan kuyusu yani atan develerin çöktükleri yer demektir. Suyu el ile çekilen kuyu da demektir aynı zaman nadır kuyu buda deve ve başka bir vasıtayla suyu çekilen kuyu demektir. Ulemamız hepsini incelemiş atan kuyusunun harimi Hanefi ulemasının tamamen görüş birliğiyle her bir yandan 40’ar arşındır.

Dakika 20:00

Nadır kuyunun da harimi İmam-ı Azam gibi kıymetli bir âlime göre 40 arşındır Ebu Yusuf ile Muhammed’e göre ise 60 arşındır. Nadır kuyunun harimi 60 arşındır ihtiyaç kadar olacağıdır şu şartla ki bu kuyu mevat arazide İslam devletinin başkanının izni ile veya kendi mülkünde açılmış olmalıdır başkasının mülkünde açmış ise harim hakkı yoktur. Bu içinde bulunduğun kullanırken ne kadar ihtiyaç duyuluyorsa o kadar harim gereklidir değişik rakam verilmesinin hikmeti bunlara dayanmaktadır ve keşifler mükemmeldir. Kanal harimi kanal suyolu demektir. İmam-ı Muhammed’e göre kuyu seviyesindedir şeriatta bunun için bir delil yoktur o da ihtiyaç kadar neyse o kadardır yine burada ihtiyaçlara bakılır örfe bakılır. Yine akarsu konusundaki harim ise Hanefiler farklı kıymetli görüşler ortaya koymuşlardır. Ebu Hanife başkasının mülkündeki akarsuyun harimi yoktur derken İmam-ı Ebu Yusuf ve İmam-ı Muhammed her iki taraftan harimi olduğunu söylemişlerdir. Yine buradaki değişik görüşlerde ihtiyaç konusunda böyledir eğer o kadarı ihtiyaca cevap veriyorsa öyledir vermiyorsa böyledir zaten görüşlerinde zenginliği buradan gelmektedir. Ebu Yusuf’a göre her bir yandan akarsuyun eninin yarısı kadardır. İmam-ı Muhammed’e göre ise her bir yandan akarsuyun eni kadardır demişlerdir ve mükemmel keşifler yapılmıştır kıymetliler. Ağacın harimi 4 bir yandan 5’er arşındır şanlı Peygamber (a.s.v) ağacın harimi 5 arşın olarak tayin etmiştir buda ölçü böyle ise de ağacın özelliklerine göre bu daha da artabilir çünkü burada ölçü konmuş ama değişen şartlar ağacın özelliklerine göre de hükümler daima ne yapar hükümler gerçekleşir. Kuyunun harimi Malikiler de değişir dediler işte görüyorsunuz duruma göre değişir dediler ve güzel söylediler. Evin harimi ev halkının ihtiyaç duyduğu ihtiyaç kadar olduğu bak dile getirildi. Köyün harimi odun elde edilen yer ve merasıdır dediler ağacın harimi örfün maslahat bulunan yerlerdir dediler. Mükemmel keşifler gerçekleştirdiler. Şafilerde örfe başvurulur dediler hepsi güzel söylediler. Yüce Allah bütün âlimlerimize çok rahmet eylesin. Her kim kuyu kazacak olursa davarlarının gidip gelmesi için onun çevresinde 40 arşınlık yeri harimi vardır dedi. Kim dedi? Şanlı Peygamber efendimiz. Her konuda insanlığın eşsiz önderidir, cihan Peygamberidir, tüm âlemlere rahmet peygamberidir.

Dakika 25:05

Hanbelîlere göre 4 bir yandan 50’şer bir arşındır yani bedi kuyu yarısı kadardır 4 bir yandan 25’er aşırdır dediler adi olmayan kuyuya bedi kuyu denmektedir. Adi yani eski kuyunun hariminde sünnet 50 arşındır sonradan yapılmış yani bedi kuyusunun hariminde sünnet ise 25 arşındır ekim kuyusunun harimi ise 300 arşındır diye rivayet edildiğini görmekteyiz. Yine arşından kasıt el arşınıdır. Akarsuyun her iki yanından ihtiyaç duyulan kadardır. Ağacın harimi ise dalların uzandığı miktar kadardır hurma ağacın harimi yana doğru dallarının uzandığı kadardır.  Yine şanlı Peygamberimizden gelen haberde bir hurma ağacının harimi hususunda şikâyette bulunuldu oda dallarından birisinin getirilmesini emretti 7 veya 5 arşın olduğu görüldü oda buna göre hükmünü verdi. İşte görüyorsunuz daha önceki sözümüz burada daha da açıklığa kavuşmuş oldu. Evin harimi 4 bir yandan başkalarına ait mülklerle kuşatılmış bir evin harimi yoktur başkasının mülkünde ise ittifak olmaz. Hanbelîler de bu görüşleri sergilediler ve mükemmel hükümler koydular güzelim araştırma ve akademik araştırmanın neticesinde kıymetli efendiler. Yine konumuz koruma altına alma ile ilgili bununla dersimiz devam ediyor ki buna hima denmektedir. Hima ve ikta sesinin ulaştığı her tarafı himayeye alırdı diyor bunlar önceki uygulamalar. Yine şeran böyle olması şeran caiz olamaz. Hima himaye altına alınmış şeran manası ise İslam devlet başkanının mevat araziyi engellemesidir. Müslümanların menfaatlerine tahsis etmek için yapar. Bunun meşruluğu konusunda da caiz olmadığı sevgili Peygamberimiz (a.s.v) buyuruyor ki; Allah Resulünden başkasının himası yoktur buyurdu. İşte görüyorsunuz Şafilerde ittifakıyla onların İslam devlet başkanının bazı yerleri himaye altına alması caizdir buda şartların gereği mesela şanlı Peygamber (a.s.v) en Naki denilen yeri himaye altına almış olduğu gibi.

Dakika 30:00

Amir dedi ki ey müminlerin emiri biz cahiliye döneminde topraklarımız için savaştık İslam döneminde de bu topraklarımız üzerinde oturuyorken İslam’a girdik Müslüman olduk diyor. Sen ne diye bu topraklarımızı himaye altına alıyorsun. O zaman Ömer (r.a) başına önüne eğdi ve solumaya ve bıyıklarını burmaya başladı bir işten hoşlanmadığı zaman bıyıklarını burar ve solurdu Hz. Ömer o kıymetli halife şöyle dedi (Radıyallahu anhü ve erdahüm ecmain); mal Allah’ın malıdır kullarda Allah’ın kullarıdır. Eğer Allah yolunda sırtına yük vurdukların yani cihat için kullanılan cihat vasıtaları olmasaydı bir karış arazi dahi himaye altına almazdım buyurdu o kıymetli halife Hz Ömer. Yine kıymetli bir rivayette bize Hz. Peygamberin en Naki Ömer’in de şeref ve rebeze adlı arazileri himaye altına aldıkları haberi ulaşmış bulunmaktadır Buhari şerifte bu haberi vermektedir. Yine Hz. Ömer Huneyn diye isimlenmiş olan bir hizmetçisini himaye altına aldığı yerde görevlendirdi ve ona buyurdu ki Ey Huneyn sen Müslümanlara karşı iyi davran onlara herhangi bir şekilde zarar verme mazlumun bedduasından da kork çünkü mazlumun duası kabul edilir. Şureybe ve guneyme sahibini oraya al sakın ibn-i Af ile İbn-i Affan’ın davarlarını oraya alma çünkü onların davarları helak olacak dahi olsa geride hurmalıkları ekinleri vardır. Şureybe ve guneyme sahiplerinin davarları telef olacak olursa yanıma çoluk çocuğu ile gelir ve ey Müminleri emiri ben onları böylemi bırakayım baban olmayısıca diyecek olursa ben ne yaparım su ve ot benim için altın ve gümüş vermekten daha kolaydır. Allah’a yemin ederim onlar topraklarından bir kısmını himayeye aldığım kimseler benim kendilerine zulüm ettiğim görüşündedirler çünkü orası onların topraklarıdır cahilliye döneminde o topraklar için savaştılar. İslam döneminde de o topraklar üzerinde Müslüman olarak bulunuyorlar. Nefsim elimde olana yemin ederim eğer Allah yolunda sırtına yük vurduğum mal olmasaydı yani cihat için bunlar kullanılmış olmasaydı onların topraklarından aleyhlerine bir karış toprağı dahi himayeye almazdım buyurdu Hz. Ömer. İşte buda milli savunma için gerektiği zaman gerekenlerin yapılabileceğini gösteriyor Hz. Ömer’in burada ki yaptığı muamele.

Dakika 35:00

İcma ile bu kabul edildiğini ulema bildirmiştir. Allah her hangi bir Peygambere bir şeyi bedelsiz olarak yedirecek olursa mutlaka bunu ondan sonra yerine geçecek kimseye de yedirir. Bu hadisi şeriftir İmam-ı Ahmet Hanbelî Hazretlerinden ondan rivayet edilmiştir. Malikiler ihtiyaçlarının bulunması yine az olması gerekir dediler affa olacaktır dediler. Yine cihat ve buna benzer şeyler için olmalıdır dediler. Herkes güzel keşfini ortaya koydular. İslam devlet başkanı hima yapsa başka imamın değiştirmesi caiz midir? Evet caizdir. Şimdi birde ikta meselesi var kıymetliler ikta himadan sonra ikta ölü arazilerin bir kısmını bazı kişilere vermektir yani tahsis etmek olduğunu görüyoruz ölü arazilerin ama hangi arazinin ölü olup olmadığını işte İmam-ı Azam devletin tespit edeceğini söyledi diğer kıymetli âlimlerimizde görüşlerini ortaya koydu. İmamın Allahın malından her hangi bir şeyi ehil gördüğü kimseye helal kılmasıdır ikta budur dediler. Bunun İslam’da ki yeri devlet başkanını ölü araziyi ihya yoluyla vermesi caizdir dediler. Bu konuda cihan Peygamberi Hz. Muhammed (a.s.v) Hadramevt de bulunan bir araziyi ona ikta olarak vermiş ve yerini tahin edip vermek üzere Muaviye’yi göndermiştir. Peygamber (a.s.v) Ez Zübeyir’e atının koştuğu yer kadar bir araziyi ikta olarak verdi oda atını koşturdu nihayet durdu daha sonrada kamçısını attı ve kamçısının ulaştığı yere kadar olan kısmı ona ikta olarak veriniz dedi. Şanlı Peygamber(a.s.v) cüheyne veya müzeyneli bir gurup kimseye bir araziyi ikta olarak vermiştir. İşte kıymetliler meşruiyeti bu Hadisi Şerifelerden anlaşılmaktadır. Yine kıymetli sahabeler 5 kişiye ikta verdiğini Peygamberimize rivayet etmişlerdir o Ömer (r.a) şöyle demiştir bize yakın Basra da bir yer var orası haraç arazisinden değildir. Müslümanlardan kimseye de zarar yoktur eğer orayı bana ikta olarak vermeyi uygun görürsen bende orasını atlarımın alafını temin etmek için ekip biçerim. Hz. Ömer Ebu Musa El Eşari’ye şunu yazdı eğer durum dediği gibiyse orayı ona ikta olarak ver dedi.

Dakika 40:00

Evet, kıymetliler işte görüyorsunuz deliller ortaya konuyor peşinden keşifler geliyor hükümler konuyor. Madenlerin ikta edilmesi de caizdir efendimiz Hazretleri Hz. Muhammed Müzeyneli Bin Bilal Bin El Harise kabelliyye madenlerini celsi ve cabri olanıyla ve Kudüs taraflarında ziraata elverişli olan kısımları ile ikta olarak verdi ona hiçbir Müslüman’ın hakkını da vermedi. Evet, kıymetliler işte görüyorsunuz kıymetli âlemimiz her şeyi nasıl incelemişler. Mevatın ihdası görüş birliği ile caizdir dediler. Kimin görüş birliği? Tüm mezheplerin. Malikiler oraya malik olur temlikten ibarettir dediler. Malikilerin dışındaki çoğunluk ulema malik olunmaz ikta ile mevat araziye malik olunmaz dediler. Hanefiler ise azamisi 3 yıl olan bir süre içerisinde orayı ihya edecek olursa hak sahibi olur dediler. Tahcir yapan kimsenin 3 yıldan sonra bir hakkı yoktur diyor Hz. Ömer’den gelen haber daha önce de hatırlatmıştık bunu. Yine Şafiler, Hanbelîler intifa yoluyla ikta edilmesi caizdir dediler zararda yoktur zarara zararla karşılık vermekte yoktur işte bu hak ölçülere dikkat edilmesi gerekir. Yerin altında bulunan şeylerdir maden dendiği zaman rikaz dendiği zamanda yer altında gömü bulunan maldır dediler rikazların diğer adı definedir buna Kenz de denmektedir Kenz hazine anlamında. Hanefi ulemaları Hanefilerin o kıymetli âlimleri işlenen madenler birde eritilmeyen madenler elmas, yakut, billur, akit, firuze, benzeri madenler zırnık sürme gibi. Yine sıvı madenler petrol, zift ve buna benzer deri diye Hanefi uleması bunları kısımlara ayırdılar. Şafi ve Hanbelîler onlarda güzel açıkta olan gizli olan gibi kısımlara ayırdılar. Yine Hanefi uleması devlet başkanının ikta olarak vermesi caiz değildir dediler yani madenlerin. Yine maden sahibi olmayan bir arazide olursa 5’te 4,ü 5’te 1’i Beyt-ül Mala aittir dediler 5’te 4’ü ise bulan elde eden kimseye aittir dediler Hanefi âlimleri. Yine rikaz da 5’te 1 vardır dediler.

Dakika 45:03

Peygamber efendimizin bu sözünü delil olarak ortaya koydular çünkü şanlı Peygamber rikaz da humus vardır buyurmuşlardır yani 5’te 1’i Allah’ın yeryüzünü yarattığı gün içinde halk ettiği şeydir rikaz için söylendi bu yine elmas, yakut ve benzerleri bunda 5’te 1 yoktur hepside bulana ait olur dediler. Petrol ve zift gibiler ise hepsi bulana aittir dediler cıvada ise 5’te 1 vardır mülkünde veya evinde 5’te 4’ünün mülk sahibine ait olacağı Hanefiler burada ittifak halindedirler. Rikaz’da da 5’te 1 vardır İmam-ı Azam gibi o büyük şahsiyet kendine ait arazide veya evinde bulan kimsenin 5’te 1’sini vermesi gerekmez dediler. Evet, İslam alameti yine mülk olamayan arazilerde bulunursa yukarta durumundadır dediler. İslami olmadığı anlaşılırsa 5’te 1Beyt-ül Mala ait olur buyurdular. Mülk olan yani sahibi olan arazide bu konuda da ne dediler 5’te 1 vardır ve rikaz’da yani definede 5’te 1 vardır 5’te 4 ise bulana aittir dediler. Darul harpte ise hazine yani Kenz konusu bulana aittir 5’te 1 de yoktur dediler mülk olan bir arazide ise 5’te 1’i Beyt-ül Mala aittir geri kalanı ise Ebu Hanefi ile Muhammed’e göre arazinin sahibine aittir dediler. Ebu Yusuf’a göre ise bulana aittir dedi denizden çıkartma konusu da hepsi bulana aittir dediler o denizin kıyıya ittiği şeydir onda 5’te 1 yoktur. Diğer taraftan gayri Müslimlerin içinden incinin, amberin çıkartıldığı denizin iç tarafları üzerinde mülkiyetleri sahip olmaz o bakımdan denizin içinden çıkan onların yenik düşürülmesi yoluyla alınmış şeyler sayılmaz. Bu bakımdan ganimette olmaz onda 5’te 1’i bile bulunmaz amber ise bilinen bir koku türüdür diye Peygamberimizden bu rivayet gelmiştir. Bunu İbn-i Abbas’ın rivayet ettiği kayda alınmıştır. İmam-ı Ebu Yusuf ise 5’te 1 vardır diyor Hz. Ömer’in bir inci bulan amirine yazıyor onda 5’te 1’nin bulunduğunu bildirdiği mektubudur buda ganimetlerdeki 5’te 1’se Kuran-ı Kerimin nassı ile sabittir. Denizin madenleri de Kuran-ı Kerimin madenleri hakkında denizin madenleri karanın yani denizin dışındaki kara parçasının madenleri gibidir. Nisaba ulaştıkları takdirde bunlarda da zekât vardır çünkü zekât şanlı Kuranla sabittir.

Dakika 50:02

Maliki uleması da kıymetliler kıymetli keşiflerini ortaya onlarda koydular inşaAllah dersimiz onlarla devam edecektir. Malikiler maden konusunda kimsenin mülkiyeti altında olmayan intifa olarak ikta edilebilir dediler mülkiyeti altında ki arazide imama aittir dediler. Malikilerin ekolünde madenler devlete aittir madenlerde verilmesi farz olan hak ise zekâttır buda 40’da 1’dir. Rikaz konusunda da yani define konusunda meskûn olmayan uzak yerlerde cahilliye döneminde olmuş ise bulana aittir dediler mülk olan bir arazide bulana ait olacağı da arazinin malikine ait olacağı da söylendiğini görüyoruz. Bulana ait olması arazi fed edenlere ait olacağı söylendiğini de görüyoruz sulh yoluyla fes edilen arazide yine bulana ait olacağını dile getirdiklerini görüyoruz. Şafi uleması ister temlik ister irfak bu madenler herkese aittir demişler. Ey Allah’ın resulü o akan tatlı su gibidir bunun üzerine Peygamber (a.s.v) o halde hayır ikta etmiyorum buyurdu. Şimdi ona malik olur Şafilere göre yani ölü araziyi ihya eden kimse için söylediler. Hanbelîler madenlere de malik olur dediler her kim bir Müslüman’ın daha önce ulaşmadığı şeye ulaşırsa o da onundur diyen hadisi şerife istinaden. Şafi ve Hanbelîler zahir madenler devlete aittir gizli ve batıl olanlar yine bulanın olmaz oda devlete aittir dediler şafi ve Hanbelîler. 40’da 1 yani 100’de iki buçuk vardır buda zekât için söylediler. Eğer cahilliye döneminde oraya konmuş ise defile ise 5’te 1’i Beyt-ül Mala ait bir haktır geri kalan ise o araziye kendi çalışması ile malik olan kimseye aittir dediler. Hazine İslami olur ise maliki de bilinirse ona aittir değilse o lügatedir dediler. İşte kıymetli âlimlerimiz her konuda çok kıymetli görüşler belirlediler muhterem efendiler ne güzel çalıştılar bizim önümüze her konuyu halledip koydular. Kıymetli ve muhterem izleyenler keşif notlarıyla derslerimiz devam ediyor amelde fıkıh ekber ve haklar meselesidir ki buradaki konumuzda irtifak hakkıdır.

Dakika 55:06

Bu faydalanma demektir şerri şerifte eksik mülkiyet türlerinden saymıştır suyun başkasına ait olan araziden geçirilmesi gibi yine yükselme hakkı teali denmektedir buna. Yine ammen mülkü olması ile özel bir mülk olması arasında ki farkın olmadığı irtifak hakkı ayni bir hak aynı zamanda irtifa intifa konusunda da hak aynı ve şahsi haklar olmak üzere kısımlara ayrılmışlardır. Modernim kabul edilen hukukçulara göre. Evet, kıymetliler eşine rastlanmayan çağdaş hukuk eskimeyen hukuk ilahi hukuktur. İrtifak hakkı bir akar için söz konusu olur intifa hakkı ise kişi için söz konusu olmaktadır. İrtifak daimi bir haktır intifa hakkı ise muhakkak olan bir haktır. Evet, kıymetliler Hanefi ulemasına göre irtifak hakkı bir mal değildir ama mülktür. Yine umumi hükümler konusunda zarar ve zarara zararla karşılık vermek yoktur ilkesinden hareket ederek. Kamu mülkleri bütün insanların sahip olduğu haklardandır. Kadim bir hak olduğu var sayılır yine malikin izni olmaksızın irtifak hakkı sabit olmaz. Zarar kadimde olmaz buyurmuşlardır kadim kıdemi üzerine bırakılır kaidesi ile de hareket edilmiştir kadim kıdemi üzerine bırakılır. Yine şirp yani sulama yine yol tarik yani bununda mecra mesil civar icali gibi haklar buda irtifak haklarının çeşitleri olarak görülmektedir şirp sulama şeriatta ki şirp sulamak için sudan düşen pay demektir şeri şerife sefe şirp hakkıdır içme hakkı demektir efendiler. Yine şirp sefe hakkı açısından suların şöyle çeşitlerine bakınca özel kaplara doldurulmuş sular kişinin özel mülküdür bu cihan Peygamberinin (a.s.v) taşınabilir kadarı müstesna suyun satılmasını nehy ettiği rivayet edilmiştir.

Dakika 1:00:00

Bak taşınabilir kadarı müstesna suyun satılmasını nehy ettiği rivayet edilmiştir bak taşınabilenler sadece satılabilir bilmesine ruhsat verildiği görülmektedir. Yine Hanefi âlimleri kişinin mülkiyeti altında olmazlar neydi o pınar, kuyu, havuz suları gibi insanlar 3 şeyde ortaktırlar su, ot ve ateşte tabi şartlar değişip örf değişince burada ki durumlarda değişmektedir. Değişen şartlara zaten yüce İslam şeri şerif hükümleri onların değişen şekliyle onlara hüküm vermiştir çünkü şartların çağlarında önündedir yüce İslam yani her şeye hüküm İslam’da hazırdır yeter ki ilimle âlimle müçtehitle hareket etmeyi bil. Yine mülkiyeti altında bulunan özel sular herkesin bu gibi sularda şirp sulama hakkı değil sefer içme hakkı vardır. Hanefi uleması yine böyle bir hak hem içmek hem de sulamak hakkından ibarettir demişlerdir görüyorsunuz Hanefiler hem burada sulamak hem içmek dediler. Büyük nehirler konusunda da bütün toplumun hakkıdır nehirlerden sulamak da içmekte ve kıymetli âlimlerimiz bunları ayrıntılarıyla akademik bir araştırmaya tabi tuttuklarını görüyoruz şirp hakkı miras alınır. Yine miras veya vasiyet yoluyla arazi olmaksızın dahi ona malik olunabilir yine Hanefi âlimlerinin bu keşiflerine göre. Üsteki alttan olandan önce sular ve topuklarına ulaşıncaya kadar suyu bırakır daha sonra yanı başında ve en altta olan suyu bırakır ve bütün sulanacak bahçeler bitinceye veya su tükeninceye kadar böyle yapılır. İşte şanlı Peygamberimizden gelen haberdir bu yüce İslam şanlı Peygamber hayat nizamı ve hayat Peygamberi olduğu için her konuda bakın hayatın şartlarına hayat şartlarına hayati cevaplar verilmektedir. Yine sahabeden Zübeyir ile Ensar’dan olan bir kişi El Harrede bulunan ve kendisi ile hurma ağaçlarının sulandığı küçük bir su ile sulama konusunda ihtilafa düştüler. Ensar’dan olan kişi Zübeyir’e suyu kendisine salmasını istediyse de Zübeyir’e kabul etmedi durumu Resulullah (s.a.v) arz edip davalaştılar. O adaletin Peygamberi rahmet Peygamberi (a.s.v) Zübeyir’e şöyle dedi; önce kendi arazini sula sonra suyu komşunun arazisine sal Ensar’dan olan kişi şöyle itiraz etti: Ey Allah’ın resulü bu senin halanın oğludur diye mi böyle hüküm veriyorsun o Allah’ın resulü (a.s.v)

Dakika 1:05:07

O şanlı Peygamberin benzi attı ve şöyle buyurdu: Ey Zübeyir su köklere ulaşıncaya kadar araziyi sula Zübeyir derki Allah’a yemin ederim ben şu rabbine yemin olsun onlar aralarında ki anlaşmazlıklarda seni hakem kabul etmedikçe ve de verdiğin hükümden dolayı işlerinde her hangi bir sıkıntı olmaksızın ve tam bir teslimiyetle o hükmü kabul etmedikçe iman etmiş olmazlar Nisa suresi 65. Yüce Allah’ın buyruğu olan bu ayeti onun hakkında nazil olduğunu zannediyorum diyor. İşte görüyorsunuz Allah’ın resulüne bile bu şekil davranan insanlar olabiliyor. Resulullah (s.a.v) mehzur ve müzeynep yani Medine de 2 vadi adıdır ki bunların selleri ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur şanlı Peygamber (a.s.v) ilk kişi topuklarına ulaşıncaya kadar suyu tutar sonra üst taraftaki suyu alttakine bırakır. Şirp hakkı konusunda da kıymetli âlimlerimiz başta İmam-ı Azam Ebu Hanefi bak ne diyor; ortak akarsuyun bakım masrafı üstten aşağıya doğru ortaklara aittir Ebu Yusuf ile Muhammed’e göre şirp ve arazi hisselerine göre pay edilir dediler. Yine şufanın söz konusu olduğu mülk hastır söz konusu olmadıysa umumidir. 10 kişiye ait olan veya tek bir köye ait olandır 40 kişiden daha çok 100 veya 1000 kişiden daha az sayıdaki kişilere ait olandır da denilmiştir yani bu has konusu şufayla ilgili burada da bu beyan ortaya konmuştur. Şufanın söz konusu olmadığı ise umumidir dediler has olanın tahdidiyle ilgili de farklı görüşler beyan edildi dile getirdiğimiz görüşler işte o faklı görüşlerdendir kıymetliler. Şefe hakkı da bunu içmek demektir elde kullanmak için veya canlıların sulanması içindir. Susuzluk ve benzeri tehlikelerin gidermek içindir şefe hakları mutlaktır her insanın kullanmak üzere mubahtır. Yine paylaştırılabilen su hakkında da insanlar 3 şeyde ortaklardır su, ot ve ateş buyrulduğunu hatırlatmıştık şimdi kendisini telef olmaktan koruyabilecek kadarını almak silahlı olarak dahi bu ölüm tehlikesi varsa kişi ne yapar onu almak için gereken çareye başvurur.

Dakika 1:10:02

Onlara karşı ne diye silah kullanmadınız? Hz. Ömer şöyle demiştir: Şimdi eğer bir insan iyilikten anlamıyorsa işte o zaman gereken yapılmaktadır ve o tehlike atlatılmak için insanlar bu sudan alabilir abdest almak ve elbise yıkamak için taşıyabilirler. Yüce Allah işlerin yüce olanlarını sever bayağı ve adi olanlarını da kerik görür buyurdu Peygamber efendimiz. Müslümanlar büyük düşünen insanlardır ama her zaman büyük düşünen Müslüman çok yanlış düşünen insanlarla karşı karşıya kalma durumu da vardır bu dünyada. Kaplara doldurulmuş su mülkiyeti altına girmiştir yine mecra konusunda da arazisine akıtmak hakkıdır mecra hakkı denilen burada hükümleri şeriatta ki genel ilke ile ortaya hükümler konmuştur. Arazisinden geçirmek isteyen komşusunu engelleme hakkı yoktur. Neyi geçirecek? Suyu araziden geçirecek sulayacak bunu engelleme hakkı yoktur. Senin karnının üzerinden bile olsa Allah’a yemin ederim o suyu geçirecektir diyor Hz. Ömer birisine işte böyle söyledi. Kamuya gelecek zararı önlemek için özel zarara katlanılır. Kadim ise kadim olan kıdemi üzere bırakılır ve izale edilmez zarar kadim olmaz olamaz Allah’a yemin ederim senin karnının üzerinden bile olsa mutlaka bu suyu geçirecektir diyen Hz Ömer’in bu sözünü dikkat ile unutmamak gerekir. Dahhak Bin Halife El Urayt denilen sudan kendi bahçesine bir kanal açarak su getirdi bu suyu da Muhammed Bin Mesleme’nin arazisinden geçirmek isteyince Muhammed Bin Mesleme kabul etmedi Dahhak ona ne diye beni engelliyorsun dedi hâlbuki o senin de faydanadır. Öncede sonra da o sudan sen sulayacaksın üstelik bunun sana zararı olmayacak ancak Muhammed Bin Mesleme bunu kabul etmedi. Dahhak bu hususta Hz. Ömer’e geldi ve konuştu Hz. Ömer Bin El Hattab (Radıyallahu anhüm ve Erdahüm Ecmain) Muhammed Bin Mesleme’yi çağırdı ve ona müsaade etmesini istediyse de o olmaz diye diretti. Hz. Ömer şöyle dedi: Niye kardeşine faydalı olacak bir şeyi engelliyorsun üstelik bu senin içinde faydalı olacaktır. Öncede sonrada o sudan sen sulayacaksın üstelik onun sana zararı olmayacaktır ancak Muhammed Bin Mesleme yine hayır Allah’a yemin ederim geçilmeyecek dedi. Yani suyolunu vermiyor suyu. Hz. Ömer’de şöyle dedi: Allah’a yemin ederim karnının üzerinden bile olsa o suyu geçirecektir dedi. Hz. Ömer Dehhak’a suyu oradan geçirmesini emretti Dahhak da bunu yaptı. İşte görüyorsunuz bu gibi hakları kimsenin engelleme gibi bir hakkının olmadığı ortada görülmektedir. Yine mesil konusunda da ihtiyaç fazlası suları bir evden veya bir iş yerinden geçirme hakkıdır bu hakta baki kalınmaya devam eder zarar kadim olmaz mülküne ulaşabilmesi için burada mürur hakkı ki geçiş hakkıdır bu umumi bir yol ise her insan bu yoldan faydalanmaya ve onun hakkına sahiptirler. Alış veriş için yer de yapabilir dolayısıyla zarar vermemek yine hâkimin izin vermesi durumlarında yine Ebu Hanefi’ye göre izin almak şartıyla caizdir. Ebu Yusuf ve Muhammed’e göre izin şartı aranmaz Şafilerle Hanbelîler onlarda izin şartı aranmaz dediler. Daha önce her hangi bir Müslüman’ın ele geçirmediği bir şeyi elde eden o şey üzerinde başkalarına göre daha bir hak sahibidir diyen hadisi şerife istinaden. Malikiler engel olunacağı konusunda ittifak vardır Şafiler ise onlarda görüşlerini bu istikamette ifade ettiklerini görmekteyiz. Yine tealli konusunda da oda tavan alttakinin sahibine aittir Malikilere göre Hanefilerin görünüşünü benimsemişlerdir Malikiler. Tavan üsteki katın sahibi ile müşterektir demiştir Şafilerde. Evet, kıymetliler her şeyi inceleyen bu kıymetli âlimlerimize bol rahmet okusun İslam âlemi. Hanefilerin dışında bunun bağımsız olarak satılması caizdir dediler. Yine İmam-ı Azam hazır yasaklılık demiş Ebu Yusuf ve Muhammed mubahlıktır diyor şimdi civar konusunda da zarar olmamak gerekir sıkıntı ve şerrinden yana komşusunun güvenlikte olmadığı kişi cennete giremez buyurdu Peygamber efendimiz yani kimse kimseye zarar vermemeli hele de komşular arasında ve birbirinden emin olmalıdır. İmam-ı Ebu Yusuf ile imam-ı Muhammed komşusuna zarar vermeyecek şeyler ile kayıtlıdır dediler zarar vermeyecek bu konuda İslam’da zarar da yoktur, zarara zararla karşılık vermekte yoktur. Buyrulmuştur ve Hanefilerde bunlara istinat etmişlerdir bu Peygamber sözlerine diğerlerinde de olduğu gibi.

Dakika 1:20:13

Şimdi kıymetliler yine muzaraa konusunda da ekin şeran mahsulün bir kısmı üzerine yapılan akit demektir muzaraa Malikiler ekinde ortaklıktır demişlerdir. Arazide çalışmak muzaraa ile muhabere tohum arazi sahibi tarafından verilir demişler bunların aynı şey olduğunu da söylemişlerdir. Meşruluğu konusunda da imam- Azam İmam-ı Züfer müzaraa’yı caiz kabul etmişlerdir müzaraa’yı caiz kabul etmezler etmişlerdir diyen söz doğru değildir müzaraa’yı caiz kabul etmezler İmam-ı Azamla, İmam-ı Züfer. Yine İmam-ı Şafi müzaraa’yı caiz görmez oda Şafiler fakat caiz kabul etmişlerdir burada İmam-ı Şafi kendi mezhebi ile muhalefet halindedir. Yine Ebu Yusuf ile Muhammed Malik Ahmet Davud Ez Zahiri cumhurun görüşü de budur. Hay beldeler ile araziden elde edilecek ekin konusunda mudarebe akdi gibi caizdir dediler insanların ihtiyaçları vardır. Yine bunun hükmü konusunda da Hanefi uleması icab ve kabuldür dediler muzaraa konusunda. Hanbelîler Hanefilere göre lazım olmayan bir akittir Hanbelîler bu akit diğer şirketler gibi lazım olmayan bir akittir dediler Hanefiler dedi bunu. Bu Hanbelîler ise muzaraa ve musakat akdinin lafsan kabule ihtiyacı yoktur dediler. Yine diğerleri de kıymetli görüşlerini birbirlerine yakın olarak dile getirdiler. Malikiler lazım bir akit haline gelir dediler. Yine Hanbelîler lazım olmayan 2 akit olduğunu söylediler neye? Muzaraa ile musakaya söylediler. Yine şerait konusunda Hanefiler akil mümeyyiz olması gerekir kim? Akit yapan kişi. Yine Ebu Hanefi’nin görüşü ki mürtet olmamalıdır Ebu Yusuf ve Muhammed’e göre bu şart ön görülmez demişlerdir. Yine şartlar ki neyin ekileceğinin bilinmesi gerekir dediler ekin konusunda da. Ürünün akitte belirtilmesi gerekir yine ürünün ortak olması çünkü şirket olduğu için akit meselesi. Yine kısmının belli edilmesi ekime elverişli olmalıdır.

Dakika 1:25:08

Buda ekilen yerin özellikleri hakkında şartlardır teslim edilmesi şarttır yani arazinin ekip biçecek kişiye teslimi şarttır. Aracın akla tabi olması icab eder mesela çağın vasıtası araçları neyse onların sürenin belli olması gerekir de dediler ehil kişiler olması yine ziraata elverişli olması ki buda arazi hakkında dediler. Amilin baş başa bırakılması aynı ve müşterek olması tohumun kim tarafından verileceği bildirilmesi her birisinin payının açıklanması tohumun türünün açıklanması gibi özellikler şart koşulmuştur efendiler ve diğer kıymetli âlimlerimizde kıymetli görüşlerini beyan ettiler yeri geldikçe bizde onlara değinip keşif notları halinde takdim etmeye çalışıyoruz. Şafiler tohum ise arazi sahibi tarafından verilir dediler. Hanbelîler müzaraa’yı caiz kabul ederler durumu hakkında da İmam-ı Ebu Yusuf ve Muhammed arazi ve tohum birisinden emek, hayvan, ziraat aracıda ötekinden olması hali böyle bir müzaraa caizdir dediler. Evet, yine arazinin bir kişiye hayvan, tohum ve emeğin bir başka kişiye ait olması hali de caizdir dediler. Arazi, hayvan ve tohumun bir kişiye emeğinde başka kişiye olması da caizdir dediler. İslam’ın Caddesi geniş olarak rahmet dinini güzel tanıtmak için elden geleni yaptılar. Sahih müzaraa konusunda da Hanefi uleması bütün işler ekimi yapana aittir dediler. Gübre, otların temizlenmesi, hasat, ekinin dövülmesi, ürünlerden alacağı pay oranında akdi yapan taraflara aittir denildi mahsul ittifak edilen şarta göre pay edilir denildi. Müslümanlar şartlarına bağlı kalırlar buda cihan Peygamberin sözüdür (a.s.v). Evet, muhterem izleyenler şöyle görüyoruz ki ne kadar göz nuru dökerek ne kadar büyük emekler verilmiş ve amelde fıkıh ekber gibi bütün ilimlerin kaynağı olan delillerle lehte aleyhte ne varsa ortaya konmuştur. Musakat konusunda da bu lügatte sulamak aynı zamanda amel kökünden gelmektedir. Şeran musakat meyve ağaçlarının ıslah ve bakımını yapacak olan kimse hakkında yapılan bir akitten ibarettir. Meşruluğu ise Hanefi ekolünün âlimler buda müzaraa gibidir dediler. İmam-ı Azam İmam-ı Züfer’e göre caiz değildir dediler. Her kimin bir arazisi varsa onu bizzat eksin 3’te 1, 4’te 1 tayin edilmiş bir yiyecek karşılığında da onu kiraya vermesin diye bu habere göre istinad ederek bakın İmam-ı Azamla İmam-ı Züfer bu konuda ne dediler? Caiz değildir dediler.

Dakika 1:30:45

Ebu Yusuf ve İmam-ı Muhammed gibi kimseler kıymetli âlimler İmam-ı Malik, Şafi, İmam-ı Ahmet Bin Hanbel ki bunlar çoğunluk ulemadır. Şartlarla bir takım şartlarla caizdir dediler. Şanlı Peygamberin Hayber halkıyla yaptığı muameleyi de delil gösterdiler. Ekin veya meyvenin yarısı karşılığında Hayber halkıyla anlaşmıştır dediler. Mübahlığı üzerinde Ashabı Kiramın da icması vardır. Maliki mezhebine mensup İbn-i Cüzey musakat istisna edilmiş caiz bir akittir dediler. Ne güzel çalıştılar ne güzel keşif eylediler. Bunun da rüknü konusunda icab ve kabuldür dedi hepsinde olduğu gibi Hanefi uleması. Lafız ile lazım olur dedi Malikilerde Şafiler lafsa kabul edilmesini şart koşarlar. İşte görüyorsunuz ki ulema çok kıymetli çalışma yaparak hükümler ortaya koymaktadır. Kıymetli izleyenlerimiz yine arazi hakkındaki derslerimiz devam etmektedir. Hanefi uleması icab ve kabul diğerlerinde söylediği gibi bunda da rüknün icab ve kabul olduğunu söyledi lafız ile lazım olur dedi Malikilerde, Şafiler lafsan kabul edilmesini şart koşmuşlardır. Yine Hanefi uleması meyve veren Hanefilerin sonraki âlimleri onun için ağaçlar ile ilgili kabul caiz kabul etmişlerdir Hanefilerden bunu görmekteyiz yani musakat akdi için söylediler bunları. Meyve veren ağaçlar hakkında akit yapılabildiğini söylediler. Yine Malikilerde gereken görüşlerini açıkladılar ve birbirlerine yakın ifadeler kullandılar. Hanefi âlimleri yine musakat tohumun saçılmasından önce akdi yerine getirmek konusunda da ne dediler? Musakat akdinde mecbur edilir dediler. Tohumun saçılmasından önce akdi yerine getirmek istemeyecek olursa buna da mecbur edilmez dediler mecbur edilen edilmeyen taraflarını açıkladılar.

Dakika 1:35:00

Şafilerle başta Hanefiler başlangıcı itibariyle icare nihayeti itibariyle ortaklık kabul edilmektedir Hanbelîler mudarebe gibi değerlendirdiklerini görmekteyiz. Yine akdi yapanların ehil olması musakatın şartlarından kabul edilmiştir bunlar ağaçlarında yani belli olması gerekir dediler ve amile teslim edilmesi yani iş yapacak olan kimseye payının miktarı da belli olmalıdır dediler. Her konuda yeteri kadar söz söyleyen Hanefiler örfe ve teamüle göre amel edilir de dediler. Evet, her konuda güzel keşifler ortaya koydular âlimlerimiz çok çalıştılar ve bugünlere yüce İslam’ın ilimlerini tevatürle bize taşınmasına da vesile oldular. Bize düşen bu ilimleri istikbale taşıyabilmek kaynağından delilleriyle iyice öğrenebilmek hükmünce iman ve amel etmektir. Şimdi muhadere ve münasebe gibi konularda da arazisini ağaç dikmesi için teslim etmesi anlamı taşımaktadır bunlarda da. Buna bazı İslam ülkelerinde münasebe veya müşatara adını vermişlerdir bazı İslam ülkeleri ki işte bazı İslam merkezlerinde bazıları böyledir bunlardan biride Şam olduğunu âlimlerimiz dile getirmişlerdir. Kıymetli efendiler yüce İslam yüce Allah’ın rızasını kazanıp yeryüzünde adalet ilkelerine uygun bir hayat tarzını en mutlu eşi bulunmayan güzel bir hayat tarzını Cenabı Hak kullarına yüce İslam’la onu şeriatıyla onun hukuk sistemiyle takdim etmiştir. Muarese meyveden belli bir kısmın amile ait olması halinde sahih olur dediler. Amil kimdi? İşi yapan. İmam-ı Azam ortak olması şartıyla ağaç dikilmişse yine sahih olur da demiştir. Malikiler bazı şartlarla sahih kabul ederken Şafiler de ona ihtiyaç olmadığı nedeniyle batıl kabul etmişlerdir. Bakış pencereleri faklıdır o farklılık zenginliği ve işin rahmetin yaygınlığını işin kolaylığını da ortaya çıkarmaktadır onun için şartlar faklı tabi hükümlerde faklıdır. Kıymetli efendiler paylaştırma konusuyla dersimiz devam ediyor. Taksim payın ayrılması anlamındadır ki şeran Hanefiler bakın ne dediler.

Dakika 1:40:00

Mecellenin de kayıt ettiği gibi taksim şayi olan bir hisseyi tayin etmektir yani taksim şayi olan bir hisseyi tayin etmektir diye tarif ettiler. Yine meşruluğu konusunda da Kuran-ı Kerim ve sünneti şerifte sabit olduğu ve icma’nın da var olduğunu görmekteyiz. Yine şanlı Kuran’da yüce Rabbimiz ve suyun aralarında paylaştırılacağını onlara haber ver her biri suyu içme sırasında hazır olsun ve payını alsın Kamer suresi 28. Ayet-i kerimede yüce Rabbimizin yüce kelamından bunları anlamış oluyoruz. Paylaştırma esnasında hısımlar, yetimler, yoksullarda hazır bulunursa onları da mirastan bir şeyler vererek rızıklandırınız ve onlara güzel sözler söyleyeniz. Evet, buda yine şanlı Kuran’ın Nisa suresinin 8. Ayet-i kerimesinde de bunu görüyoruz. Yine şunu da biliniz ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin 5’te 1’i Allah’ın Resulünündür diyen Ayet-i kerime buda Enfal suresi 41. Ayet-i kerimeden de bunları anlıyoruz. Hayber ve Huneyn’de alınan ganimetleri elde edenler arasında yani ganimeti elde edenler arasında paylaştırması ile daha başka zaman ve mekânlarda mirasları paylaştırması da işte görüyoruz ki şanlı Kuran’dan, sahih sünnetten ve icma’dan bunları delil olarak görmekteyiz bunlar sahih hadislerden kayda alınmıştır. Yine paylaştırma konusunda ölçmek ve arşınlamak gibi bir fiildir bunlar rükün olarak kabul edilmiştir birisinin istemesidir ki buda şartıdır faydanın ortadan kalkmamasıdır. İşte burada hem ortada rüknü, sebepleri, şartları bir arada görmekteyiz. Hanefi uleması misliyatta görülen bir özelliktir dediler buda ifraz hakkında söylediler bunu da. Evet, kıymetliler ifraz misliyatta görülen bir özelliktir dediler. Yine paylaştırma konusunda cebri paylaştırma hâkimin yerine getirdiği paylaştırmanın adıdır. Rıza ile olan ise buda rıza ile yaptıkları taksimattır diğer adı paylaştırmadır. Müslümanlar gönüllerini, ruhlarını bir defa birbirlerini hoşnut olarak karşılıklı gönül hoşluğuna rızaya dayalı sevgiye saygıya dayalı Allah’ın adaletine sıkıca bağlı olarak iş başında olmaları gerekir.

Dakika 1:45:05

Yine paylaştırma konusunda Hanefi ekolunun yüksek âlimleri ehliyeti ileri sürdüler ki bu akıldır mümeyyiz olmayan küçüğün paylaştırması caiz değildir dediler en az burada hem temiz durumu olacak hem de akıl olacak Hanefi ulemasında. Buluğa erme şartını ileri sürmemişler ama akil ile temyiz şartını ileri sürmüşlerdir. Mülk veya velayet konusunda da ortakların veya vekillerin hazır olması, razı olmaları veya onların yerini tutan kimselerin rızası olması gerekir dediler ve söylediler ama pek güzel söylediler incelediler çok güzel incelediler. Cenabı Hak çok, çok rahmet eylesin mağfiret eylesin. Şimdi cem yoluyla paylaştırma konusunda da önceden de açıklandığı gibi bir ayında ortak olan 2 kişiden her birisinin payının ayrı, ayrı bir araya toplanmasıdır. Tefrik ise tefrik yolu ile paylaştırma ise pay sahiplerinin payının tespit edilmesidir. Evet, ulema her güzelim hukuk dalında güzelim terimler koydular. Mecellenin de kayıt ettiği gibi ölçülerek, tartılarak, sayılarak zira ile paylaştırılarak yapılır ki her ayının kendi özelliğine göre arsa ve arazi bunlar ise zira ile paylaştırılır dediler. Yine evler konusunda da hâkimin görüşünü ileri sürdüler İmam-ı Ebu Yusuf gibi Muhammed gibi zatı muhteremler. Ebu Hanife İmam-ı Azam ise karşılıklı rıza ile olmadıkça kısmeti cem ile paylaştırılmaz dedi İmam-ı Azam. Rıza ile olması gerekir ve yine rıza ile olmadıkça bir paylaştırma ile pay edemezler dedi Hanefi ulemasının temel görüşü olarak da görmekteyiz. Yine Ebu Hanife İmam-ı Azam gibi zatı muhterem ölçülerek paylaştırılır yani arazi alanı için söylediler bilhassa bunu İmam-ı Azam söyledi. Ebu Yusuf kıymetleri itibariyle paylaştırılır dedi. Bu işlerin ne kadar kolaylaştırılması üzerinde mükemmel keşifler olduğunu görmekteyiz. Bazen öyle olması kaçınılmaz olurken bazen de böyle olması gerekir. İşte ulema her bakışı ne kadar güzel bakmışlar ve keşfetmişler. Boş arazi konusuna da yine üst ve alt katlar konusuna da değinmişler İmam-ı Azam ve İmam-ı Ebu Yusuf ki bunlara Şeyhayn denmektedir. Alan ölçüsüne göre taksim edilir demişlerdir.

Dakika 1:50:00

Birim değerleri o dönem insanlarının adetlerine göre tayin edilir denilmiştir ve diğer âlimlerimizde güzel tespitlerini Hanefilere ya yakın ya aynısını ileri sürdüklerini görmekteyiz. Yine taksim konusunda kasim adil olması lazımdır taksim eden hâkim tarafından tayin edilmiş de olmalıdır dengeyi de sağlamalıdır. Gönülleri hoş etmek yine ortaklar arasında kura çekmek gerekirse tabi. Sevgili Peygamberimizden gelen bir haberde bir sefere çıkmak istediğinde hanımların arasında kura çeker kimin adı çıkarsa onunla birlikte sefere çıkardı diye Buhari, Müslim gibi, İmam-ı Ahmet gibi zatı muhteremler bu muhaddislerimiz rivayet etmişlerdir bunu. Yine taksimat konusunda Hanefi uleması karşılıklı rıza ile paylaştırma, hâkimin hükmü ile paylaştırma gibi paylaştırma çarelerini ortaya koymuşlardır tabi gönül hâkime gitmeden işleri gönül hoşluğuyla tam adaletle halletmek hepsinden daha güzeldir. Evet, kıymetliler zaten İslam dini, gönül iman dini, Allah’a sevgi saygı dini ve adalet dini Allah sevgisi ve Allah korkusuna dayalı olduğu için birbirinin hakkını ye desende zaten yeme şansı olmadığı için Müslümanlar İslam’ın gereği gibi Müslüman olunca işler artık tadından yenmeyecek kadar tatlı güzel olmaktadır. Alışverişin tarafları ihtilaf edip mal ortada ise birbirlerinde herhangi bir delili yoksa karşılıklı olarak yemin ederler. Evet, yine Hanefilerin sonraki âlimleri kabn’ın fahişi menkullerde kıymetinin 10’da 1’nin yarısı yani 100’de 5, hayvanlarda kıymetinin 10’da 1’i yani 100’de 10’u, akarlarda ise 5’de 1’i yani 100’de 20’si ile sınırlandırılmış olduklarını görüyoruz kıymetli ve muhterem izleyenler. Yine menfaatler konusunda da anlaşması ve rızaları ile kabul etmeleri demektir paylaştırma. İnsanları bırakın Allah onların kimini ötekinden rızıklandırır buyurduğunu Peygamberimizden bu rivayet yapılmıştır buda meşru alış verişler konusunda söylenmiştir. Fıkhen muhayye ise menfaatlerin pay edilmesi demektir yerinde de bunlar meşru bir şekilde yapılır istihsanen delili gereği caiz kabul edilmiştir. Evet, kıymetliler yine Kuran-ı Kerim’den görüyoruz ki işte bu dişi bir devedir belli günde onun su içmek için nöbeti sizinde su içmek için nöbeti vardır.

Dakika 1:55:04

İşte burada meşru olmasında bu Ayet-i Kerimeye istinat edilmiştir. Yine sevgili Peygamberimizden gelen diğer bir delil ise o şanlı Peygamber (a.s.v) bedir savaşından 70 deveden her bir deveye 3 kişiyi sırayla binmek üzere ayırmış ve ayırdığı bu kişiler sırayla peş peşe deveye biniyorlardı. İşte burada da görüyorsunuz ki menfaatlerin nasıl paylaştırıldığına dair deliller görmekteyiz. Yine bunlar menfaatlerin paylaşmasıdır birde muhayye ki bunlarda ayın değil yine menfaatlerdir kıymetliler. Bunların niteliği konusunda da Hanefi uleması lazım olmayan bir akittir demişlerdir. Yine karşılıklı rıza ile yapılan muhayye mahkeme hükmü ile yapılan muhayye Hanefi uleması adaleti gerçekleştirmek için caizdir dediler. Yine mecellede bunu kayda aldığını görüyoruz menfaatleri itibariyle birbirleriyle ittifak ediyor ise muhayye mecburi olur. Faklı olursa zorlama söz konusu değildir yani menfaatler farklı olursa. Diğer âlimlerimiz ise Hanefilerin dışındakiler mecbur edilmez dediler. Meşruluğu konusunda da işte bu istediğiniz bir dişi devedir diyen biraz önceki Ayeti Kerimeyi Hanefilerin ileri sürdüğü delilin Cumhur da ileri sürerek burada görüyoruz ki zaten temelde hepsinin aynı kökten hareket ettiklerini görüyoruz. Yine fıkhi durum konusunda Hanefiler mübadele manası vardır dediler tabi bunları muhayye hakkında konumuz devam ediyor. Zaman ile muhayye bir tür mübadeledir demiştir mecellede bunu Şafilerde aynı şeyi söylemişlerdir. Yine şu kadarını gün veya şu kadar ay diyerek müddetin zikredilip tespit edilmesi lazımdır da dediler. Evet, kıymetliler âlimlerimiz kütüphaneyi ilimle doldurmuşlar eğer Müslümanlar cahil geziyorlarsa suçu kendilerinde arasınlar mekân muhayyesi caizdir dediler meşruiyet bakımından. Şanlı Kur’an ezeli ebedi ilimlerle dolup taşmaktadır ve ulemanın her dalda ortaya koyduğu ilimler dünyayı birçok dünyalıya yetecek şekilde ilimler âlemleri aydınlatacak şekilde kütüphaneler kitaplarla doludur insanlar cahil geziyorsa bu dünyada cahil gezenler ve onları cahil gezdirenler sorunludur. Gasp hakkında Kuran-ı Kerim sünnet ve icma ile sabittir ki gasp haramdır.

Dakika 2:00:04

Biliyorsunuz şanlı Kur’an ne buyuruyor: Ey iman edenler birbirinizin mallarını batıl yolla yemeyin meğerki aranızda karşılıklı bir anlaşmadan doğan bir ticaret ile yolu ile olan aranızda mallarınızı batıl yollarla yemeyeniz ve bilip dururken insanların mallarından bir kısmını günah ile yemeniz için onları hâkimlere aktarmayınız yani rüşvet verirde ben alırım bu malı diye hâkimlere aktarmayanız. Sünnetteki delillere gelince bu günde bu ayınızda ve bu beldenizde kanlarınız mallarınız birbirinize haramdır buyurdu o şanlı Peygamber (a.s.v.)      Hz. Muhammed. Yine buyurdu ki Müslüman kimsenin malı başkasına ancak gönül hoşluğu ile helal olabilir kim haksızlıkla bir araziden bir karış alırsa kıyamet gününde o arazinin 7 katı onun boynuna dolanır buyruldu. İşte görüyorsunuz bu hadisi şerif kıymetli muhaddisler tarafından rivayet edilen bir hadisi şeriftir. Yine elinde bulunduran kişi onu eda edinceye kadar aldığı şey kendi aleyhinedir. Şimdi gasp konusunda yine zorla almanın adıdır gasp kahven alıyor şeri bakımından ne demiş bizim kıymetli âlimlerimiz bakın Hanefiler şöyle diyorlar; gasp malikinin izni olmaksızın muhterem ve mütekavvim bir malı almak demektir. İşte görüyorsunuz Hanefilerin tarifinde yine malın alınması şarap ve domuz gibi mütekavvim olmayan malları kapsamı dışında tutmuştur harbinin malı muhterem değildir malikin izni olmaksızın diyor bak gaspın temelinde bu var zorla alınıyor. Açıktan açığa olması yine malikiler bu konuda kahren düşmanlık yoluyla almak diye tarif etti onlara ve hepsi aynı anlamı veren tariflerde bulunmaktadırlar kelime farkı cümle farkı sonuna bak şöyle mana aynı kökte toplanmaktadır. Yine tecavüz gaspın temelinde tecavüz vardır. Bir şeyin alınması yani zoraki menfaatin alınması öldürmek, yıkmak, yakmak, yırtmak, kesmek, cam kırmak telef edilmesi gibi durumlar dükkânı açık bırakarak hırsızlık yapılmışsa yahut bir kuşun kafesini açarak onun kaçmasına yine bir şeyin yanmasına düşmesine zayi olması gibi sonuçlara sebebiyet vererek telefe sebep olmak gibi bunlarda gasp cinsindendir.

Dakika 2:05:00

Şafi uleması ve Hanbelîlerde tecavüz yoluyla kahır yoluyla ele geçirmektir diye gaspı tarif ettiklerini görüyoruz. Şimdi Cumhur denilen çoğunluk âlimler ki bunun tamamı burada bulunmaktadır ve Hanefilerden İmam-ı Muhammed ve Züfer de bulunmaktadır. Gasp mücerret istila ile yani başkasının malının onun izni olmaksızın ele geçirilmesidir dediler. Cumhurun tarifi fakat İmam-ı Azam, İmam-ı Ebu Yusuf bakın ne dediler; Gasp ancak taşınır mallar hakkında düşünebilir dediler o zatı muhteremler. Fakat öyle anlar gelir ki taşınmazlarda gasp edinebilir tabi gasp edilebildiği zaman o zaman zaten onlar da bunun şümulüne girmiş olurlar ulemanın zaten keşfinin zenginliği de bunu getiriyor kıyıda köşede aydınlanmayan bir taraf kalmıyor. Sevgili Peygamberimiz (a.s.v) her kim zulüm ederek bir karış arazi alacak olursa Allah o arazinin yerin 7 katı kadar olan onun boynuna dolayacaktır bu Peygamber sözüne dikkat etsin yerleri, sınırları, arsaları, tarlaları işgal edenler her kim bir karış araziyi gasp ederek alırsa akarda da bu delildir dediler. Şanlı Peygamber böyle bir işe gasp adını vermiş bulunmaktadır burada tabi ki Hanefilerden İmam-ı Muhammed ve ile Şafi uleması ve Hanbelîler artışların tazminat altındadır dediler. Gasp edilen artışı veya tabi artış ki buna neva denmektedir. Yine Hanefi uleması ne dediler? Gasıp dediler.

Dakika 2:08:26

 

 

 

(Visited 110 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}