[jw7-video]

297- Tefsir Ders 297 hayat veren nurun keşif notları

297- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 297

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(A’râf Sûresi 130’uncu Âyet-i Kerime’den 166’ncı Âyet-i Kerime’ler )

 

وَلَقَدْ أَخَذْنَا آلَ فِرْعَونَ بِالسِّنِينَ وَنَقْصٍ مِّن الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ ﴿١٣٠﴾

فَإِذَا جَاءتْهُمُ الْحَسَنَةُ قَالُواْ لَنَا هَذِهِ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَطَّيَّرُواْ بِمُوسَى وَمَن مَّعَهُ أَلا إِنَّمَا طَائِرُهُمْ عِندَ اللّهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ ﴿١٣١﴾

وَقَالُواْ مَهْمَا تَأْتِنَا بِهِ مِن آيَةٍ لِّتَسْحَرَنَا بِهَا فَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنِينَ ﴿١٣٢﴾

فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الطُّوفَانَ وَالْجَرَادَ وَالْقُمَّلَ وَالضَّفَادِعَ وَالدَّمَ آيَاتٍ مُّفَصَّلاَتٍ فَاسْتَكْبَرُواْ وَكَانُواْ قَوْمًا مُّجْرِمِينَ ﴿١٣٣﴾

وَلَمَّا وَقَعَ عَلَيْهِمُ الرِّجْزُ قَالُواْ يَا مُوسَى ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِندَكَ لَئِن كَشَفْتَ عَنَّا الرِّجْزَ لَنُؤْمِنَنَّ لَكَ وَلَنُرْسِلَنَّ مَعَكَ بَنِي إِسْرَآئِيلَ ﴿١٣٤﴾

Cenab-ı Hak bu nur saçan âyet-i kerimeler de insanlık âlemine Yüce Allah nice mesajlar vermektedir. Yüce mesajlarla insanlar dersini aldıkları zaman ölümsüz hayata hazırlanırlar yanlışın tümünden kurtulmaya bütün doğruları yaşamaya başlarlar. Yücenin mesajı en yücedir Cenab-ı Hak bu âyet-i kerimelerin de bakın bize hangi nuru ortaya hangi hakîkat ortaya koyuyor.

Gerçekten biz Firavun sülalesini senelerce kıtlık ve gelir noksanlığı içinde tutup kıvrandırdık ki, düşünüp ibret alsınlar diye. İşte her sıkıntının içeriğini okunduğu zaman düşünmek ibret almaktır, suçlardan vazgeçmektir, Allah’a itaat etmektir, isyân etmemektir. O yüce varlığa hiç isyân edilir mi? Fakat kendilerine iyilik geldiği zaman: “İşte bu bizim hakkımızdır” dediler. Allah’ın lütfudur demediler. Başlarına bir kötülük gelince de işte bu Mûsâ ile yanındakilerin uğursuzluğu yüzünden dediler. Mûsâ gibi bir peygamberi uğursuz saydılar. İyi bilin ki onların uğursuzluğu Allah katındandır; lâkin çoğu bunu bilmezler. Her uğursuzluk kişinin kendi günahını karşılığında gelir. “Ve sen büyülemek için hem ne mûcize getirirsen getir biz sana inanacak değiliz” dediler. Yani Mûsâ gibi bir peygamberi de ret ettiler, inanmak istemediler. Biz kudretimizin ayrı, ayrı alâmetleri olmak üzere başlarına tufan, çekirge, haşereler, kurbağalar, kan gönderdik. Yine inat edip direndiler ve çok mücrim bir kavim oldular. Yani cürüm işliyorlardı. Ne zaman ki, azâb üzerlerine çöktü dediler ki: “Ey Mûsâ! Bizim için Rabbine dua et! Sana olan ahdi hürmetine, eğer bizden bu azâbı kaldırır uzaklaştırırsan yemin olsun ki sana kesinlikle îmân edeceğiz ve İsrâil oğullarını seninle birlikte göndereceğiz” dediler. İşte kıymetli efendiler, ibretli sahne devam ediyor.

Yüce Rabbimiz;

Dakika 5:54

فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الرِّجْزَ إِلَى أَجَلٍ هُم بَالِغُوهُ إِذَا هُمْ يَنكُثُونَ ﴿١٣٥﴾

Ne zaman ki belli bir süreye kadar onlardan azâbı kaldırdık derhâl yeminlerini bozdular. Görüyorsunuz ki, insanoğlu sözünde durmuyor. Firavun ve Firavun’un adamları bunlar.

فَانتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَأَغْرَقْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ بِأَنَّهُمْ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَكَانُواْ عَنْهَا غَافِلِينَ ﴿١٣٦﴾

Bizde âyetlerimizi inkâr ettikleri ve onlara kulak vermedikleri için kendilerinden intikam aldık da hepsini denizde boğduk diyor Cenab-ı Hak.

وَأَوْرَثْنَا الْقَوْمَ الَّذِينَ كَانُواْ يُسْتَضْعَفُونَ مَشَارِقَ الأَرْضِ وَمَغَارِبَهَا الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ الْحُسْنَى عَلَى بَنِي إِسْرَآئِيلَ بِمَا صَبَرُواْ وَدَمَّرْنَا مَا كَانَ يَصْنَعُ فِرْعَوْنُ وَقَوْمُهُ وَمَا كَانُواْ يَعْرِشُونَ ﴿١٣٧﴾

Cenab-ı Hak diyor ki: Ve o hırpalanıp ezilmekte olan kavmi de yeryüzünün bereketle donattığımız doğusuna batısına mîrasçı yaptık ve böylece Rabbinin İsrâiloğulları’na olan o güzel vaadi sabırları yüzünden gerçekleşti. Bizde Firavun ‘un ile kavminin yapa geldikleri sanat eserlerini ve diktikleri binaların yerle bir ettik. Allah Firavunu ve adamlarını ortadan kaldırdı ama İsrâil’i kurtardı fakat İsrâil şimdi Firavunluk yapmaya başladı. Tarih boyunca Tevrât’ın ve Mûsâ’nın izinden sapan Siyon Yahûdî’si işte Firavunluk yapmaya devam ediyor. Kur’an-ı Kerim’in izinden sapan sahte Müslüman kimler varsa Tevrât’ın o zaman izinden, Mûsâ’nın izinden sapanlar ne hâle geldi? Başlarına gelmedik kalmadı. İncîl’in ve Îsâ’nın yolunu bozanların başına gelmedik kalmadı. Şimdi Kur’an ve İslam kıyâmete kadar bozulmayacak. Hepsini yeniledi ama Kur’an-ı Kerim’e inanmayan, İslam’a ve Muhammed Mustafa’ya inanmayanların vay geldi hâline! İşte Allah kendi gönderdiği yüce hak olan hukûkunu, kânûnlarını, hak dinini ebediyyû’l-ebed ne yapmaktadır Cenab-ı Hak? Müdafaa etmektedir. Hak gâliptir.

Dakika 10:00

Hak’la savaşılmaz, Hakk’a karşı konmaz. Devletin ne olursa olsun hangi orduların, hangi ekonomik gücün, hangi teknik, hangi teknoloji maddî manevî ne kuvvetin varsa hepsiyle Allah’a karşı koy. Gücün yetmez. Azrâil Aleyhisselâm canlarınızı alır, alır berzaha ve cehenneme taşır. Aklınızı başınıza alın!

Cenab-ı Hak bu gerçeği duyurduktan sonra bakın ne diyor;

وَجَاوَزْنَا بِبَنِي إِسْرَآئِيلَ الْبَحْرَ فَأَتَوْاْ عَلَى قَوْمٍ يَعْكُفُونَ عَلَى أَصْنَامٍ لَّهُمْ قَالُواْ يَا مُوسَى اجْعَل لَّنَا إِلَهًا كَمَا لَهُمْ آلِهَةٌ قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ ﴿١٣٨﴾

إِنَّ هَؤُلاء مُتَبَّرٌ مَّا هُمْ فِيهِ وَبَاطِلٌ مَّا كَانُواْ يَعْمَلُونَ ﴿١٣٩﴾

Cenab-ı Hak bu şanlı âyetlerde de: İsrâiloğulları’nı denizden geçirmelerini sağladı. Derken bir kavme vardılar ki, onlar kendilerine mahsus bir birtakım putlara tapıyorlardı. Dediler ki: Ey Mûsâ! Onların tanrıları gibi, sen de bize bir tanrı yap” dediler. Mûsâ da onlara dedi ki: “Siz gerçekten câhillik eden bir kavimsiniz.” Bakın tapmaya put arıyor İsrâil Mûsâ içlerinde iken bile. Şu hâle bakın çünkü o gördüklerinizin içinde bulundukları din yok olmaya mahkûmdur ve bütün yaptıkları bâtıldır dedi. Kim? Mûsâ Aleyhisselâm dedi bunları.

قَالَ أَغَيْرَ اللّهِ أَبْغِيكُمْ إِلَهًا وَهُوَ فَضَّلَكُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ ﴿١٤٠﴾

وَإِذْ أَنجَيْنَاكُم مِّنْ آلِ فِرْعَونَ يَسُومُونَكُمْ سُوَءَ الْعَذَابِ يُقَتِّلُونَ أَبْنَاءكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءكُمْ وَفِي ذَلِكُم بَلاء مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌ ﴿١٤١﴾

“Size âlemleri üstün kılan Allah olduğu hâlde ben size ondan başka ilâh mı arayayım?” Dedi Mûsâ (A.S). Hani sizi Firavun sülalesinin elinden kurtardığımız zaman ve bunu hatırlatsanız ya size azâbın kötüsünü yapıyorlardı; oğullarınızı öldürüyorlar, kızlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda sizin için Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.

وَوَاعَدْنَا مُوسَى ثَلاَثِينَ لَيْلَةً وَأَتْمَمْنَاهَا بِعَشْرٍ فَتَمَّ مِيقَاتُ رَبِّهِ أَرْبَعِينَ لَيْلَةً وَقَالَ مُوسَى لأَخِيهِ هَارُونَ اخْلُفْنِي فِي قَوْمِي وَأَصْلِحْ وَلاَ تَتَّبِعْ سَبِيلَ الْمُفْسِدِينَ ﴿١٤٢﴾

Mûsâ’ya 30 geceye vaat verdik ve süreye bir gece daha ekledik ve böylece Rabbinin mikatı tam 40 gece oldu. Mûsâ kardeşi Hârun’a söyle dedi: “Kavmim içinde benim yerime geç ıslâha çalış ve bozguncuların yolundan gitme” dedi.

وَلَمَّا جَاء مُوسَى لِمِيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُ قَالَ رَبِّ أَرِنِي أَنظُرْ إِلَيْكَ قَالَ لَن تَرَانِي وَلَكِنِ انظُرْ إِلَى الْجَبَلِ فَإِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرَانِي فَلَمَّا تَجَلَّى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ موسَى صَعِقًا فَلَمَّا أَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ إِلَيْكَ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُؤْمِنِينَ ﴿١٤٣﴾

Ne zaman ki, Mûsâ (A.S) Mikatımıza geldi diyor Cenab-ı Hak. Rabbi ona kelâmıyla ihsân da bulundu. “Ey Rabbim! Göster bana kendini de bakayım sana” dedi. Rabbi ona buyurdu ki: “Beni katiyyen göremezsin velâkin dağa bak eğer o yerinde durabilirse sonra sen de beni göreceksin.” Daha sonra Rabbi dağa tecellî edince onu yerle bir ediverdi. Dağ kayboldu Mûsâ da baygın düştü, ayılıp kendine gelince: “Sen Subhân ’sın dedi, tövbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim” dedi. İşte Cenab-ı Hakk’ı görmek isteyince Mûsâ’nın durumu böyle oldu.

Dakika 16:40

قَالَ يَا مُوسَى إِنِّي اصْطَفَيْتُكَ عَلَى النَّاسِ بِرِسَالاَتِي وَبِكَلاَمِي فَخُذْ مَا آتَيْتُكَ وَكُن مِّنَ الشَّاكِرِينَ ﴿١٤٤﴾

Yüce Allah buyurdu ki: “Ey Mûsâ! Sana verdiğim Peygamberlikle ve kelâmımla seni insanlar üzerine seçkin kıldım. Sana verdiğime sıkı sarıl ve şükredenlerden ol” dedi Cenab-ı Hak.

وَكَتَبْنَا لَهُ فِي الأَلْوَاحِ مِن كُلِّ شَيْءٍ مَّوْعِظَةً وَتَفْصِيلاً لِّكُلِّ شَيْءٍ فَخُذْهَا بِقُوَّةٍ وَأْمُرْ قَوْمَكَ يَأْخُذُواْ بِأَحْسَنِهَا سَأُرِيكُمْ دَارَ الْفَاسِقِينَ ﴿١٤٥﴾

Ve onun için o levhalar da her şeyden yazdık. Nasihat ve hükümlerin ayrıntılarına ait her şeyi… Haydi, bunlara sıkı sarıl, kavmine de emret. Onlarda en güzeline sarılsınlar. Size yakında o fâsıkların yurdunu göstereceğim dedi.

Kıymetli dostlar, Cenab-ı Hak buyuruyor ki;

سَأَصْرِفُ عَنْ آيَاتِيَ الَّذِينَ يَتَكَبَّرُونَ فِي الأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَإِن يَرَوْاْ كُلَّ آيَةٍ لاَّ يُؤْمِنُواْ بِهَا وَإِن يَرَوْاْ سَبِيلَ الرُّشْدِ لاَ يَتَّخِذُوهُ سَبِيلاً وَإِن يَرَوْاْ سَبِيلَ الْغَيِّ يَتَّخِذُوهُ سَبِيلاً ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَكَانُواْ عَنْهَا غَافِلِينَ ﴿١٤٦﴾

Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimizi anlamaktan uzak tutacağım. Onlar ki, bütün âyetlerimizi görsellerde onlara îmân etmezler; doğru yolu görsellerde oyunu tutup gitmezler. Eğer sapıklık yolunun görürlerse tutar onu izlerler. Çünkü onlar âyetlerimizi inkâr etmeyi adet edinmişler ya onlardan hep gâfil ola gelmişlerdir.”

وَالَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَلِقَاء الآخِرَةِ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ هَلْ يُجْزَوْنَ إِلاَّ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ ﴿١٤٧﴾

Âyetlerimizi ve âhirette ki toplu karşılaşmayı inkâr edenlerin amelleri hepten boşa gitmiştir diyor. (هَلْ يُجْزَوْنَ إِلاَّ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ ) çekecekleri cezâ kendi yaptıklarından başkası mı olacaktır? Cenab-ı Hak herkes kendi ettiğini bulacak, kendi kötülüklerinin cezâsını çekecektir, azâbını görecektir. Adâleti İlâhî tam olarak tecellî edecektir. Çünkü Adâleti İlâhî’den kimsenin kurtulma şansı yoktur. Îmân ve Amel-i Sâlih sayesinde Cenab-ı Hak kullarının lütufta bulunup cennetini cemâlini verecektir.

Dakika 21:00

وَاتَّخَذَ قَوْمُ مُوسَى مِن بَعْدِهِ مِنْ حُلِيِّهِمْ عِجْلاً جَسَدًا لَّهُ خُوَارٌ أَلَمْ يَرَوْاْ أَنَّهُ لاَ يُكَلِّمُهُمْ وَلاَ يَهْدِيهِمْ سَبِيلاً اتَّخَذُوهُ وَكَانُواْ ظَالِمِينَ ﴿١٤٨﴾

Cenab-ı Hak bak burada ne diyor; Mûsâ’nın arkasından kavmi tutmuş diyor süs takılarından böğüren bir buzağı heykeli edinmişlerdir. Görüyorsunuz Mûsâ daha Tur-i Sina’dan 40 gün içinde gelmeden İsrâiloğulları ne yaptılar? Bir buzağı putu yaptılar ve ona taptılar.                              (اتَّخَذُوهُ وَكَانُواْ ظَالِمِينَ ) Cenab-ı Hak ne diyor; O buzağının kendilerine bir söz söylemediğini ve bir yol göstermediğini görmemişler miydi? Fakat yine de onu tanrı edindirdiler ve zâlimlerden oldular.

İşte kıymetli efendiler; Şu hâle bakı Allah bu duruma düşenlerden eylemesin.

وَلَمَّا سُقِطَ فَي أَيْدِيهِمْ وَرَأَوْاْ أَنَّهُمْ قَدْ ضَلُّواْ قَالُواْ لَئِن لَّمْ يَرْحَمْنَا رَبُّنَا وَيَغْفِرْ لَنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ ﴿١٤٩﴾

Ne zaman ki ellerine kırağı düştü o zaman sapıtmış olduklarını gördüler yemin olsun ki: “Eğer Rabbimiz, bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa muhakkak bir kötü akıbete düşenlerden olacağız!” dediler. Allah’ı bırakıp aralarında büyük bir Peygamber varken puta tapan şu hâle bakın sığırdan sığır buzağısı yapıp adam sığıra tapıyor.

وَلَمَّا رَجَعَ مُوسَى إِلَى قَوْمِهِ غَضْبَانَ أَسِفًا قَالَ بِئْسَمَا خَلَفْتُمُونِي مِن بَعْدِيَ أَعَجِلْتُمْ أَمْرَ رَبِّكُمْ وَأَلْقَى الألْوَاحَ وَأَخَذَ بِرَأْسِ أَخِيهِ يَجُرُّهُ إِلَيْهِ قَالَ ابْنَ أُمَّ إِنَّ الْقَوْمَ اسْتَضْعَفُونِي وَكَادُواْ يَقْتُلُونَنِي فَلاَ تُشْمِتْ بِيَ الأعْدَاء وَلاَ تَجْعَلْنِي مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ ﴿١٥٠﴾

Mûsâ öfkeli ve üzüntülü olarak kavmine döndüğünde şöyle dedi: “Bana arkamdan ne kötü bir halef oldunuz! Rabbinizin emriyle dönüşünü beklemeden acele mi ettiniz?” Elinde ki levhaları bıraktı ve kardeşi Hârun’u başından tutarak kendine doğru çekmeye başladı. Hârun: “Ey annemin oğlu! Dedi. İnan ki bu kavmin beni güçsüz buldu, Az daha beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle yaparak düşmanları sevindirme ve beni bu zâlim kavimle bir tutma!” dedi. İşte manzara.

قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لِي وَلأَخِي وَأَدْخِلْنَا فِي رَحْمَتِكَ وَأَنتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ ﴿١٥١﴾

Mûsâ (A.S) bu duayı yaptı. Bak dua da ne diyor?  Mûsâ dedi ki: “Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetinin içine al sen ise merhametlilerin en merhametlisisin” diye yalvardı. Kavmi buzağıya, puta tapıyor, sığıra tapıyor. Ama Mûsâ kendi adına ve kardeşi adına Allah’a yalvarıyor. Dikkat edin büyükler böyle davranırlar görevlerinin bilincindedirler sorumluluk taşıdıklarını iyi bilirler. Ama câhillerde ehli küfürde bu bilinç yoktur.

Dakika 27:00

إِنَّ الَّذِينَ اتَّخَذُواْ الْعِجْلَ سَيَنَالُهُمْ غَضَبٌ مِّن رَّبِّهِمْ وَذِلَّةٌ فِي الْحَياةِ الدُّنْيَا وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُفْتَرِينَ ﴿١٥٢﴾

“Şüphesiz o buzağıyı tanrı edinenlere Rablerinden bir gazâp, dünya hayatın da iken de bir zillet erişecektir.” İşte biz iftiracıları böyle cezalandırırız. Dedi Cenab-ı Hak ve cezalandırdı. Başlarına bu Siyon Yahûdî’sinin başına gelmeyen kalmadı. Tevrât’a ihânet eden, Mûsâ’ya ihânet eden ve kan akıtan peygamber kâtili bu zihniyetin başına Allah nice belâlar verdi. Uslanmadılar tekrar belâlar geldi yine uslanmadılar belâlar devam etti. Şöyle bir bakın, Yahûdî tarihine bir bakın, belgelere bakın, şanlı Kuran’a bakın ve İncîl’e ne yaptılar, Tevrât’a ne yaptılar? Zekeriya, Yahya gibi peygamberleri katlettiler bu kâtiller Îsâ Aleyhisselâm’ı da ve Aleyhimüsselâm çarmıha germek istediler ve Allah onu kurtardı. Muhammed’i de öldürmek istediler nice suikastlar yaptılar fakat Yüce Allah nurunu dünyaya yaydı. Çünkü Muhammed son cihân Peygamber’idir. Kıyâmete kadar geçmiş peygamberlerin, geçmiş kitapların hepsi Kur’an-ı Kerim’in himâyesindedir. Kur’an-ı Kerim ve Hazreti Muhammed’in ortaya koyduğu İslam cihanşümul kıyâmete kadar tüm insanlığın dinidir bütün insanlığı kucaklamıştır. Geçmişin şahididir geçmişim belgeleri de, şahitliği de Kur’an’dadır. Tüm peygamberlere ve ilâhî kitaplara toz kondurmaz. Çünkü mü’mindir, Müheymin’dir Kur’an-ı Kerim. Geçmiş kitapları kendi bünyesinde tutan onları Kur’an’la, Allah yenilenmiştir. Yeryüzünün yenisi Kur’an-ı Kerim’i, İslam şeriatıdır. Muhammed’in eliyle Yüce Allah dünyada İslam şeriat ile geçmişi ebediyyâta kadar yenilenmiştir. Allah da eskilik olmaz, Allah’ın kânûnları eskimez Allah yenilediği mi daha eskimez. Geçmiştekileri o zaman için göndermişti ama Kur’an-ı Kerim ve Hazreti Muhammed bütün çağlara, bütün milletlere gönderilmiştir.

Dakika 30:44

وَالَّذِينَ عَمِلُواْ السَّيِّئَاتِ ثُمَّ تَابُواْ مِن بَعْدِهَا وَآمَنُواْ إِنَّ رَبَّكَ مِن بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ ﴿١٥٣﴾

وَلَمَّا سَكَتَ عَن مُّوسَى الْغَضَبُ أَخَذَ الأَلْوَاحَ وَفِي نُسْخَتِهَا هُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلَّذِينَ هُمْ لِرَبِّهِمْ يَرْهَبُونَ ﴿١٥٤﴾

Cenab-ı Hak o kötü amelleri işleyip de sonra arkasından tövbe ve îmân edenler için hiç şüphe yok ki, Rabbin bundan sonra yine de affedici ve merhamet edicidir. Yani Cenab-ı Hak tövbeye çağırıyor, bütün insanlığı îmâna çağırıyor. Mûsâ’nın öfkesi geçince levhaları aldı onlarda ki yazıda ancak Rablerinden korkanlar için bir hidâyet ve rahmet vardır. Cenab-ı Mevlâ geçmişi bugün insanlığın önüne Kur’an’la sergiliyor geçmişin bütün sahnelerini Kur’an-ı Kerim hak ve doğru olarak gösteriyor ki, bütün insanlık geçmişten ders alsın, yanlışa gitmesin, yanlış sapmasın diye. Geçmişin Âdem’den daha öncesinden de ezelî haberler vardır Kur’an-ı Kerim’de, ebedî haberler vardır Kur’an-ı Kerim’de. Onun için Kur’an-ı Kerim ölümsüzlüğün hayat dersini insanlara verir. İnsan bunu iyi anlamalıdır.

Dakika 32:50

وَاخْتَارَ مُوسَى قَوْمَهُ سَبْعِينَ رَجُلاً لِّمِيقَاتِنَا فَلَمَّا أَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ قَالَ رَبِّ لَوْ شِئْتَ أَهْلَكْتَهُم مِّن قَبْلُ وَإِيَّايَ أَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ السُّفَهَاء مِنَّا إِنْ هِيَ إِلاَّ فِتْنَتُكَ تُضِلُّ بِهَا مَن تَشَاء وَتَهْدِي مَن تَشَاء أَنتَ وَلِيُّنَا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ الْغَافِرِينَ ﴿١٥٥﴾

Cenab-ı Hak birde Mûsâ mikatımız için kavminden 70 erkek seçti. Ne zaman ki bunları o sarsıntı yakaladı işte o zaman Mûsâ: “Rabbim dedi! Dileseydin bunları da beni de daha önce helâk ederdin. Şimdi bizi içimizdeki o beyinsizlerin yaptıkları yüzünden helâk mi edeceksin?” Dedi. (أَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ السُّفَهَاء مِنَّا) dedi. (إِنْ هِيَ إِلاَّ فِتْنَتُكَ) O işte senin imtihanından başka bir şey değildi. (تُضِلُّ بِهَا مَن تَشَاء وَتَهْدِي مَن تَشَاء أَنتَ وَلِيُّنَا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ الْغَافِرِينَ) Dedi. Sen bu imtihanla dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini de hidâyete erdirirsin bizim velîmiz sensin. Artık bizi bağışla, merhamet et. Sen bağışlayanların en hayırlısısın diye Mûsâ (A.S) yalvarıyordu.

Kıymetli efendiler; İbretli sahneler devam ediyor.

Dakika 35:07

وَاكْتُبْ لَنَا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ إِنَّا هُدْنَا إِلَيْكَ قَالَ عَذَابِي أُصِيبُ بِهِ مَنْ أَشَاء وَرَحْمَتِي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ فَسَأَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَالَّذِينَ هُم بِآيَاتِنَا يُؤْمِنُونَ﴿١٥٦﴾

Ve bize hem bu dünya da bir Hasene yaz, hem de âhirette biz gerçekten de tövbe edip senin hidâyetine döndük. Buyurdu ki; “Azâbım var onu dilediğime isâbet ettiririm rahmetim de vardır O ise her şeyi kaplamış ve kuşatmıştır. Onu da özellikle bulunanlara yani muttakilere, zekâtını verenlere ve âyetlerimize inananlara mahsus kılacağım” dedi.

الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الأُمِّيَّ الَّذِي يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِندَهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنْجِيلِ يَأْمُرُهُم بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَاهُمْ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَآئِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَالأَغْلاَلَ الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِمْ فَالَّذِينَ آمَنُواْ بِهِ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُواْ النُّورَ الَّذِيَ أُنزِلَ مَعَهُ أُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ﴿١٥٧﴾

Onlar ki, ümmî Peygambere uyarlar. Kim bu ümmî Peygamber? Bütün âlemlere rahmet olarak gönderilen Hazreti Muhammed’dir. İşte o Peygambere Hz. Muhammed’e tâbî olurlar. Getirdiği Yüce İslam dinini bütünü ile îmân ederler, o hükümlere tâbî olurlar. Yanlarındaki Tevrât ve İncîl’de yazılmış bulacakları o Peygambere uyup, tâbî olup onun izinden giderler ki o onlara iyi emreder. Bu Muhammed Mustafa Tevrât’ta yazılıdır, Tevrât’ta anlatılmıştır, İncîl’de de anlatılmıştır. O Peygamber Hazreti Muhammed onlara iyiyi,  en güzeli emreder ve onları kötülüklerden alıkoyar. Niçin? İnsanlık mutlu olsun için. İslam bir hakîkattir. Temiz ve hoş şeyleri kendilerine helâl kılar her helâl de temizlik vardır. Murdar ve kötü şeyleri de üzerlerine haram kılar. Yüce Allah İslam ile haram dediği her şeyden insanlığı kurtarmış zararı insandan def etmek için bir de imtihan etmek için yapmıştır. Onun için sırtlarından ağır yükleri indirir. İslam hayatı en mutlu, en güzel, en kolay bir hayattır bütün güzellikler ile kolaylaşmış ebedî ölümsüzlüğü hazırlayan bir hayat tarzıdır. İslam’ın hayat tarzıdır. Üzerlerindeki bağları ve zincirleri kırar atar. İşte (فَالَّذِينَ آمَنُواْ بِهِ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ) işte o vakit ona îmân eden (فَالَّذِينَ آمَنُواْ بِهِ) işte o zaman ona îmân eden (وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُواْ النُّورَ الَّذِيَ أُنزِلَ مَعَهُ) ona kuvvet ve saygı gösteren yani kime? Hz. Muhammed’e. İşte o vakit o Peygamberin Peygamberliğine, getirdiği İlâhî emirlerin tamamına îmân eden, o Hz. Muhammed’e kuvvetle saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun Peygamberliği ile birlikte indirilen, nuru izleyen kimseler. Nur nedir? İslam, Kur’an-ı Kerim, Muhammed nurdur, İslam nurdur. (أُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ) işte asıl murâda eren kurtulmuşlar onlardır.

Dakika 40:40

Burada ki murâd ebedî mutluluk ebedî ölümsüzlüktür. Kıymetli dostlarım, İşte Cenab-ı Hak (أُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ) buyuruyor. İşte asıl murâda eren kurtulmuşlar ondandır. Neden kurtuluyor bunlar hakîkî mü’min Müslümanlar? Hazreti Muhammed’in izinde giden kişiler neden kurtuluyorlar? Bir defa îmânları sayesinde, Amel-i Sâlihleri, hak ve sosyal adâlet, merhamet ve sevgi ile küfürden, şirkten, nifâktan, zulümden, bütün kötülüklerden kurtuldukları için dünyada en mutlu hayatı buluyorlar. Mezarları cennete dönüşüyor berzah âlemi, oradan mahşere gelip hesapları kolay oluyor sırattan geçip cennet ve Allah’ın cemaline nâil oluyorlar. Mezarın kabir azâbından kurtuluyorlar, mahşer sıkıntısından kurtuluyorlar. Mîzanda mîzandaki tartıdan kurtuluyorlar. Sırat köprüsünden geçip cehennemden kurtuluyorlar. Kurtuluyorlar da, kurtuluyorlar ebediyyû’l-ebed mutlu oluyorlar da, mutlu oluyorlar. Ölümsüz hayatı buluyorlar. Bu hayatı Yüce Allah Kur’an ile İslam ile Muhammed ve bütün insanlığa takdim etmiş, tüm insanlığı kucaklamıştır. Bütün insanların mutlu olması için Kur’an gelmiş, İslam gelmiştir. Bunu inkâr eden Muhammed’i ve Kur’an-ı Kerim’i ve İslam’ın emirden bir tanesini inkâr eden Allah’u Teâlâ’yı inkâr edendir. Emrini inkâr ettin mi hükümdarını da inkâr ediyorsun. Mutlak hükümdar Kim? Allah’u Teâlâ’dır. O’nun hükümranlığı ezelî ve ebedîdir. Başkalarına verilen hükümdarlık geçicidir ve imtihandır. İyiye kullanırsan ne âlâ, kötüye kullanırsa Firavunlaşır ve Allah’ın hışmına yakalanır ve ilâhî adâletle yargılanır. Allah’ın adâletinden, Mahkeme-i Kübrâ’dan, Rûz-i Cezâ’dan kimse parçasını kurtaramaz. Dünyaya gelmek yaratılmak nasıl haktır gözünüzün önünde tahakkuk etmiştir bu gerçek hak ve hakîkat yaratılıp yaşamak nasıl haksa, ölüp, dirilip mahşerde o büyük mahkemeye hesap vermek aynen hak ve gerçektir.

استعيذ بالله

قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ﴿١٥٨﴾

Bütün insanlığa Cenab-ı Hak geçmişi anlatır ve geçmişten daima günümüze ve ileriye yönelik mesajlar verir. De ki: Ey insanlar! Hz. Muhammed’e diyor Cenab-ı Hak. De ki: Ey Muhammed! İnsanlara söyle ki: Ey insanlar! Ben sizin hepinize Allah’ın Rasûlüyüm, bütün insanlığın Peygamberiyim de insanlığa ilân et dedi Cenab-ı Hak. Kur’an-ı Kerim, Allah’u Teâlâ bütün insanlığa Muhammed’in Peygamberliğini ilân ediyor. İnkâr edersen kendin bilirsin Allah’ın rahmetinin dışında kalırsın yazık olur.

Dakika 45:03

Çünkü Allah gönderdi Muhammed’i Kur’an’ı ona Allah indirdi, inzâl eyledi. O Allah ki göklerin ve yerin bütün mülkü O’nundur. Böyle söyle insanlığa dedi. Bütün yerlerin, göklerin ezelî, ebedî bütün âlemlerin mülk ve saltanatı Allah’a aittir. İşte o Yüce Allah ki, Muhammed’i Peygamber gönderdi, Kur’an’ı ona indirdi, İslam şeriatıyla da geçmişi yeniledi. Gerçek bu hakîkat budur İster inan ister inanma kendin bilirsin hakîkat budur gerçek budur. Bugün dünyadayız yarın hepimiz mezara gireceğiz. Mezardan fırlayıp mahşere geleceğiz. Bu iki kere iki dörtten daha hakîkattir ve gerçektir. Kesin ve yakîn olan gerçek budur şüphe kabul etmeyen hakîkattir. Bunu reddetmek için kalpler mühürlü olması lâzım. Kalplerin mühürlendiği zaman gerçeği görmezler. Neyle mühürlenir kalpler? Allah’ı inkârla, Kur’an’ı İslam’ı inkârla kalp mühürlenir. O inkâr kalbe mühür olarak basılır. Kendi inkârı, kendi kazancıdır o kalbine basılan kişinin kendi kazancıdır. Yoksa icbâri zorla mühürlenme değil bu. Herkesin kendi kazancıdır. Ne kazanıyor sen karşılığını alıyorsun özgürsün, hürsün. Ama o özgürlük ve hürriyeti Allah için kullan nefsin için, put için, şirk için kullanma. Nefsin İslam’a bağlanırsa sen de kurtulursun, nefsin de kurtulur. Gerçek zevki, sefâyı orada bulursun. Haram da nefislerin zevki zevk değil ebedî pişmanlıktır.

Bunun için kıymetli dostlar; (لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ) ondan başka hiç bir ilâh yoktur. Allah’tan başka ilâh olmaz. Allah birdir, tek ilâh, tek varlık Vâcibü’l Vücûd olan Allah’tır. O’ndan başka ilâh olmaz var diyenler Allah’a iftira edenlerdir. Allah iki olmaz, benzeri olmaz, şeriki olmaz, dengi olmaz, benzeri olmaz, veziri olmaz, yardımcısı olmaz. Zerreden al da bütün âlemlere kadar zerrenin bile yaratılışında kimsenin payı yoktur. Yaratan sadece Allah’u Teâlâ’dır. Güç, kuvvet, kudret Allah’ındır. Kime ne verdiyse yaratarak Allah vermiştir. Yaratılan da ilâhî pay olmaz. Allah’tan bir parça olmaz kimse de Allah’ın yarattıklarında Allah’ın parçası, cüz-i bulunmaz. Kim bunu var diyorsa bu şirktir. Kendini mahveder Allah’a iftiradır. Allah’ın şirk dediği şirktir benim dediğim değil. Allah şirk diyor bu kadar. Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. Öldürende, diriltende sadece O’dur. Yani (هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ) O diriltiyor, O öldürüyor, O öldürüyor, O diriltiyor. Her gün şu hayatta ölüm dirim yaşanıyor. Bir taraf ölüyor, bir taraf diriliyor.

Dakika 50:00

Şöyle bir bakın şöyle olmuş kurumuş ortamların birden yeşerdiğine bakın, ölenlere bakın, doğanlara bakın, yerden çatlayıp sert toprakların, kayaların, taşların arasından nazik oradan çıkan nazik, nazik yeşerenlere bakın, yerin altına doğru gidenlere bakın, göklere yükselenlere bakın, her an hayatta bir yenilenme ölüm, doğum görülmektedir. Ölmek her an için var dirilmek her an için Allah gösteriyor ki, insanlara sizde dirilip mezarınızdan mahşere fırlayacaksınız diyor. Sizi ölümsüz mutlu hayatta alıyor çağırıyorum diyor Cenab-ı Hak İslam’la çağırıyor, ölümsüz mutlu hayata İslam ile çağırıyor. İslam tamamen seni ölümsüz mutlu hayata hazırlıyor. Bunun için Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’i, İslam’ı ve Hazreti Muhammed’i âlemlere rahmet olarak, nur olarak, ölümsüzlüğü bir hayat tarzı olarak, mutluluk hayat tarzı olarak Cenab-ı Hak İslam ortaya koymuştur. Onun için ebedî mutluluk veren Hayat Üniversitesi’nin en mutlu yüce tedrîsâtı onun dersleridir İslam’ın, Kur’an’ın dersleri. Bundan dolayı gelin diyor Cenab-ı Hak. (فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ) Yüce Allah diyor ki; Gelin Allah’a ve Rasûlüne îmân edin, Hz. Muhammed’e îmân edin, onun Peygamberliğini kabul edin severek candan Müslüman olun. Allah’ı ve Allah’ın bütün kelâmlarına îmân etmiş bulunan… Bakın ne diyor; (الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَكَلِمَاتِهِ) Allah’ın bütün kelâmlarına hem Allah’a, hem de bütün kelâmlarına, Kur’an-ı Kerim’in bütün âyetlerine îmân etmiş bulunan o ümmî Peygamber’e (وَاتَّبِعُوهُ) evet ona tâbî olun ki, ona uyun ki, o ne dediyse, ne getirdiyse İslam adına kabul edin ve gereğini yapın ki, (لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ) işte hidâyete erebilesiniz. Nedir hidâyet? İşte Allah’ın istediği yolda Allah’a gitmektir. Sırât-ı Müstakîm üzere Mün’amün Aleyhim olmaktır. Allah’ın inâm ve ihsân ettiği, nimetlerine gark ettiği, rahmetinin içine aldığı kullarla beraber olmaktır ki bu iyi bir Müslüman olmakla hidâyet ortaya çıkar. Hidâyetin bizzat Hidâyet rehberi Kur’an-ı Kerim’dir ve Hazreti Muhammed’dir. Yüce Allah bütün âleme Kur’an ve İslam ile hidâyet kapılarının tamamını açmış anahtarları insanoğlunun eline buyurun demiştir. Hidâyet kapısından içeri gir diyor ‘’Lâ İlâhe illallah Muhammedurresulullah’’ dediğin zaman işte hidâyet kapısından nurun ve rahmetin, İslam’ın içine giriyorsun ki hidâyet yoluna giriyorsun. Allah’a giden yol O’ndan gelen yolun adıdır hidâyet yolu bunu diğer adı Sırât-ı Müstakîm bu yolu elde etmiş olursun.

Dakika 55:00

وَمِن قَوْمِ مُوسَى أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ﴿١٥٩﴾

Şimdi Cenab-ı Hak yine Mûsâ’nın kavmine döndü. İnsanlığı İslam’a çağırdı. Şimdi geçmişten yine ibret derslerini, ibretli sahneyi, geçmişin sahnesini önüne koyuyor Kur’an-ı Kerim hem de Yüce Allah’ın ortaya koyduğu hak ve hakîkat olan haberler bunlar. Kur’an-ı Kerimin her haberi Allahu Teâlâ’nın yüceliği gibi yüce ve doğrudur. Allah yanlış söyler mi? Allah’ın sözü, Allah’ın kelâmı Kur’an-ı Kerim bir harfi bozulmadı bozulmayacak son kitap çünkü

وَمِن قَوْمِ مُوسَى أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ﴿١٥٩﴾

Cenab-ı Hak bu âyet-i kerimede de bak ne diyor; Mûsâ’nın kavminden doğru yolu gösteren ve doğrulukla adâlet yapan bir topluluk da vardı. İçinde çok sapıklar vardı ama içinde bir de doğru bir grup vardı diyor Cenab-ı Hak.

وَقَطَّعْنَاهُمُ اثْنَتَيْ عَشْرَةَ أَسْبَاطًا أُمَمًا وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى إِذِ اسْتَسْقَاهُ قَوْمُهُ أَنِ اضْرِب بِّعَصَاكَ الْحَجَرَ فَانبَجَسَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ مَّشْرَبَهُمْ وَظَلَّلْنَا عَلَيْهِمُ الْغَمَامَ وَأَنزَلْنَا عَلَيْهِمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوَى كُلُواْ مِن طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَكِن كَانُواْ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ﴿١٦٠﴾

Cenab-ı Hak biz onları on iki kabileye o kadar da ümmete ayırdık diyor. Ve kavmi kendisinden su istediği zaman Mûsâ’ya: “Elindeki âsâ ile taşa vur!” diye vahiy ettik. Vurunca hemen o taştan on iki pınar akmaya başladı halkın her biri su alacağın yeri iyice öğrendi. Bulutu da üzerlerine gönderdik, gölgeledik. Onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. İşte Cenab-ı Hak bunları bildiriyor. “Size rızık olarak ihsân ettiğimiz nimetlerden nimetlerin temizinden yiyiniz” dedik.                       (وَمَا ظَلَمُونَا وَلَكِن كَانُواْ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ) Onlar zulmü bize yapmadılar. Lâkin kendi kendilerine zulüm ediyorlardı. Bakın içinde bir de zulmedenler var zulme devam edenler var. Bu insanoğlu işte.

وَإِذْ قِيلَ لَهُمُ اسْكُنُواْ هَذِهِ الْقَرْيَةَ وَكُلُواْ مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ وَقُولُواْ حِطَّةٌ وَادْخُلُواْ الْبَابَ سُجَّدًا نَّغْفِرْ لَكُمْ خَطِيئَاتِكُمْ سَنَزِيدُ الْمُحْسِنِينَ ﴿١٦١﴾

Cenab-ı Hak ve o vakit onlara denilmişti ki: “Şu şehre yerleşin ve orada dilediğiniz şeylerden yiyin. Hıtta deyin ve secde ederek kapısından girin ki saçlarınızı bağışlayalım iyilere nimetlerimizi daha da artıracağız” buyurdu. Şimdi bakın Peygambere itaat etmeyen Allah’a isyân etmiştir.

فَبَدَّلَ الَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنْهُمْ قَوْلاً غَيْرَ الَّذِي قِيلَ لَهُمْ فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِجْزًا مِّنَ السَّمَاء بِمَا كَانُواْ يَظْلِمُونَ ﴿١٦٢﴾

İçlerinden bir kısım zâlimler sözü değiştirdiler. Dikkat edin! Hak sözü bıraktı yanlış söz kullandı değiştirdiler diyor Cenab-ı Hak. Kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Zulmü alışkanlık hâline getirdikleri için diyor bizde üzerlerine gökten azâb yağdırdık diyor. Gördünüz ya iyilerin etrafında kötüler zâlimler çoğalınca bakın neler olur. Allah azâb yağdırıyor.

Dakika 10:00:30

واَسْأَلْهُمْ عَنِ الْقَرْيَةِ الَّتِي كَانَتْ حَاضِرَةَ الْبَحْرِ إِذْ يَعْدُونَ فِي السَّبْتِ إِذْ تَأْتِيهِمْ حِيتَانُهُمْ يَوْمَ سَبْتِهِمْ شُرَّعاً وَيَوْمَ لاَ يَسْبِتُونَ لاَ تَأْتِيهِمْ كَذَلِكَ نَبْلُوهُم بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ ﴿١٦٣﴾

Yüce Rabbimiz diyor ki; Bir de onlar, o deniz kıyısında ki şehrin başına gelenleri sor. O sırada onlar, cumartesi yasağına riâyet etmiyorlardı. Cumartesi günü balıklar akın akın geliyorlardı yasak olmadığı gün gelmiyorlardı. Yoldan çıkıp sapıklık yaptıkları için biz de onları işte böyle sınıyorduk, yani imtihan ediyorduk. Kıymetli dostlar, Allah kullarını imtihan ediyor her nefesimizde imtihanla baş başayız. İmtihanı kazanmak zorundayız.

وَإِذَ قَالَتْ أُمَّةٌ مِّنْهُمْ لِمَ تَعِظُونَ قَوْمًا اللّهُ مُهْلِكُهُمْ أَوْ مُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا قَالُواْ مَعْذِرَةً إِلَى رَبِّكُمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ ﴿١٦٤﴾

Cenab-ı Hak bu âyet-i kerimede de: İçlerinden bir topluluk, “Allah’ın helâk edeceği ya da çetin bir azâbla cezalandıracağız bir kavme ne diye nasihat ediyorsunuz?” Dediği vakit o uyarıda bulunanlar dediler ki: “Rabbiniz tarafından mâzûr görülmeniz için bir de belki günahlardan sakınırlar diye biz onlara öğüt veriyoruz nasihat ediyoruz” dediler.

فَلَمَّا نَسُواْ مَا ذُكِّرُواْ بِهِ أَنجَيْنَا الَّذِينَ يَنْهَوْنَ عَنِ السُّوءِ وَأَخَذْنَا الَّذِينَ ظَلَمُواْ بِعَذَابٍ بَئِيسٍ بِمَا كَانُواْ يَفْسُقُونَ ﴿١٦٥﴾

Cenab-ı Hak bu âyette de; Onlar yapılan bunca nasihati unuttukları zaman kötülükten sakındıranları kurtardık. O zâlimleri de fena hareketlerinden dolayı şiddetli bir azâba uğrattık. Uyaranlar kurtuluyor öğütleri unutanlar, bir de uyaranlara kızanlar helâk oluyor. İyilik yolunda çalışmalıdır, insanlık uyarılmalıdır. İşte bu âyeti kerime açıkça bunu bildiriyor.

فَلَمَّا عَتَوْاْ عَن مَّا نُهُواْ عَنْهُ قُلْنَا لَهُمْ كُونُواْ قِرَدَةً خَاسِئِينَ ﴿١٦٦﴾

Cenab-ı Hak bak ne diyor; böylece o kibire kapılıp yasak kılınan şeylerden vazgeçmeyince bizde onlara: “Hor ve hakir ve zelil maymunlar olun!” dedik. Allah o suç işleyen bu kavmi Yahûdî kavminin o zâlim olanları Tevrât, nasihat, Mûsâ dinlemeyenleri, Îsâ İncîl dinlemeyenleri, Kur’an, Muhammed, Allah, Peygamber dinleyenleri bakın geçmişte ne yaptı ne yapacağım diyor? Geçmişte maymuna çevirdi bunları ve maymun olun dedik! Diyor Cenab-ı Hak. (قِرَدَةً خَاسِئِينَ ) işte (كُونُواْ قِرَدَةً خَاسِئِينَ ) buyuruyor. Ne demek? Hor, hakir maymunlar olun dedik maymuna çevirdik diyor. İnsanın zâlimin kötüsü maymun çevrilir. İnsanlar maymundan meydana gelmedi insanın kötüsü maymuna çevrildi. İnsanın kötüsü maymun oldu, domuz oldu, hınzır oldu ama insan insandan türeyerek geldi. İnsanlığını kaybedenler maymunluğa, domuzluğa çevrildi. İşte bugün Kur’an-ı Kerime, Allah’a saldıran Muhammed’e saldıranlar o gün de Tevrât’ın sözünü tutmuyor. Tevrât’a, Tevrât âlimlerine ve Mûsâ’ya saldırıyorlardı. Cumartesi gününe ihânet ettiler. Allah’ta maymuna, domuza çevirdi. Daha neler, daha neler.

وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكَ لَيَبْعَثَنَّ عَلَيْهِمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَن يَسُومُهُمْ سُوءَ الْعَذَابِ إِنَّ رَبَّكَ لَسَرِيعُ الْعِقَابِ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ ﴿١٦٧﴾

Dakika 1:06:34

                                                                              

 

 

 

 

(Visited 55 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}