[jw7-video]

393- Tefsir Ders 393 hayat veren nurun keşif notları

393- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 393

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Tâhâ Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 135’inci Âyet-i Kerime’ler )

 

‘’Elhamdülillahi Rabbil-âlemin vesselâtü vesselâmü alâ Rasûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ecmaîn.’’

 

Kıymetli ve muhterem izleyenler,

 

Hayat veren nurun keşif notları irşâd notlarıyla dersimiz devam etmektedir. Şu anda ki dersimiz ‘’Tâhâ Sûresi’dir’’ ve başından sonuna doğru dersiniz devam ediyor. Tâhâ Sûresi de Mekkî sûrelerden bir sûredir ve sûre-i celiledir ve nur saçan şanlı Kur’an’ın ezelî ebedî medeniyetleri içine alan insanlığa ebedî saadet sunan şanlı Kur’an’ın bir sûresidir. Bu sûre-i celile 135 âyet-i kerime ihtivâ etmektedir tabii uzun âyetleri eğer ikiye böldüğümüz zaman âyetlerin sayısı değişebilir ama âyetlerin kendi yapısı değişmez. Kur’an-ı Kerim’de öyle bir değişme ezelî ebedî olmamış olmayacaktır. Bunun içinde şanlı Kur’an baştan sona ebediyyû’l-ebed Allah’u Teâlâ’nın Celle Celâlühü koruması altındadır.

 

استعيذ بالله

طٰهٰ﴿١﴾

مَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ لِتَشْقٰىۙ﴿٢﴾

اِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشٰىۙ﴿٣﴾

تَنْز۪يلاً مِمَّنْ خَلَقَ الْاَرْضَ وَالسَّمٰوَاتِ الْعُلٰىۜ﴿٤﴾

اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى﴿٥﴾

لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرٰى﴿٦﴾

وَاِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَاِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَاَخْفٰى﴿٧﴾

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى﴿٨﴾

وَهَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ مُوسٰىۢ﴿٩﴾

 

Tâ, Hâ, bunun üzerinde bu kıymetli yüce Kur’an içinde bulunan bu harfler üzerinde de biliyorsunuz ki, bunların müteşâbih âyetlerdir. Bunların gerçek mânâsını Yüce Rabbimiz bilmektedir. Çünkü bunların içeriği şifrelerle dolu hazinelerle dolu Kur’an-ı Kerim’i anladıkça bu hazinelerden de nasîbini almaya devam edersin. Tâ, Hâ da Esmâ-ül Hüsnâ’dan kasem yemin olduğu gibi rivâyetler bulunmaktadır. ‘’Ya Recül’’ gibi anlamlar verilmiştir sonra teheccüd namazında Sevgili Peygamberimiz çok yorulduğu için bir ayağı üzerinde duruyor ve bitkin düşmeyecek şekilde ibadet yap diye uyarılıyor. Ve Cenab-ı Hak burada sırların durumunu bildiriyor bütün sırları bildiğini açıklıyor. Şöylece kısaca anlamını verelim âyetlerin.

 

Tâ, Hâ;  Ey Muhammed Aleyhisselâtu Vesselâm! Kur’an-ı sana sıkıntıya düşesin diye indirmedik.

 

Dakika 5:00

 

(طٰهٰ﴿١﴾) ‘’  Allah’u A’lem’’ (مَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ لِتَشْقٰىۙ﴿٢﴾) Ey Muhammed (A.S.V)! Kur’an-ı Kerim’i sana sıkıntıya düşesin diye indirmedik. Peygamberimiz geceleri uzun uzun Kur’an-ı Kerim okur namaz kılardı dizleri şişerdi. O Hakk’ın rahmet Peygamberi hak Peygamber. Bütün milletlerin bütün çağların Peygamberi Hakk’ı cihâna hâkim kılmak için bütün ömrümü cihâd yollarında geçiren dünyada en büyük devrimi yapan bütün medeniyetlerin hak ve hakîkatin temellerini atan insanlığın kurtuluşu için cihana âlemlere rahmet olan o Peygamber bakın ne gündüz ne gece sürekli Allah’ın emrinde O’na itaat ve kulluk içinde.

 

Cenab-ı Hak, ona diyor ki; Habîbim Şanlı Peygamber Kur’an-ı Kerim’i sana sıkıntıya düşesin diye indirmedik. Ancak Allah’tan korkan kimse için bir öğüt olarak… Hem de Allah’ın öğütleri ilâhî kânûn ki Allah’ın ezelî ebedî anayasası. Yeri ve yüce gökleri yaratan katından yavaş yavaş bir indirilişle onu yani şanlı Kur’an’ı indirdik inzâl eyledik. O Rahmân (kudret ve hâkimiyeti) ile Arş’a hâkim oldu; çünkü hâkimiyet hükümranlık O’nda. Bütün göklerde olanlar, bütün yerdekiler, bu ikisinin arasında ve toprağın altında bulunanlar O’nundur. Sen (Allah’a ettiğin dua ve zikirle) sesini yükseltsen (bil ki Allah bundan müstağnîdir). Çünkü o şüphesiz gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir. Allah O’dur ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. En güzel isimler O’nundur. Habîbim; Ey Şanlı Peygamber Muhammed Mustafa Aleyhisselâtu Vesselâm! Mûsâ’nın (başından geçen hayat) hikâyesi sana geldi mi? Geçmişi Kur’an-ı Kerim gün ışığından daha parlak insanlığın önüne takdim etmiştir. Ezelî içerisinde belgeler bulunmaktadır, ebedî kendisinde belgeler bulunmaktadır. Onun için geçmişini şahididir geleceğin de tamamen belgelerini ebedî taşır. (اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى﴿٥﴾) bu konuda ‘’A’râf Sûresi’nin 54’üncü âyetinde’’ de Âyet-el Kürsüde de gereken bilgiler verilmiştir oraya bakıldığı zaman oradan İnşâ’Allah irşâd notlarımız orada bulunmaktadır. (يَعْلَمُ السِّرَّ وَاَخْفٰ) Sır içinden kendine içinden söylediğin (وَاَخْفٰ) ise olacak fakat henüz olmamış olandır. Yahut sır başkasına gizli söylediğin (وَاَخْفٰ) kendi içinde gizlediğindir. Birde (وَاَخْفٰ) fiili mâzî geçmiş zaman kipi olmak üzere mânâ verilmiştir. Yani Allah kulların sırrını bilir kendi sırrını ise gizlemiştir.

 

Dakika 10:00

 

(الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى) “Bütün güzel isimlerin tamamı en güzel isimler Allah’ındır.” Bir hadis-i şerifte bu güzel isimler iyi okuyan kimsenin hakkında bir müjde verilmiştir. 99 tane sayılmış ve bunları sayan cennete girer buyurmuştur. Tabii îmânı ile Amel-i Sâlih’iyle geçerli bir îmân geçerli bir Amel-i Sâlihle bunları mânâsıyla hıfzına alır gereğini yerine getirenler mükâfatlarını alırlar, bu müjdelere de mazhâr olurlar. Yoksa gerçek îmân problemini çözmeden Amel-i Sâlih işlemeden papağanlar gibi ne okursan oku faydasını bulamazsın. Onun için gerçek îmân, gerçek samîmîyet, ihlâs, Amel-i Sâlihle alt yapıyı iyi kuracaksın ki üst katlara rahatlıkla çıkabilesin.

 

اِذْ رَاٰ نَاراً فَقَالَ لِاَهْلِهِ امْكُـثُٓوا اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراً لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِقَبَسٍ اَوْ اَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى﴿١٠﴾

فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ يَا مُوسٰى﴿١١﴾

اِنّ۪ٓي اَنَا۬ رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَۚ اِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىۜ﴿١٢﴾

وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِـعْ لِمَا يُوحٰى﴿١٣﴾

اِنَّـن۪ٓي اَنَا اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدْن۪يۙ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ لِذِكْر۪ي﴿١٤﴾

اِنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ اَ كَادُ اُخْف۪يهَا لِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعٰى﴿١٥﴾

فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّـبَعَ هَوٰيهُ فَتَرْدٰى﴿١٦﴾

وَمَا تِلْكَ بِيَم۪ينِكَ يَا مُوسٰى﴿١٧﴾

قَالَ هِيَ عَصَايَۚ اَتَوَكَّـؤُ۬ا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَم۪ي وَلِيَ ف۪يهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى﴿١٨﴾

قَالَ اَلْقِهَا يَا مُوسٰى﴿١٩﴾

فَاَلْقٰيهَا فَاِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعٰى﴿٢٠﴾

قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ۠ سَنُع۪يدُهَا س۪يرَتَهَا الْاُو۫لٰى﴿٢١﴾

وَاضْمُمْ يَدَكَ اِلٰى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ اٰيَةً اُخْرٰىۙ﴿٢٢﴾

لِنُرِيَكَ مِنْ اٰيَاتِنَا الْكُبْرٰىۚ﴿٢٣﴾

اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى۟﴿٢٤﴾

قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ﴿٢٥﴾

وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ﴿٢٦﴾

وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ﴿٢٧﴾

يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ﴿٢٨﴾

وَاجْعَلْ ل۪ي وَز۪يراً مِنْ اَهْل۪يۙ﴿٢٩﴾

هٰرُونَ اَخ۪يۚ﴿٣٠﴾

اُشْدُدْ بِه۪ٓ اَزْر۪يۙ﴿٣١﴾

وَاَشْرِكْهُ ف۪ٓي اَمْر۪يۙ﴿٣٢﴾

كَيْ نُسَبِّحَكَ كَث۪يراًۙ﴿٣٣﴾

وَنَذْكُرَكَ كَث۪يراًۜ﴿٣٤﴾

اِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَص۪يراً﴿٣٥﴾

قَالَ قَدْ اُو۫ت۪يتَ سُؤْلَكَ يَا مُوسٰى﴿٣٦﴾

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً اُخْرٰىۙ﴿٣٧﴾

اِذْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّكَ مَا يُوحٰىۙ﴿٣٨﴾

 

(Sadakallahu’l Azimü’l A’lâ)

 

Kıymetli dostlarımız,

 

Bu yüce âyetlerin yüce metinlerini okumak, duymak ayrı bir fazilet mânâsını anlamak ayrı bir fazilet mânâsını duymak Kur’an’ın meşrebinden kalplerin ruhların doya doya içmesidir marifet feyzini almasıdır. Kur’an-ı Kerim’in kendisi Kelâmullah olduğu için tam saygı ve edeple Kur’an’ın hem nazmı celilini hem mânâsını birlikte bunları zikretmelidir. En büyük zikir Kur’an-ı Kerim’in lafzı ve mânâsıdır ve hükmünce îmân ve ameldir. Bunsuz ne zikir olur, ne şükür olur, ne hamd olur.

 

Dakika 15:10

 

Onun için Kur’an-ı Kerim’i nazmını, mânâsını Hazreti Muhammed’in Ashâblarına öğrettiği gibi Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat yolundan bize doğru gelen onun tam ilmî metotlarla ortaya konan yüce mânâsını iyi anlamalı iyi dinlemeli nazmı celilini de dost doğru okumaya gayret etmelidir. Kur’an’ın tümünü  okumak dillerin zikri olmalı, gönüllerin zikri olmalı kalbin yemeden içmeden duramadığı zevki olmalıdır. Kalp Kur’an’ın meşrebinden onun deryâsından içmeli doya doya. Hem yemeli Kur’an-ı Kerim kalbin cennet bahçesidir uçsuz bucaksız o mânâlar kalbin yediği içtiği eşine rastlanmaz zevki sefâlardır. Onun için kalbini, ruhunu, kafanı, maddî ve manevî yapını Kur’an’dan mahrum etme. Kur’an-ı Kerim’in lafzından mânâsından ye iç kalbin yesin içsin kalpler onunla mutmain olurlar ebedî mutlu olurlar hayat bulurlar. Ölümsüz hayatın dersi işte budur. Hayat ölümsüz hayatım keşif notları,  irşâd notlarıyla dersimiz devam ediyor. Çünkü neden not diyoruz biliyor musunuz? Kur’an-ı Kerim uçsuz bucaksız deryâ da onun özünü vermeye çalışıyoruz.

 

استعيذ بالله

 

Hani o bir ateş görmüştü de… Kim?  Mûsâ Aleyhisselâm.  Ailesine: “Yerinizde durun, benim gözüme bir ateş ilişti, belki size bir kor getiririm yahut ateşin yanında bir yol gösterici bulurum” demişti. Ateşe vardığı zaman şöyle çağrıldı: “Ey Mûsâ Aleyhisselâm! Ben şüphesiz senin Rabbinim. Cenab-ı Hak’tan ona vahiy gelmişti. “Hemen ayakkabılarını çıkar, çünkü sen kutsal bir vadi olan Tuvâ’dasın.” “Ben seni seçtim, şimdi (sana) vahyolunacak şeyleri dinle.” Şüphesiz ben Allah’ım, dedi Cenab-ı Hak kendini vahiy ile tanıttı. Celle Celâlühü Allah, Allah bütün varlığınla Allah de ey Allah’ın kulları! “Benden başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl. İşte zikir gerçek namazı kılmaktır namaz Kur’an-ı Kerim’dir Kur’an-ı Kerim namazdır. Yüce Allah’ın bizden istediği gibi namaz kılmamız, namazda Kur’an okumamız, Kur’an-ı Kerim okumamız, mi’râc da bulunmamız, Allah’ın huzurunda saf olmamız, bir ve bütün olmamız, cemaat olmamız… Cemaatten katiyyen ayrılmamak birlikte Allah’ın huzurunda ‘’Lebbeyk’’ demek birlikte Allah’a kullukta ‘’İ’lâ-yı Kelimetullah’ı’’ yükseltmek için Hakk’ı hâkim kılmak için, hukûkun üstünlüğünün yeryüzüne yerleştirmek için, sulh ve barışı korumak için hepsinden de önün de Allah’a kul olmak için, O’nun rızâsını kazanmak için namaz kıl diyor.

 

Dakika 20:00

 

Beni anmak zikretmek için namaz kıl. Gerçek namaz gerçek zikirdir hem farz olan zikirdir, nâfile namazlarda nâfile zikirlerdir. “Ben seni seçtim diyor Cenab-ı Hak. Yani Peygamberlik verdim diyor. Çünkü kıyâmet muhakkak gelecektir. Onun vaktini gizli tutuyorum ki, herkes yaptığının karşılığını görsün. Kıyâmete hazırlan kıyâmetten önce ölüme hazırlan. Ölümü, berzahı, mezarı hatırından çıkarma mezarından fırlayacağın günleri unutma, mahşere geleceğin günü unutma. Sakın kıyâmete inanmayıp, kendi halinde dersine uyan kimse seni, ona îmân etmekten alıkoymasın; sonra helâk olursun. Ey Mûsâ! Sağ elindeki nedir? Niye soruyor? İnsanlara anlatmak için kendi biliyor her şeyin sahibi O. Mûsâ Aleyhisselâm dedi ki: “O benim asâm (değneğim)dir, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkerim ve onda başka hacetlerim (faydalanacağım) şeyler de var” dedi. Yüce Allah Celle Celâlühü: “Ey Mûsâ! Onu (yere) bırak” dedi. Mûsâ da onu bıraktı, birde ne görsün! O bir yılan olmuş yani ejderha olmuş koşuyor. Yüce Allah buyurdu ki: “Tut onu, korkma; biz onu yine eski durumuna çevireceğiz.”

 

Kıymetli dostlarım,

 

Kur’an-ı Kerim’in bu haberleri mûcizedir hem geçmişin haberlerini veriyor hem tabiatüstü mûcizelerdir. Peygamberlerde ki bu mûcizeler tabiatüstüdür, bu Allah’ın (كُنْ) emriyle Allah’ın izniyle olan şeylerdir.

 

“Bir de diğer bir mûcize olmak üzere elini koynuna koy ki, kusursuz olarak bembeyaz çıksın.” “Bunları sana en büyük mûcizelerimizden (bir kısmını) gösterelim diye yaptık.” Yüce Allah peygamberlerini mûcizelerle destekler. “Firavuna git, çünkü hakîkaten azdı.”

 

Kıymetli dostlarım, Firavun kim, bu azgın Firavun’lar kimler? O çağda bu çağda ki Firavun’lar kim? Hak- hukûk tanımayan, Allah’ı tanımayan O’nun emir ve kânûnlarını hukûkun üstünlüğünü tanımayan, kendini Allah’ın yerine koymaya kalkışan… ‘’Hâşâ Sümme Hâşâ!” Ve Allah’ın mülkünde yok saymaya kalkışan, Allah’ı dinlemeyen, Allah’ın emirlerini anlamayan, dinlemeyen, kabul etmeyen, Allah’a kulluk etmeyip kendine insanları yönelten kimler varsa bunların hepsi birer, birer Firavun ’dur. O çağda da Firavun ‘dur, bu çağda da Firavun ‘dur, gelecek çağlarda da Firavun ‘dur. Meselâ, Firavunlara tâğût denir iblîs tâğutlardan biridir. Niçin iblîse tağut deniyor? Çünkü Allah’ın emrine karşı koydu, Âdem Aleyhisselâmın hilâfetini ve Allah’ın emrini tanımadı. Bunun için kıymetli dostlarım, Cenab-ı Hak diyor ki Mûsâ Peygambere; her Peygamberin bir Firavunu vardır. Hz. Muhammedin Firavunları ise bütün cihânın Firavunlarıdır.

 

Dakika 25:03

 

Bir tane değil beş tane değildir insanlığın düşmanı adâletin, barışın, îmânın ve sosyal adâletin, hukûk ve hukûkun üstünlüğün düşmanı kimler varsa bu dünyada kıyâmete kadar bunlar Hazreti Muhammed’in karşısında Kur’an’ın, sünnetin, İslam’ın karşısında birer birer Firavundur bunları İslam  kurtarmaya gelmiştir. Onları Firavunluktan yanlıştan kurtarmaya gelmiştir. Cenab-ı Hak o günde geçmişi de Kur’an-ı Kerim bize anlattığı için Firavuna git diyor Mûsâ Aleyhisselâm’a çünkü o hakîkaten azdı diyor. Mûsâ dedi ki: “Ey Rabbi! Benim göğsüme genişlik ver. (رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي) dedi işimi kolaylaştır dedi. (وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ) dedi Mûsâ. Dilimde düğümü çöz dedi. (وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ), (يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ) dedi. Bir de bana ailemden bir vezir ver dedi ki, sözümü iyi anlasınlar dilimden düğümü çöz. Bir de bana ailemden bir vezir ver. Kardeşim Hârun’u ver dedi. Vezir yardımcı demektir. Onunla arkamı kuvvetlendir. Elçilik işinde yani peygamberlik işinde onu bana ortak et. Ki, seni çok tesbih edelim seni çok analım. Şüphe yok ki sen bizi görüp duruyorsun.”

 

Yüce Allah buyurdu: “Ey Mûsâ! Dilediğin (şeyler) sana verildi.” “Andolsun ki biz, sana diğer bir defa daha ihsan etmiştik.” Hani bir vakit ilhâm edilmesi gereken (ancak ilhâm ile bilinebilen) şu ilhâmı annene verdik diyor. Annesinin de kalbine Cenab-ı Hak ilhâm vermişti çünkü orada da çeşitli hikmetler anlatılmaya devam edilecektir.

 

اَنِ اقْذِف۪يهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِف۪يهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ ل۪ي وَعَدُوٌّ لَهُۜ وَاَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنّ۪يۚ وَلِتُصْنَعَ عَلٰى عَيْن۪يۢ﴿٣٩﴾

اِذْ تَمْش۪ٓي اُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى مَنْ يَكْفُلُهُۜ فَرَجَعْنَاكَ اِلٰٓى اُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَۜ وَقَتَلْتَ نَفْساً فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُوناً۠ فَلَبِثْتَ سِن۪ينَ ف۪ٓي اَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلٰى قَدَرٍ يَا مُوسٰى﴿٤٠﴾

وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْس۪يۚ﴿٤١﴾

اِذْهَبْ اَنْتَ وَاَخُوكَ بِاٰيَات۪ي وَلَا تَنِيَا ف۪ي ذِكْر۪يۚ﴿٤٢﴾

اِذْهَبَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىۚ﴿٤٣﴾

فَقُولَا لَهُ قَوْلاً لَيِّناً لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ اَوْ يَخْشٰى﴿٤٤﴾

قَالَا رَبَّـنَٓا اِنَّـنَا نَخَافُ اَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَٓا اَوْ اَنْ يَطْغٰى﴿٤٥﴾

قَالَ لَا تَخَافَٓا اِنَّن۪ي مَعَكُمَٓا اَسْمَعُ وَاَرٰى﴿٤٦﴾

فَأْتِيَاهُ فَقُولَٓا اِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَاَرْسِلْ مَعَنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْۜ قَدْ جِئْنَاكَ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكَۜ وَالسَّلَامُ عَلٰى مَنِ اتَّـبَعَ الْهُدٰى﴿٤٧﴾

اِنَّا قَدْ اُو۫حِيَ اِلَيْنَٓا اَنَّ الْعَذَابَ عَلٰى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى﴿٤٨﴾

قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَا مُوسٰى﴿٤٩﴾

قَالَ رَبُّنَا الَّـذ۪ٓي اَعْطٰى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدٰى﴿٥٠﴾

قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْاُو۫لٰى﴿٥١﴾

قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّ۪ي ف۪ي كِتَابٍۚ لَا يَضِلُّ رَبّ۪ي وَلَا يَنْسٰىۘ﴿٥٢﴾

اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْداً وَسَلَكَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلاً وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۜ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجاً مِنْ نَبَاتٍ شَتّٰى﴿٥٣﴾

كُلُوا وَارْعَوْا اَنْعَامَكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى۟﴿٥٤﴾

 

Dakika 30:50

 

Kıymetli dostlar, muhterem izleyenler!

 

Yüce Rabbimiz bu âyet-i kerimelerde de bakın ne diyor.

 

Hani bir vakit ilhâm edilmesi gereken şu ilhâmı annene verdik dedi Cenab-ı Hak. Niçin? Mûsâ’nın annesine Cenab-ı Hak ilhâm eyledi. “Onu (Mûsâ’yı) tabut içine koy da denize bırak dedi. Denizde onu sahile atsın. Onu hem bana düşman, hem ona düşman olan biri alsın. “Bir de benim gözetimim altında yetiştirilmen için, üzerine katımdan bir sevgi bırakmıştım. (Ey Mûsâ Aleyhisselâm).”

 

Bakın Allah’ın düşmanı Firavun Mûsâ’nın da düşmanı bakın Cenab-ı Hak düşmanının kucağında Mûsâ büyütüyor. Çünkü Firavun erkek çocukları öldürüyor kız çocukları da keyfinde kullanıyor. Mûsâ’yı esas öldürmek için aradığı çocuk Mûsâ ama Allah onu onun kucağında büyütüyor bak, Allah her şeye kâdir. Firavun’a kendi saltanatını yıkacak çocuğu Firavun’un kucağında Firavun’a büyüttürüyor, Mûsâ’yı besletiyor büyütmesine vesile kılıyor. Ama öldürdüğü nice erkek çocukların sebebi Mûsâ’yı öldürmek için erkek çocukları öldürüyordu. Allah’ın elinden kimse kurtulamaz, bir Firavun değil milyarlarca Firavun ol istersen Allah’ın bir sineğine gücü yetmez bunların. Nemrut bir sinekle helâk edildi Nemrut Firavun’dan daha güçlüydü.

 

Cenab-ı Hak bu âyet-i kerimelerde bak ne buyuruyor;

 

Hani kız kardeşin (Firavun’un sarayına) giderek: “Ona bakacak birini size buluvereyim mi?” diyordu. Mûsâ’yı denizden aldılar Firavun’un sarayına götürdüler orada da sütanne arıyorlardı Mûsâ’nın kız kardeşi de kulak misafiri oluyor durumu anladı ve onlara size bakacak birini buluvereyim mi? diyordu. Şu Rabbimin şu eşsiz yüceliğine bak. Şimdi o sarayda o çocuk büyütülecek annede sütanne olarak oraya götürülecek annenin de gönlü müsterih olacak Mûsâ da annesiz kalmayacak. Yüce Rabbin yüceliğine bak! Böylece seni tekrar annene verdik ki bunu kim diyor? Yüce Allah diyor. Ey Mûsâ! Bak, diyor orada da seni annesiz bırakmadım. Gözün aydın olsun da kederlenmesin. Hem sen, bir adam öldürdün de seni kandan kurtardık. Zâlimin birisini gördü Mûsâ mazlumun mazlumlara işkence ediyorlardı. Mazlumu kurtarırken o zâlim geberdi. Mûsâ’yı öldürdü dediler, Mûsâ sadece mazlumu kurtarırken ona bir kere vurmuştu.

 

Dakika 35:20

 

Seni çeşitli musibetlerle imtihan ettik. Bu sebeple yıllarca ‘’Medyen Halkı’’ içinde kaldın. Sonra ey Mûsâ! Belli bir çağa (peygamberlik görevini yüklenecek bir yaşa) geldin. Ben, seni kendime (peygamber) seçtim. Sen kardeşinle birlikte yani Hârun’la mûcizelerimle git, ikiniz de beni anmakta gevşeklik etmeyin. Ey insanlık âlemi! Bak, Yüce Allah ne diyor; Beni anmakta gevşeklik etmeyin diyor Allah’ı dilinden gönlünden hiç bırakma sakın! Bütün hücrelerimiz, bütün dokularımız, ruh ve bedenimiz, bütün nimetler Allah’a ait. Allah unutulmaz. Aklını başına al! Ey gafil, ey câhil, ey inkârcı adam inkârından vazgeç! Ey Firavun’lar, Firavunluktan vaz geçin!

 

Cenab-ı Hak Firavun’a gidin, çünkü o gerçekten azdı dedi. Varında ona yumuşak söz söyleyin; olur ki, öğüt dinler yahut korkar. Bu dünyaya gerçeği açıklamak içindir firavunun ne yapıp yapmayacağını Cenab-ı Hak biliyor ama her konuda ölçüyü koyuyor Cenab-ı Hak. (Mûsâ ile Hârun) “Rabbimiz! Onun bize kötülük yapmasından veya azgınlığını artırmasından korkarız” dediler. Çünkü Firavun tam Firavun ki çok zâlim biri azgın. Bak ne dediler Mûsâ ile Hârun; Rabbimiz! Onun bize kötülük yapmasından veya azgınlığını artırmasından korkarız! Dediler. Yüce Allah buyurdu ki Celle Celâlühü: “Korkmayın, zîrâ ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm.” Hemen gidin de Firavun’a deyin ki: “Biz Rabbinin (sana gönderdiği) elçileriz. Artık İsrâiloğulları’nı bizimle gönder, onlara azâb etme; biz sana Rabbinden bir mûcize ile geldik. Selâm doğru yolda gidenleredir.” “Bize kesin olarak vahiy olundu ki, azâb şüphesiz (gerçeği) inkâr edip ona sırt çevirenleredir.” Firavun: “Ey Mûsâ! Sizin Rabbiniz kimdir?” dedi. İşte Firavunluk böyle; Mûsâ Aleyhisselâm: “Bizim Rabbimiz her şeye şeklini veren, sonra da yolunu gösterendir” dedi. Firavun: “Öyleyse geçmiş asırlar (da ki insanların) durumu nedir?” dedi. Mûsâ Aleyhisselâm dedi ki: “Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitapta (yazılı)dır. Rabbim yanlış yapmaz ve unutmaz.” dedi. “Yeryüzünü sizin için bir döşek yapan, oradan sizin için yolları açan ve gökten bir su indiren O’dur.” İşte biz o su ile türlü, türlü bitkilerden çiftler çıkardık. Hem siz yiyin, hem de diğer canlılar ve hayvanlarınızı otlatın. Akıl sahipleri için bunda nice ibretler vardır! (قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْاُو۫لٰى) Firavun dedi ki: “Öyleyse geçmiş asırlar halkının durumu nedir?” İşte Firavun’un aklı o kadar.

 

Dakika 40:16

 

Yani dediğin gibi eğer gibiyse diyor bunca geçmiştekiler de dirilecek mi? Onların sahibi kim? Gibi soru soruyor ki, bu Yüce Allah’ı tanımadığını açıkça gösteriyor. (قَالَ) Şöyle dedi.                (عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّ۪ي ف۪ي كِتَابٍۚ) Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır dedi. Çünkü Allah geçmişin ezelîn, ebedîn Rabbisidir. Allah ezelî bildiği gibi ebedî bilir, ebedî bildiği gibi ezelî bilir. Yedi kat göklerin üstünü bildiği gibi, yedi kat yerlerin altını bilir. Çünkü Allah zamandan, mekândan münezzehtir O’na engel yoktur. (لَا يَضِلُّ رَبّ۪ي وَلَا يَنْسٰىۘ) “Rabbim şaşmaz de unutmaz.” O Rabbim’dir ki yeryüzünü sizin için bir döşek yaptı. (فَاَخْرَجْنَا بِه۪ٓ) İşte biz o su ile çıkardık.  (النُّهٰى۟) nüha; bâtıl ve kötü şeylere uyumaktan sakındıran akıl demektir. Burada ne diyor; İnsanoğluna aklı vahyi ilâhîyi anlaması için Yüce Allah akıl veriyor ki, (النُّهٰى۟) bâtıl ve kötü şeylere uyumaktan sakındıran akıl demektir ki diğer adı da aklı kâmildir, diğer adı ise aklıselim ki îmânın emrinde olan akıldır Allah’ın emrinde olan akıl akıldır. Kur’an-ı Kerim’in emrinde İslam nizâmına bağlı olan O’nun emrinde bulunan akıldır. Allah’ı tanımayan akıl Firavun aklıdır. O’nun emir ve kânûnlarını yok sayan Firavun aklıdır.

 

مِنْهَا خَلَقْنَاكُمْ وَف۪يهَا نُع۪يدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً اُخْرٰى﴿٥٥﴾

وَلَقَدْ اَرَيْنَاهُ اٰيَاتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَاَبٰى﴿٥٦﴾

قَالَ اَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ اَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَا مُوسٰى﴿٥٧﴾

فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِثْلِه۪ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِداً لَا نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَٓا اَنْتَ مَكَاناً سُوًى﴿٥٨﴾

قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزّ۪ينَةِ وَاَنْ يُحْشَرَ النَّاسُ ضُحًى﴿٥٩﴾

فَتَوَلّٰى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ اَتٰى﴿٦٠﴾

قَالَ لَهُمْ مُوسٰى وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ كَذِباً فَيُسْحِتَكُمْ بِعَذَابٍۚ وَقَدْ خَابَ مَنِ افْتَرٰى﴿٦١﴾

فَتَنَازَعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰى﴿٦٢﴾

قَالُٓوا اِنْ هٰذَانِ لَسَاحِرَانِ يُر۪يدَانِ اَنْ يُخْرِجَاكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَر۪يقَتِكُمُ الْمُثْلٰى﴿٦٣﴾

فَاَجْمِعُوا كَيْدَكُمْ ثُمَّ ائْتُوا صَفاًّۚ وَقَدْ اَفْلَحَ الْيَوْمَ مَنِ اسْتَعْلٰى﴿٦٤﴾

قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَلْقٰى﴿٦٥﴾

 

 

Yüce Rabbimiz bu yüce âyetlerinde de ne buyuruyor;

Sizi yerden (topraktan) yarattık, diyor Cenab-ı Hak. Babamız Âdem, Annemiz Havvâ yoktan topraktan yaratıldı onlara ruh verildi. Yine (ölümünüzden sonra) ona döndüreceğiz. Bakın, insanoğlu topraktan yaratılır tekrar toprağa geri döndürülüyor. Hem de ondan sizi bir kere daha çıkaracağız. Tekrar herkes mezarından fırlayıp çıkarılacak bütün ölüler dirilecek şeksiz ve şüphesiz.

 

Dakika 45:25

 

Yoktan nasıl yaratılmışsa bu âlem işte öylece dirileceksin. Nasıl dilerse Allah öyle, bu âlemi yok edecek başka âlemi var edecek ve seni de amellerinle günah ve sevaplarınla mezarından kaldıracak. İster inan ister inanma, başına geldiği gün inanacaksın. Kâfir o zaman inanacak bütün inkârcılar, bütün münâfık müşrikler,  bütün Firavunlar. Ama iş işten geçecek gerçek anlamda inan da Allah’ı tanı Allah’ın kudretini gör. Yaratan şimdi yaratan o zaman yaratmaz mı? Şu âlemi yoktan yaratan seni mezardan kaldırmaz mı? Aklını başına al! Gâvur ölme îmânınla öl îmânınla yaşa Müslüman yaşa Müslüman öl. Yusuf Aleyhisselâm duasında ne diyor; Beni Müslüman olarak öldür diyor Müslüman olarak yaşat diyor. (فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ) (تَوَفَّنِي مُسْلِمًا) diyor. ‘’ Yusuf Sûresi 101’’ Dikkat et! “Beni Müslüman olarak öldür vefat ettir ve beni salihlerin arasına kat” diyor. Kim? Yusuf gibi bir peygamber Aleyhisselâm. Her peygamber Müslümandır. İbrâhim Aleyhisselâm ne Nasrânî’dir ne Yahûdî’dir bir Müslüman’dır.  Mûsâ Aleyhisselâm bir Müslümandır, İsa Aleyhisselâm bir Müslümandır. Nuh Aleyhisselâm Yâkuplar, Yusuflar, İsmâil’ler, Dâvûd’lar, Süleymân’lar, İlyaslar, Elyasalar, Şuâyblar, Yahyâ’lar, Zekeriyâ’lar, Hûd’lar, Lut’lar, Sâlihler hep bunlar Müslümandır. Şit’ler, İdrisler, babamız Âdem bunlar Müslümandır. Allah birdir onun içinde ortada hakîkat bir Allah’ın dini hak din devam ediyor. Âdem’le başladı Muhammed’le ebedî devam ediyor. Muhammed ile Âdem arasında da diğer peygamberler var hepsine Allah’ın selâmı olsun. Onun için Cenab-ı Hak yine bak böyle dedi insanları mezarından çıkaracağız diyor.

 

Andolsun ki, biz Firavun’a mûcizelerimizin hepsini gösterdik. Böyleyken o yine onları yalan sayıp kabulden çekindi. Kabul etmedi çekindi Firavun. Ne oldu sonuçta? Kur’an-ı Kerim’in ne diyorsa o oldu işte Kur’an-ı Kerim’i iyi dinle. Tekrar söylüyorum nazmını da dinle zevkle mânâsını da kalbin içsin zevkine ersin. Cenab-ı Hak; (Firavun Mûsâ’ya şöyle) dedi, durumu bildiriyor Rabbimiz. “Ey Mûsâ! Sen sihrinle bizi yerimizden çıkarmak için mi geldin bize?” İşte bugün hakîkî Müslümana irticas iftirasını yapan bugünün tâğutları o günde Firavun Mûsâ’ya diyordu bunu. Ne diyordu; “Bizi yerimizden çıkarmak için mi geldin bize diyordu?” Mûsâ’ya. Hâlbuki Firavun Müslüman olsaydı yine hükümdar olarak kalırdı. Bunun hükümdarlığını elinden almaya gelmedi ki.

 

Dakika 50:02

 

Mûsâ’yı tanımadı değil Allah’ı tanımadı Mûsâ’yı Allah gönderdi bütün peygamberler öyledir Allah gönderir. Demek ki rejim düşmanı demek birisinin üzerine suç atmak çok kolay bir iftiradır kolay bir iftira recm düşmanı halk düşmanı Firavun’lardır. Allah’ın emrindeki kişi kimsenin düşmanı değil herkese dost olan odur. Yalnız Allah’ın dostlarına düşman olanlar tâğutlar ve Firavun’lardır. İslam herkesin dostudur ve bütün dünyaya sulh ve barışı, merhameti, kardeşliği, rahmeti, hukûkun üstünlüğünü, sosyal adâleti getiren İslam tüm insanlığın mahlûkatın hatta bütün mahlûkatın dostu. Ama ona dost olmayanlar var, onu tanımayanlar Allah’ı tanıyanlar var işte problem burada bu halde acım Biz de senin şehrin gibi bir şehirde var, Allah’ı tanımayanlar var işte problem burada.

“O hâlde bakın bizde senin sihrin gibi bir sihirle sana geleceğiz. Bakın, Mûsâ’ya sihirbaz diyor Firavun peygamberler sihre karşıdırlar reddederler. İslam’ı sihri en büyük günahlardan saymıştır. (Karşına çıkacağız); bakın şimdi Firavun Mûsâ’nın karşısına sihirle çıkacak sihirbazları toplayacak. Şimdi bizimle senin aranda bir vakit ve bir buluşma yeri tayin et ki; ne senin, ne bizim caymayacağımız uygun bir yer olsun. Mûsâ Aleyhisselâm: “Sizinle buluşma zamanı, süs (bayramı) günü ve insanların toplanacağı kuşluk vaktidir” dedi. Bunun üzerine Firavun döndü gitti ve bütün hile vasıtalarını topladıktan sonra geldi. Mûsâ onlara dedi ki: “Yazıklar olsun size! Allah’a yalan uydurmayın. Sonra bir azâb ile kökünüzü keser. Gerçekten (Allah’a) iftira eden hüsrana uğramıştır” dedi. Sihirbazlar aralarında işlerini tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular. (Sihirbazlar daha sonra Mûsâ ve Hârun’u göstererek şöyle) dediler:  “Bu ikisi muhakkak sihirbazdır; büyüleri ile sizi yurdunuzdan çıkarmak ve de örnek dininizi yok etmek istiyorlar.” Dikkat edin! Putperestliğe şirke din diyorlar hem de örnek din diyorlar. Hakkı bâtıl gören, batılı hak gören, küfrü îmân zanneden, zulmü adâlet zanneden zihniyet işte bu. Firavun’un adamları firavun kafalı firavun taraftarı bugün de böyle o gün de öyleydi. Aka- kara diyen karaya-ak diyen, hakka bâtıl diyen bâtıla hak diyen bir zihniyet var işte o günde böyle dediler. Ne diyorlar? Örnek dinimiz yok etmek istiyorlar. “Onun için bütün tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra hep bir sıra halinde gelin. Bugün üstün gelen muhakkak zafer kazanmıştır.” Sihirbazlar: “Ey Mûsâ! Ya sen at yahut ilk atan biz olalım” dediler. Yani herkes sihrini kullansın dedi sihirbazlar. Mûsâ Aleyhisselâm dedi ki: “Hayır, siz atın.” Ne hüneriniz varsa kullanın ne sihriniz varsa ortaya dökün.

 

Dakika 55:00

 

Birde ne görsün Mûsâ Aleyhisselâm onların ipleri ve değnekleri, yaptıkları sihirden ötürü kendisine sanki yürüyorlarmış gibi geldi. Bu yüzden Mûsâ içinde bir korku hissetti. Yüce Allah diyor ki biz dedik ki: “Ey Mûsâ! Korkma, çünkü sen muhakkak üstünsün (galip geleceksin).” İnananlar Allah’ın safındakiler hep üstündür hiç mağlup olmadılar hiç olmazlar. Olsalar, olsalar şehit olurlar gâzî olurlar başka bir şey olmazlar. “Sağ elindekini atıver; Cenab-ı Hak dedi ki Mûsâ’ya: “Sağ elindekini atıver, o, onların yaptıklarını yutar. Çünkü onların yaptıkları ancak bir büyücü tuzağıdır. Büyücü ise, her nerede olursa olsun başarıya ulaşamaz.” Sonunda bütün sihirbazlar secdeye kapandılar, “Mûsâ ile Hârun’un Rabbine îmân ettik” dediler. Çünkü Yüce Allah’ın Mûsâ’nın şahsında “Âsâyı” ejderha haline getirdi bütün sihirleri yuttu yok etti. Firavun: “Ben size izin vermeden mi ona îmân ettiniz?” dedi. Sihirbazlara Müslüman oldular diye bakın tehditler savurmaya başladı; O, muhakkak size sihir öğreten büyüğünüzdür dedi. Firavun bu sefer Müslüman olunca sihirbazlar onların tersine dolandı siz Mûsâ ile gizli anlaştınız dedi. “Andolsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve muhakkak ki sizi hurma dallarına asacağım. Böylece hangisinin azâbının daha şiddetli ve devamlı olduğunu bileceksiniz” dedi. Kim? Hep Firavun’lar böyledir zulümle hayatta duracaklarını zannederler cehennemin dibine buldular ve bulacaklar. O çağınki de bu çağınki de hiçbiri kurtulmadılar. Zulüm ayakta durmaz zulüm ile âbât olunmaz her zâlim berbat olmuştur. İlim yok, îmân yok, hak yok, hakîkat yok zulüm var zorba dayatmacı bir zihniyet. (Îmân eden sihirbazlar şöyle) dediler; îmân kalbe girince îmân gürler ve şahlanır. “Bize gelen bu açık mûcizeler ve bizi yaratana karşı, aslâ seni tercih edemeyiz” dedi sihirbazlar Müslüman oldular. Firavun’a onların îmânı rest çekti. “Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin.” Mezarda, mahşerde başına geleceği düşün demek istediler. “Doğrusu biz hem günahlarımıza, hem bizi zorladığını sihre karşı, bizi bağışlasın diye, Rabbimize îmân ettik. Allah (sevapça senden) daha hayırlı ve (azâb verme bakımından da) daha devamlıdır” dediler sihirbazlar, Müslüman oldular. Müslüman olunca böyle dediler. Her kim Rabbine suçlu olarak varırsa şüphesiz ki ona cehennem vardır. Orada ne ölür, nede dirilir azâb üstüne azâb çeker feryat üstüne feryat eder. Kimde ona bir mü’min olarak sâlih ameller işlemiş olduğu hâlde varırsa Yüce Allah’ın huzuruna îmânla Amel-i Sâlih’le gelirse işte onlara en yüksek dereceler vardır. Cennet var Cemâl var.

 

Dakika 1:00:05

 

‘’Adn Cennetleri’’ vardır ki, altlarından ırmaklar akar, onlar orada ebedî olarak kalacaklardır. Ve işte bu, (küfür ve isyândan) arınanların mükâfatıdır. Îmân ve amelin sonucu illa cennettir ‘’Cennet-i Âlâ’dır’’ Allah’ın rızâsı ve Cemâli’dir eşsiz güzelliğe mazhâr olur, lütuflarına ebedî mazhâr olur. Küfür ve isyânın kötü amelin sonucu cehennemdir kesin cehennemdir.

 

Onun için herkes aklını başına almalıdır. Allah cümlemize hidâyet eylesin lütufta keremde dâim eylesin

 

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

وَلَقَدْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَاد۪ي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَر۪يقاً فِي الْبَحْرِ يَبَساًۚ لَا تَخَافُ دَرَكاً وَلَا تَخْشٰى ﴿٧٧﴾

فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِه۪ فَغَشِيَهُمْ مِنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْۜ ﴿٧٨﴾

وَاَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُ وَمَا هَدٰى ﴿٧٩﴾

يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ قَدْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ عَدُوِّكُمْ وَوٰعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ الْاَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰى ﴿٨٠﴾

كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا ف۪يهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَب۪يۚ وَمَنْ يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَب۪ي فَقَدْ هَوٰى ﴿٨١﴾

وَاِنّ۪ي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً ثُمَّ اهْتَدٰى﴿٨٢﴾

وَمَٓا اَعْجَلَكَ عَنْ قَوْمِكَ يَا مُوسٰى ﴿٨٣﴾

قَالَ هُمْ اُو۬لَٓاءِ عَلٰٓى اَثَر۪ي وَعَجِلْتُ اِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضٰى﴿٨٤﴾

قَالَ فَاِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنْ بَعْدِكَ وَاَضَلَّهُمُ السَّامِرِيُّ ﴿٨٥﴾

فَرَجَعَ مُوسٰٓى اِلٰى قَوْمِه۪ غَضْبَانَ اَسِفاًۚ قَالَ يَا قَوْمِ اَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْداً حَسَناًۜ اَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ اَمْ اَرَدْتُمْ اَنْ يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَخْلَفْتُمْ مَوْعِد۪ي ﴿٨٦﴾

قَالُوا مَٓا اَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلٰكِنَّا حُمِّلْـنَٓا اَوْزَاراً مِنْ ز۪ينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذٰلِكَ اَلْقَى السَّامِرِيُّۙ﴿٨٧﴾

فَاَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلاً جَسَداً لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هٰذَٓا اِلٰهُكُمْ وَاِلٰهُ مُوسٰى فَنَسِيَۜ ﴿٨٨﴾

اَفَلَا يَرَوْنَ اَلَّا يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلاًۙ وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَراًّ وَلَا نَفْعاً﴿٨٩﴾۟

(Sadakallahu’l Azimü’l A’lâ)

 

Bu yüce âyetlerinde mânâsından şunları anlıyoruz; Özlü olarak bunları takdim edelim.

 

Gerçekten Mûsâ’ya şöyle vahiy ettik: “Kullarımla geceleyin yürü (Mısır’dan çık) da (âsânı vurarak) onları denizde kuru bir yol aç; (artık Firavun tarafından) yetişilmekten korkmazsın ve (boğulmaktan) endişe de etmezsin.” Firavun ordularıyla hemen onları takip etti, denizden  kendilerini sarıveren (korkunç boğulma) sarıverdi. Böylece Firavun kavmini yanlış yola sürükledi ve doğru yola götürmedi.

 

Dakika 1:05:15

 

Ey İsrâiloğulları! Sizleri düşmanlarınızdan kurtardık. Yani  Firavun’dan kurtardık ve “Tûr Dağının” sağ yanında söz verdik, üzerinize de  kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size verdiğimiz rızıkların en temizlerinden yiyin ve bunda taşkınlık etmeyin ki, sonra üzerinize gazâbım iner. Kimin üzerine de gazâbım inerse, muhakkak o mahvolur. Bununla beraber, şüphe yok ki ben, tövbe eden îmân edip sâlih amel işleyen, sonra da hak yolda sebat gösteren kimse için Gaffarım çok bağışlayıcım. Ey Mûsâ! “Seni kavminden (ayırıp) daha çabuk (gelmeye) sevk eden nedir?” dedik. Mûsâ Aleyhisselâm; “Onlar benim izimdeler (arkamdan beni takip edip geliyorlar). Ben sana acele ettim (geldim) ki, hoşnut olasın” dedi. Yüce Allah Celle Celâlühü: “Doğrusu biz senden sonra kavmini imtihan ettik. ‘’Sâmirî’’ onları saptırdı” dedi. Dikkat edin! Daha Mûsâ aralarında iken kavim saptı İsrâiloğulları saptı ‘’Sâmirî’nin’’ yaptığı buzağıya taptılar tâ Mûsâ ‘’Tûr-i Sina’dan’’ gelinceye kadar. Hemen Mûsâ öfkeli ve üzgün olarak kavmine döndü (onlara şöyle) dedi: “Ey kavmim! Rabbimiz size güzel bir vaat ile söz vermedi mi? Size bu süremi çok uzun geldi, yoksa Rabbinizden size bir gazâb inmesini arzu etinizde mi, bana olan vaadinizden caydınız?” Onlar dediler ki: “Biz sana verdiğimiz sözden, kendiliğimizden caymadık. Fakat biz o ‘’Kıbtî’’ kavmin süs eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları (ateşe) attık. ‘’Sâmirî’’ de (kendi mücevheratını) böylece atmıştı.” Nihâyet ‘’Sâmirî’’ onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. Bunun üzerine ‘’Sâmirî’’ ve adamları: “İşte sizin de, Mûsâ’nın da ilâhı tanrısı bu buzdağıdır. Yani sığır buzağına taptırdı bu İsrâil’i ‘’Sâmirî’’ böyle kandırdı ve ama dedi o unuttu dediler. Hâşâ Sümme Hâşâ! Onlar görmüyorlar mıydı ki, o buzağı, kendilerine hiçbir sözle karşılık veremiyor; onlara ne bir zarar, ne de bir fayda vermeye sahip bulunamıyordu. Allah’tan başka ilâh olur mu?

 

وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هٰرُونُ مِنْ قَبْلُ يَا قَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِه۪ۚ وَاِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمٰنُ فَاتَّبِعُون۪ي وَاَط۪يعُٓوا اَمْر۪ي ﴿٩٠﴾

قَالُوا لَنْ نَبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِف۪ينَ حَتّٰى يَرْجِعَ اِلَيْنَا مُوسٰى ﴿٩١﴾

قَالَ يَا هٰرُونُ مَا مَنَعَكَ اِذْ رَاَيْتَهُمْ ضَلُّواۙ ﴿٩٢﴾

اَلَّا تَتَّبِعَنِۜ اَفَعَصَيْتَ اَمْر۪ي﴿٩٣﴾ 

قَالَ يَبْنَؤُ۬مَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَت۪ي وَلَا بِرَأْس۪يۚ اِنّ۪ي خَش۪يتُ اَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْل۪ي﴿٩٤﴾

 قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ﴿٩٥﴾

 قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِه۪ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذٰلِكَ سَوَّلَتْ ل۪ي نَفْس۪ي ﴿٩٦﴾

قَالَ فَاذْهَبْ فَاِنَّ لَكَ فِي الْحَيٰوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ وَاِنَّ لَكَ مَوْعِداً لَنْ تُخْلَفَهُۚ وَانْظُرْ اِلٰٓى اِلٰهِكَ الَّذ۪ي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفاًۜ لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفاً ﴿٩٧﴾

 

Andolsun ki Hârun daha önce onlara, Hârun Aleyhisselâm içlerinde iken onlar buzağıya taptılar buzağı yaptılar ‘’Samiri’’ onları kandırdı. Hârun gibi peygamber aralarında iken Mûsâ Aleyhisselâm mülakatta ‘’Tûr-i Sina’ya’’ gitmişti 40 gün kadar bir müddetle.

 

Andolsun ki Hârun daha önce onlara: “Ey kavmim! Siz bununla (buzağı ile) imtihana çekildiniz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahmân’dır. Gelin bana uyun ve emrime itaat edin” demişti. Onlar (cevap olarak şöyle) demişlerdi: “Mûsâ bize dönüp gelinceye kadar, biz ona tapmaya elbette devam edeceğiz” dediler Hârun’u dinlemediler Aleyhisselâm. (Mûsâ Aleyhisselâm gelince kardeşine gelince şöyle) dedi: “Ey Hârun! Bunların sapıklığa düştüğünü gördüğün vakit, seni engelleyen ne oldu?” “Neden benim yolumu takip etmedin, benim emrine karşı mı geldin?” Hârun Aleyhisselâm: “Ey anamın oğlu dedi Mûsâ’ya! Sakalımı ve başımı (saçımı) tutma. Ben senin ‘İsrâiloğulları arasında ayrılık çıkardın, sözüme bakmadın’ diyeceğinden korktum” dedi. (Hazreti Mûsâ bu defa ‘’Sâmirî’ye’’ dönerek) “Ey Sâmirî! Senin bu yaptığın nedir?” dedi. Putperestlik puta tapmaya hazır olan insanlar vardır. Sâmirî: “Onların görmedikleri bir şey gördüm: (Sana gelen) ilâhî elçinin (Cebrâil’in) izinden bir avuç (toprak) aldım ve onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu bana böylece nefsim hoş gösterdi” dedi. (Mûsâ ona şöyle) dedi: “Haydi çekil git. Artık senin için hayat boyunca, ‘benimle temas yok’ diye söylemen var (bir vahşi gibi yapayalnız yaşamaya mahkûm olacaksın). Hem senin için aslâ kaçamayacağın bir cezâ da daha vardır. Birde ibadet durduğun ilâhına bak; elbette biz onu yakacağız, sonra da kül edip muhakkak onu denize savuracağız. Sizin ilâhınız ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Yüce Allah’tır. O’nun ilmi her şeyi kuşatmıştır. Cenab-ı Hak durumu Hazreti Muhammed’e ve dünyaya geçmişi anlatıyor ve diyor ki: Ey Muhammed Mustafa (Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem!) Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki sana katımızdan bir zikir (düşünüp kendisinden ibret alınacak bir kitâb) verdik. Şanlı Kur’an-ı Azimüşşan’ı verdik. Kim ondan yüz çevirirse, dikkat edin konuyu Cenab-ı Hak niçin bunları anlattı; konuyu Kur’an-ı Kerim’e, Muhammed’e, İslam’a çağırıyor dünyayı. Bak diyor ki: Kim ondan yüz çevirirse, şüphesiz o, kıyâmet günü bir günah yüklenecektir. Devamlı o azâbın altında kalacaktır. İşte şöyle bir bak Cenab-ı Hak ne diyor; Azâbın altında devamlı kalacaktır. Kıyâmet günü onlar için bu ne fena bir yüktür! Devamlı azâbın altında kalacaklardır. Kur’an-ı Kerim’den yüz çevirenler. Kıyâmet günü onlar için bu ne fena bir yüktür! Sûr’a üfürüleceği gün ki biz suçluları o gün, (gözleri korkudan) göğermiş olarak mahşerde toplayacağız. Gözlerin korkudan göğermiş olarak mahşerde toplayacağız. “Siz dünyada sadece on gün kaldınız” diye kendi aralarında gizli gizli konuşurlar. Aralarında ne konuşacaklarını biz çok iyi biliriz. Görüşü en üstün olan: “Ancak bir gün kaldınız” diyecektir.

 

Dünya bakın ne kadar yaşarsan yaşa sonuçta mahşere gidenler hep dünya diyenler âhireti hiçe sayanlar o gün ne dediler; Dünyada bir gün kaldık dediler. Dünyayı tamamen yok olarak hiç kalmamış gibi dünyada böyle bir fikir yürüttüler dünya fani sonuç bu.

 

Cenab-ı Hak;

 

(وَاِنَّ لَكَ مَوْعِداً لَنْ تُخْلَفَهُۚ وَانْظُرْ اِلٰٓى اِلٰهِكَ الَّذ۪ي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفاًۜ لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفاً )

 

اِنَّـمَٓا اِلٰهُكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْماً﴿٩٨﴾

كَذٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْـبَٓاءِ مَا قَدْ سَبَقَۚ وَقَدْ اٰتَيْنَاكَ مِنْ لَدُنَّا ذِكْراًۚ﴿٩٩﴾

مَنْ اَعْرَضَ عَنْهُ فَاِنَّهُ يَحْمِلُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وِزْراًۙ﴿١٠٠﴾

خَالِد۪ينَ ف۪يهِۜ وَسَٓاءَ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ حِمْلاًۙ﴿١٠١﴾

يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ وَنَحْشُرُ الْمُجْرِم۪ينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقاًۚ﴿١٠٢﴾

يَتَخَافَتُونَ بَيْنَهُمْ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا عَشْراً﴿١٠٣﴾

نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ اِذْ يَقُولُ اَمْثَلُهُمْ طَر۪يقَةً اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا يَوْماً۟﴿١٠٤﴾

 

 Cenab-ı Hak bunları buyurduktan sonra ne dedi;

 

 وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْجِبَالِ فَقُلْ يَنْسِفُهَا رَبّ۪ي نَسْفاًۙ﴿١٠٥﴾

فَيَذَرُهَا قَاعاً صَفْصَفاًۙ﴿١٠٦﴾

لَا تَرٰى ف۪يهَا عِوَجاً وَلَٓا اَمْتاً﴿١٠٧﴾

 

Ey Muhammed diyor Cenab-ı Hak (A.S.V)! Sana dağların (kıyâmette ki durumunu) sorarlar, de ki: “Rabbim onları ufalayıp savuracak.” Dağlar yerinden sökülüp atılacak kıyâmette toz duman olup yok olacak hepsi parçalanacak. “Böylece yerlerini dümdüz boş bir hâlde bırakacak.” “Orada ne bir çukur, nede bir tümsek göreceksin dümdüz olacak.” Cenab-ı Hak bu yüce haberlerle insanları önceden haberdar ediyor.

 

يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ الدَّاعِيَ لَا عِوَجَ لَهُۚ وَخَشَعَتِ الْاَصْوَاتُ لِلرَّحْمٰنِ فَلَا تَسْمَعُ اِلَّا هَمْساً﴿١٠٨﴾

 

O gün, hiçbir tarafa sapmadan o davetçiye (Sûr’a üfleyenin çağrısına) uyarlar. Öyle ki Rahmân’ın heybetinden sesler kısılmıştır. Artık bir fısıltıdan başka hiçbir şey işitemezsin.

 

Dakika 1:20:17

 

يَوْمَئِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلاً﴿١٠٩﴾

 

O gün, Rahmân’ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimselerden başkasının şefaati fayda vermez.

 

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُح۪يطُونَ بِه۪ عِلْماً﴿١١٠﴾

 

Allah (C.C), onların geleceklerini de, geçmişlerini de bilir. Ama onların hiçbirinin ilmi onu kuşatamaz. Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır.

 

وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَيِّ الْقَيُّومِۜ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْماً﴿١١١﴾

وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلْماً وَلَا هَضْماً﴿١١٢﴾

 

Bütün yüzler, diri ve bütün yarattıklarını gözetip duran Allah’a baş eğmiştir. Herkes boynunu o ölmeyen diri olan ölümsüz varlık işte bütün varlıkları gözetip durduran Allah’a herkes başını eğmiş teslim olmuştur. O’na baş eğmeyen kalmamıştır o dünyadaki dik başlar, tâğutlar, Firavunlar hepsi baş eğdiler teslim oldular. Allah’ın orduları azâbı zâlimleri kuşattı mü’minleri de Allah’ın rahmeti kuşattı. Bir zulüm yüklenen gerçekten hüsrâna uğramıştır. Her kimde mü’min olarak sâlih amel işlerse, artık o ne bir haksızlıktan ve nede çiğnenmekten korkar. Yani korkusu yoktur. Kimin? Mü’minin ve sâlih amel sahibinin. İslam işte îmân ve Amel-i Sâlih dinidir. İslam’ın emirlerini yaşadığın zaman o yüce değerlere inandığı zaman işte îmân ve Amel-i Sâlihle Allah’ın huzuruna gelirsin bu müjdelere mazhâr olursun.

 

وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ وَصَرَّفْنَا ف۪يهِ مِنَ الْوَع۪يدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ اَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْراً﴿١١٣﴾

فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰٓى اِلَيْكَ وَحْيُهُۘ وَقُلْ رَبِّ زِدْن۪ي عِلْماً﴿١١٤﴾

وَلَقَدْ عَهِدْنَٓا اِلٰٓى اٰدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْماً۟﴿١١٥﴾

 

Yüce Rabbimiz bu âyet-i kerimelerde de bakın ne diyor;

 

İşte böylece biz onu şanlı Kur’an’ı Arapça bir Kur’an olarak indirdik. Cenab-ı Hak (قُرْآنًا عَرَبِيًّا) onda tehditlerden nice türlüsünü tekrar tekrar açıkladık ki belki sakınırlar, önceden akıllarını başlarına alırlar. Yahut onlara bir ibret ve uyanış verir hükmü her yerde geçerli gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Ey Muhammed Aleyhisselâtu Vesselâm!

 

Dakika 1:25:00

 

Kur’an-ı Kerim sana vahiy edilirken, vahiy bitmeden önce (unutma korkusu ile) Kur’an-ı Kerim’i okumada acele etme; “Rabbim! Benim ilmimi artır” de.

 

Rabbi Zidnî İlmen ve Fehmen ve Elhıknî Bissâlihin bi-rahmetike yâ Erhamerrahimîn’’

 

Bu duayı çok okuyun. Doğrusu bundan önce Âdem’e Aleyhisselâm (bu ağaçtan yeme diye) emrettik. Cennette bir yasak ağaç vardı bütün cennet serbestti Âdem ile Havvâ’ya bir tane yasak vardı Cenab-ı Hak tembih ettik diyor bunlara bu ağaçtan yemeyin diye emrettik. Fakat unuttu ve biz onda (bir azim ve kararlılık) bulmadık.

 

وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ اَبٰى﴿١١٦﴾

فَقُلْنَا يَٓا اٰدَمُ اِنَّ هٰذَا عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقٰى﴿١١٧﴾

اِنَّ لَكَ اَلَّا تَجُوعَ ف۪يهَا وَلَا تَعْرٰىۙ﴿١١٨﴾

وَاَنَّكَ لَا تَظْمَؤُ۬ا ف۪يهَا وَلَا تَضْحٰى﴿١١٩﴾

فَوَسْوَسَ اِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَٓا اٰدَمُ هَلْ اَدُلُّكَ عَلٰى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلٰى﴿١٢٠﴾

 

Şeytan yalan söyler kandırmak için içine vesveseler verir Yüce Allah burada şeytanın hilelerini bizlere duyuruyor insanlık âlemine.

 

Bir vakit meleklere: “Âdem’e hürmet için secde edin” demiştik ki; İblîs’den başka hepsi secde etmiş, o çekinmişti. Bizde (Âdem’e) şöyle demiştik: “Ey Âdem! Şüphesiz bu (iblîs) sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra bedbaht olursun (sıkıntı çeker perişan olursun).” “Doğrusu senin acıkmaman ve çıplak kalmaman (ancak) cennettedir. Ve sen orada ne susarsın, nede güneşin sıcağında kalırsın. Cenab-ı Hak cennetten cennet mutluluğunu anlattı babamız Âdem’e annemiz Havvâ’ya. Bakın duruma bakın şeytan ne yaptı? Nihâyet şeytan ona vesvese verdi. Kime? Âdem babamıza. Şöyle dedi: “Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?” dedi. Şeytan diyor vesvese veriyor, bakın o haram olan ağacı reklamını yapıyor şeytan vesvese yoluyla.

 

فَاَ كَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِۘ وَعَصٰٓى اٰدَمُ رَبَّهُ فَغَوٰىۖ﴿١٢١﴾

 

Nihâyet ne oldu? Şeytan ona vesveseyi verdi. Bunun üzerine ikisi de ağaçtan yediler. Hemen ayıp yerleri kendilerine açılıp görünüverdi. Ve yüzlerine cennet yaprağından örtü kapamaya başladılar. Âdem Rabbinin emrinden çıktı da şaşırdı. Sonra Rabbi onu seçti de tövbesini kabul buyurdu ve ona doğru yolu gösterdi.

 

Dakika 1:30:00

 

 

ثُمَّ اجْتَبٰيهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدٰى ﴿١٢٢﴾

قَالَ اهْبِطَا مِنْهَا جَم۪يعاً بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّۚ فَاِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنّ۪ي هُدًى فَمَنِ اتَّـبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقٰى﴿١٢٣﴾

وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْر۪ي فَاِنَّ لَهُ مَع۪يشَةً ضَنْكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى﴿١٢٤﴾

قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَـن۪ٓي اَعْمٰى وَقَدْ كُنْتُ بَص۪يراً﴿١٢٥﴾

 

Cenab-ı Hak durumu onlara şöyle bildirmeye devam ediyor.

 

Allah (onlara) şöyle dedi: “Birbirinize düşman olmak üzere hepiniz oradan (cennetten) inin. Artık benden size bir hidâyet (kitap) geldiği zaman, kim benim hidâyetine uyarsa işte o, sapıklığa düşmez ve (âhirette) zahmet çekmez. Her kim de benim zikrimden yani (Kur’an-ı Kerim’den) yüz çevirirse, (bilsin ki) ona dar bir geçim vardır ve onu kıyâmet günü kör olarak haşr ederiz. Aklını başına al ey Müslüman, ey insanoğlu! Kur’an-ı Kerim’den sakın ola ki yüz çevirme! Kuran’ı hayatına yerleştir. İslam ’sız Kur’an-ı Kerimsiz hayat olmaz. Bunun için her kim de benim zikrimden yani (Kur’an-ı Kerim’den) yüz çevirirse, (bilsin ki) ona dar bir geçim vardır. Zengin de olsa ruh âlemi sıkıntılıdır; çünkü Kur’an ruhların kalplerin mutluluğudur. Çünkü kalpler mutmain olur. Ne ile? Kur’an ile zikir ile. Bir de kıyâmet günü diyor onu kör olarak haşr ederiz mahşere Kur’an-ı Kerim’den yüz çevirenler kör olarak gelecekler sürünerek. (O zaman Kur’an-ı Kerim’den yüz çeviren kimse) “Rabbim! Beni niçin kör olarak haşr ettin, oysa ben gören bir kimse idim” der. (قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَـن۪ٓي اَعْمٰى وَقَدْ كُنْتُ بَص۪يراً) diyor.

 

قَالَ كَذٰلِكَ اَتَتْكَ اٰيَاتُنَا فَـنَس۪يتَهَاۚ وَكَذٰلِكَ الْيَوْمَ تُنْسٰى﴿١٢٦﴾

 

Yüce Allah cevap verdi ona ne dedi? Niçin kör olduğunu… Allah böyledir sana âyetlerimiz gelmişti Kur’an’ın âyetleri gelmişti de onları sen unutmuştun, bugün sende öylece unutulursun der diyor Cenab-ı Hak. Yani böyle diyeceğiz diyor mahşere geldiği zaman.

 

وَكَذٰلِكَ نَجْز۪ي مَنْ اَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَشَدُّ وَاَبْقٰى﴿١٢٧﴾

اَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ ف۪ي مَسَاكِنِهِمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى۟﴿١٢٨﴾

 

Cenab-ı Hak bu âyet-i kerimelerde de bak ne diyor;

 

İşte haddi aşanları, Rabbinin âyetlerine inanmayanları biz böyle cezâlandırırız. Ve muhakkak ki âhiret azâbı (dünya azâbından) daha şiddetli ve daha devamlıdır. Onları, yerlerinde gezip durdukları şu kendilerinden önce yok ettiğimiz bunca nesillerin (o korkunç akıbeti) doğru yola sevk etmedi mi? Kur’an-ı Kerim size bunları haber vermedi mi? Neden uyanmadınız, doğruyu neden bulmadınız?

 

Dakika 1:35:00

 

Allah’u Teâlâ Celle Celâlühü Kur’an ile İslam ile Muhammed ile doğruyu ortaya koydu. Doğrusu bundan ibret alacak aklı olanlar için nice deliller vardır. Kur’an-ı Kerim bütün dünyayı uyanıyor herkes aklını başına almalıdır.

 

وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَكَانَ لِزَاماً وَاَجَلٌ مُسَمًّىۜ﴿١٢٩﴾

 

Eğer Rabbimin verdiği bir hüküm ve tayin ettiği bir süre olmasaydı, hemen azâba uğrarlardı. Aniden cezâ her suçun cezâsı aniden tepesine binerdi ama Cenab-ı Hak, her şeyi bir vakte saate bağladı her şeye bir ecel takdir etti o saat gelince olacaklar kesin olmaktadır olacaktır.

 

فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَاۚ وَمِنْ اٰنَٓائِ الَّيْلِ فَسَبِّـحْ وَاَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضٰى﴿١٣٠﴾

 

O hâlde, dediklerine sabret; güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Yani gece gündüz namazlarını kıl. Gecenin bir kısım vakitlerinde ve gündüzün etrafında da tesbih et ki, hoşnutluğu eresin. Allah’u Teâlâ’yı gönlünden dilinden hiç bırakma dâima  O’nu tesbih et.

 

Cenab-ı Hak;

 

وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجاً مِنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۜ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَاَبْقٰى﴿١٣١

 وَأْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَاۜ لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقاًۜ نَحْنُ نَرْزُقُكَۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوٰى﴿١٣٢﴾

 وَقَالُوا لَوْلَا يَأْت۪ينَا بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّه۪ۜ اَوَلَمْ تَأْتِهِمْ بَيِّنَةُ مَا فِي الصُّحُفِ الْاُو۫لٰى﴿١٣٣﴾

 وَلَوْ اَنَّٓا اَهْلَكْنَاهُمْ بِعَذَابٍ مِنْ قَبْلِه۪ لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولاً فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَذِلَّ وَنَخْزٰى﴿١٣٤﴾

 

Yüce Rab ne diyor yine diyor ki: Ey Muhammed Mustafa (Sallallahu Teâlâ Aleyhi ve Sellem)! Ehline namaz kılmalarını emret, kendinde ona sabırla devam et. Ben senden bir rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız. Güzel akıbet takvâ sahiplerinindir. (İnkâr edenler): “Rabbinden bize bir mûcize getirse ya” dediler. Onlara önceki kitaplarda olan apaçık deliller gelmedi mi? Eğer biz, onları bundan (Peygamber veya Kur’an-ı Kerim’den) önce bir azâb ile yok etseydik, muhakkak “Ey Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil olmadan önce âyetlerine uyusaydık, olmaz mıydı?” diyeceklerdi. Peygamberi gönderdik kitâbı indirdik ama bakın şu hâle bir bakın ki, bir taraf küfürde zulümde ısrar ediyor. De ki: “Hepimiz beklemekteyiz, siz de bekleyedurun. Şüphesiz düz yolun sahiplerinin kimler olduğunu ve kimlerin doğru yolda bulunduğunu yakında bileceksiniz.

 

Dakika 1:40:07

 

İnkârcılardan bir kısmına onları sınamak için dünya hayatının ziyneti olarak verdiğimiz ve onunla kendilerini geçindirdiğiniz şeye mal ve saltanata sakın rağbetle bakma! Rabbinin âhiretteki rızkı daha hayırlı ve daha devamlıdır.

 

Cenab-ı Hak ne diyor; Dünyada sabırla yaşanmasını namazların yerli yerince kılınmasını emrediyor. Bunun için de tam bir Müslüman olarak yaşamalı tam bir Müslüman olarak ölmeli. Burada (lekane nizama) Nizam Âd ve Semûd kavimlerine olduğu gibi daha dünyadayken hemen yakalarına yapışan azâbın adıdır. Dünyada azâb var yakalara yapışıyor nereden geleceğini bilemezsin. Gökten mi gelir, yerden mi gelir, yerden mi gelir, katrinalar tsunamiler mi gelir, yoksa beyninde ki mikroplar senin beynini yemeye mi gelir, kalbinde mi tutuşturur nereden başına ne geleceğini bilemezsin. Bir şey iyi bil hiç unutma Allah’u Teâlâ’nın himâyesine gir Müslüman demek Allah’ın himâyesine giren onun emrinde onun korumasında ebedî mutlu insan demektir bunu unutma.

 

‘’Enbiya Sûresi’’ ile dersimiz devam ediyor Cenab-ı Hak ‘’Enbiya Sûresi’’ de Mekke döneminde nâzil olan sûrelerdendir ve 112 âyet-i kerimeyi ihtivâ eder.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

(Enbiya Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 10ûncu Âyet-i Kerime’ler)

 

اِقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَۚ﴿١﴾

مَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنْ رَبِّهِمْ مُحْدَثٍ اِلَّا اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَۙ ﴿٢﴾

لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْۜ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰىۗ اَلَّذ۪ينَ ظَلَمُواۗ هَلْ هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۚ اَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ﴿٣﴾

 

İnsanların hesap (görme) zamanı yaklaştı.

 

Kıymetli dostlarımız,

Biz kıyâmet ümmetiyiz Peygamberimiz âhir zaman Peygamber’idir. Bakın o Şanlı Peygamber dünyadan göçeli 14 asrı geçti şimdi biz kıyâmet ümmetiyiz.

 

Cenab-ı Hak ne diyor burada; “İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı” diyor. (اِقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَۚ) buyuruyor. Onlar ise hâlâ gaflet içinde, yan çizip aldırmıyorlar. Ölüm mü varmış, Azrâil mi varmış, kıyâmet mi kopacakmış, mezara mı girecekmiş, mezardan mı kalkacakmış, Sırat köprüsü mü, cennet mi, cehennem mi birilerinin umurunda değil. Ama bu umurunda olmayan şey başında patlayacaktır. Ebedî ağlayacaksın feryat edeceksin ebedî keşke Müslüman olsaydın diyeceksin. Aklını başına al! Yüce Allah’tan hidâyeti istiyoruz. Allah’ım bizi bize bırakma!

 

(Allâhümme eslihnî şe’ni velâ tekinnî lâ nefsi tarfete ayn)

 

Dakika 1:45:00

 

Bu duaya da sık devam edin. Rablerinden kendilerine gelen her yeni hatırlatmayı hep eğlenerek dinliyorlar. Peygamberle alay eden Kuran’la Allah’ın kitaplar ile alay eden zihniyet işte bu belâlar onların başında patlayacaktır. Hakla hakîkat ile alay edilemez. Kalpleri hep eğlencede (gaflette) hem o zâlimler aralarında şu gizli fısıltıyı yaptılar. Bu ancak sizin gibi bir insan Peygambere diyorlar. “Bu da sizin gibi bir insan, artık göz göre göre sihre mi gidip uyarsınız?” Yani Peygambere sihirbaz gözüyle bakan hâin câhil zihniyet. Peygamberler insanlık âleminin en şerefli zati muhteremleridirler Allah’ın seçkin kullarıdır onlar Allah’ın elçileridir. Allah’tan aldıkları emirleri insanlara iletirler en güzel en doğru şekilde.

 

Cenab-ı Hak burada bunu duyurduktan sonra;

 

قَالَ رَبّ۪ي يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۘ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ﴿٤﴾

بَلْ قَالُٓوا اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ بَلِ افْتَرٰيهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌۚ فَلْيَأْتِنَا بِاٰيَةٍ كَمَٓا اُرْسِلَ الْاَوَّلُونَ﴿٥﴾

 

Peygamber: “Benim Rabbim gökte ve yerde (söylenen) her sözü bilir dedi. O, her şeyi işitir, her şeyi bilir” dedi. Peygamberler hep doğruyu söylerler şu sözler hak sözün tâ kendisidir tam haktır. Onlar: “Hayır, bunlar karışık rüyalardır; yok, onu kendisi uydurdu, yok o bir şairdir. Böyle değilse önceki peygamberler gibi, o da bize bir mûcize getirsin” dediler. Hayatı hep mûcizedir Hazreti Muhammed’in yer gök mûcize ile doludur. Hz. Muhammed ise mûcize üstüne mûcizedir Aleyhisselâtu Vesselâm.

 

مَٓا اٰمَنَتْ قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَاۚ اَفَهُمْ يُؤْمِنُونَ﴿٦﴾

وَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ اِلَّا رِجَالاً نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ﴿٧﴾

وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَداً لَا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَمَا كَانُوا خَالِد۪ينَ﴿٨﴾

ثُمَّ صَدَقْنَاهُمُ الْوَعْدَ فَاَنْجَيْنَاهُمْ وَمَنْ نَشَٓاءُ وَاَهْلَكْنَا الْمُسْرِف۪ينَ﴿٩﴾

لَقَدْ اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكُمْ كِتَاباً ف۪يهِ ذِكْرُكُمْۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟﴿١٠﴾

 

Cenab-ı Hak bu âyetlerde de durumu şöyle bildiriyor;

 

Onlardan önce yok ettiğimiz hiçbir memleket halkı îmân etmedi. Şimdi bunlar mı îmân edecekler? Ne diyor; Ey îmânsızlar! Öncekileri helâk oldu sizde helâk olacaksınız gelin helâk olmadan îmâna gelin. Ey Muhammed Mustafa (Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem)! Cenab-ı Hak Habîbine diyor; Biz, senden öncede ancak kendilerine vahiy ettiğimiz bir takım erkek (peygamberler) gönderdik. Bilmiyorsanız kitap ehli olanlara sorun, Kur’an’ı Kerim’i bilenlere sorun, İslam’ı bilenlere sorun.

 

Dakika 1:50:00

 

Müçtehitlerin ortaya koyduğu gerçek İslam’ı ilimleri öğrenin onlardan sorun ilim ehlinden.

 

Biz onları yemek yemez birer ceset kılmadık. Cenab-ı Hak ne diyor; Peygamberler yerler, içerler biz onlara yemeyen içmeyen yapmadık diyor. Ve onlar ölümsüzde değillerdir. Peygamberlerde insandır ölürler, doğarlar, yaşarlar, dirilirler mahşere gelirler. Görevlerini güzel yapanlardır peygamberler Allah’ın seçkin kullarıdır hepsi peygamber olmak değişiktirler ama dereceleri farklıdır. Sonra biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik; hem onları, hem de dilediğimiz kimseleri kurtardık aşırı gidenleri de yok ettik. Nice peygamberlere inanmayanlar oldu ne oldular? Yok, edildiler bugünkü çağınkilerde yok olacaklar. Çünkü Azrâil Aleyhisselâmın orduları hazır bekliyor herkesi ecel saatinde ruhuna almak için hazır ol vaziyette. Her nefes almanda biliyorsun ki ömrün ölüme yaklaşıyor. Bunu unutma! Sonra biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik; hem onları, hem de dilediğimiz kimseleri kurtardık, aşırı gidenleri yok ettik. (Ey müşrikler, Ey o çağınkiler, Ey bu çağınkiler)! Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki, bütün şan ve şerefiniz ondadır. Bütün insanlığın şanı şerefi Kur’an-ı Kerim’dedir. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?

 

Cenab-ı Hak Arap müşrikleri ile işe başladı başlattı Peygamberimizi bütün dünyaya âlemlere rahmet Peygamberini hidâyet nur ve rahmet Kitâb’ını rahmet dini olan İslam’ı gönderdi. Bütün insanlığın bu kârinedir. Onun için insanoğlu dikkat etmeli bu Cenab-ı Hak bu şanlı Kitap’la şereflenmeli İslam ile şereflenmelidir. İslam bütün insanlığı şereflendirmeye ebedî rahmetin içine sevginin mutluluğun içine gark etmeye geldi. İslam bütün insanlığı şanlı Kur’an büyük şereflerle şereflendirir şerefsizlikten kurtarır küfürden, şirkten, zulmünden kurtarır. Aklını başına al!

 

Dakika 1:53:45

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 66 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}