[jw7-video]

459- Tefsir Ders 459 hayat veren nurun keşif notları

459- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 459

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Necm Sûresi 19’uncu Âyet-i Kerime’den 32’nci Âyet-i Kerime’ler)

 

Meydana gelen tartışmalara vâkıf olması demektir. Hazreti Mûsâ’nın ağlaması hasretten değil ancak genel dâveti kaybetmiş olmasını ve yolunda bulunup da elde edemediği ve elde edememiş olduğu bir olgunluğun sebât örneğidir. Sidre-i Müntehâ o bir yaratılış ağacıdır kâinatın bir düzen içinde birbirini kuşatması ile beslenen, büyüyen ve diğer hususlarda toplanan bir ağaç gibi toplanmasıdır. O, o şekilde bir hayvan şeklinde görünmedi zîrâ fertleri içinde umûmî işleri yönetmeye en çok benzeyen hayvan değil ağaçtır. Çünkü hayvanda üstün kuvvetler vardır ve ondaki irâde tabiatın yolundan daha açıktır. Ağacın dibinden çıkan nehirler ise maddî âlemde olduğu gibi manevî âlemde de dolup taşan hayat kaynağıdır. Onun için burada yani görülen âlemde ne dil, ne Nil ve ‘’Fırat Nehri’’ gibi bazı faydalı işler ortaya çıkmıştır. Onu kuşatan nurlarda ilâhî cilveler ve Rahmânî tedbirlerdir ki, bunlarda şehâdette ki kabiliyete göredir. Beyt-i Ma’mur bunun hakîkati de beşerin secdesinin ve yakarışlarının yöneldiği ilâhî görünümlerdir ki, o da yanlarındaki Kâbe ve Beyt-i Makdis tarzında bir Beyt olarak görülmüştür. Sonra Peygambere bir kap süt ve bir kap şarap getirildi ancak o sütü tercih etti. Bunun üzerine Cebrâil dedi ki: “Fıtrata uygun olanı seçmeni Allah sana hidâyet etti, eğer şarabı alsaydın ümmetin azacaktı.” Demek ki Peygamber Aleyhisselâtu Vesselâm ümmetinin toplayıcısı ve çıkış kaynağı olmuştur. Bunu da zikreden müelliflerimizden kıymetli âlimlerimizden merhum Elmalı Muhammed Hamdi Yazır Elmalıdır. (Rahmetullâhi Aleyh ve Aleyhim Ecmaîn)

 

Kıymetli ve muhterem dostlarımız,

 

İşte Cenab-ı Hak her şeye kâdir olduğu için Habîbine en büyüğünü gösterdi. Tabii gördüren O’dur gösteren O’dur lütufta keremde bundan olur. Allah her şeye kâdirdir. Habîbine sıfat tecellîsi ile cemâlini göstermeye kâdirdir her şeye kâdir olduğu gibi. Onun için dindeki deliller incelir ama netice nedir? Allah’ın her şeye kâdir olan yüce kudretidir yeter ki O, murâd etsin. Habîbi ile bir araya gelmeyi istemiş zamandan, mekândan münezzeh kendisi her şeye kâdir bir varlık. O Hazreti Muhammed’e Habîbim, sevgilim demiş. O Habîbi Kibriyâ Muhammed Mustafa Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem Efendimiz Allah’ı bütün varlığıyla seviyor Allah da onu seviyor.

 

Dakika 5:12

 

İki sevgili ‘’Kâbe Kavseyn’’ de Allah dilediği gibi bir lütfun Muhammed üzerinde tecellî etmesidir. İşte âşık mâşuka kavuştu. Burada murâd Peygamber olduğu için Hazreti Muhammed Yüce Allah onu sevmiş ve huzuruna almış lütuflarına mazhâr kılmıştır. Onun için gören kul ama kendini gösteren, görülen görülmeyi isteyen Allah olunca Celle Celâlühü daha ötesi olmaz ötesi kalmaz. Bunu böyle anladığınız zaman, iki sevgilinin seven sevilen, sevilen seven elbette ki her şeye kâdir olan sevince tabii işler gerçekleşir zorluk diye bir şey olmaz. Bir gecede yedi kat gökleri öte aşarsın Kâbe Kavseyn’e ulaşırsın yeter ki O dilesin. Kalbini Allah’a hazırla kalbin selim olması için yalvar Allah’a kalbinle bak, bir gün perdeler açılır da cemâli görürsün.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

اَفَرَاَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزّٰىۙ ﴿١٩﴾

وَمَنٰوةَ الثَّالِثَةَ الْاُخْرٰى﴿٢٠﴾

اَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْاُنْثٰى﴿٢١﴾

تِلْكَ اِذاً قِسْمَةٌ ض۪يزٰى﴿٢٢﴾

اِنْ هِيَ اِلَّٓا اَسْمَٓاءٌ سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْاَنْفُسُۚ وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدٰىۜ ﴿٢٣﴾

اَمْ لِلْاِنْسَانِ مَا تَمَنّٰىۘ ﴿٢٤﴾

فَلِلّٰهِ الْاٰخِرَةُ وَالْاُو۫لٰى۟﴿٢٥﴾

 

(Sadakallahu’l Azimü’l A’lâ)

 

 

Kıymetli dostlarımız,

 

Şöyle bir düşünelim! Burada şu noktayı da öneminden dolayı hatırlatalım şu yüce âyetlerin anlamına geçelim. Müslim de bulunan bir hadis-i şerifte zikredilmiştir ki: “Allah’ın Rasûlü Hazreti Muhammed önünü göründüğü gibi arkasını da görüyordu.” Demek ki onun görmesi, günde karşılaşmaya bağlı olmayan niteliktedir görme idi. Çünkü Allah ona böyle görmeyi de lütfetmişti. Çünkü bütün lütuflar Yüce Allah’tandır bütün nimetler O’ndandır, lütfu ihsânın sahibi Allah’tır. Dilediğine dilediği nimetleri üstün dereceleri verir. Hazreti Muhammedi de onun için âlemlere rahmet Peygamberi göndermiştir. Bütün âlemleri şereflendiren Peygamberdir gökler onunla şereflenmiş, cennet dahi onunla şereflenmiş, yeryüzü onunla şereflenmiş; çünkü Allah onu şerefli bir Peygamber kılmıştır.

 

Dakika 10:12

 

Allah’ın şerefli kullarının en şereflisidir. Bütün peygamberler şereflidir ama Hazreti Muhammed bunların imamı, önderidir bütün Evliyâların da rehberidir.

 

Bu yüce nazmını yüce lafzını yüce metnini okuduğum âyetlerin şöyle anlamlarına bakalım;

 

Siz de gördünüz değil mi o Lât ve Uzza’yı?

 

Şimdi Lât, Uzza her çağın putperestlerinin bir putu vardır taptıkları putları. Sevgili Peygamberimizin çağında da onun Peygamber olarak gönderildiği zamanda, insanlar putlara tapıyorlardı taptığı putlardan birilerinin adı da “Lât ve Uzza’ydı.”

 

Üçüncü olarak da öteki (put) Menat’ı?

 

Size erkek O’na dişi öyle mi?

 

Öyle ise bu çok insafsızca bir taksim…

 

Onlar hiçbir şey değil, sırf sizin ve babalarınızın taktığınız (boş) isimlerdir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmedi. Onlar yalnız zanla ve nefislerinin sevdasına uyuyorlar. Hâlbuki onlara Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.

Yoksa her arzu ettiğin şey, insanın kendisini mi (olacak)’dır?

 

Son da ilk de (âhirette dünya da) Allah’ındır.

 

İnsanoğlunu Cenab-ı Hak putlardan vazgeçmelerini, Allah’ı yaratanı tanımalarını, Allah’a kul olmalarını istemektedir. Ne yazık ki Tâif için Lât için Tâif’te, Uzza için Nahle’de, Menat içinde Kudeyd’de birer mekân olduğu nakledilmektedir. Yani bulunan şehirlere semtlere şuraya buraya putları dikmişler tapıyorlardı. Bugün de her ne kadar isimleri değişmiş ise de, şekilleri değişmiş ise de Allah’a kulluk etmeyen Allah’ın ortaya koyduğu kânûn ve kurallara göre Allah’ı tanımayan, emirlerini hükümlerini tanımayanlar da başka putlara tapmaktadırlar. Herkesin kendi putları vardır ki, nefisler tabiatın putlaştırılması da bunlardan sadece bir ikisidir. Nice putlar bulunmaktadır.

 

Kıymetli dostlarımız,

 

İnsanlar putlarına kurban kesiyorlar hediyeler takdim ediyorlardı putlarının önüne götürüp yemekler koyuyorlar o putlarını hem elleriyle yapıyorlar, hem de tapıyorlar. Bugün de Allah’tan başkasına yönelen insanların çağdaş putperestliğe şöyle bir dikkat edin! Allah’tan başkasına itaat edip de Allah’u Teâlâ’nın yüceliğini hiç mi hiç düşünmeyen, emirlerini yok sayanların hâline bir bakın şöyle!

 

Cenab-ı Mevlâ şirkin, küfrün, nifâkın her türlüsünden bizleri muhafaza buyursun.

 

Dakika 15:05

 

Bütün insanlık kurtulsun diye bu derslerimize aczimizle devam ediyoruz. Şimdi yanlıştan insanlıktan kurtaracak kurtarıcı Yüce İslam’ın kendisidir. Biz bunu imkânlarımız dâhilinde sizlere tebliğ etmeye çalışıyoruz. Yoksa bütün yanlışları dünyada düzeltecek olan Kur’an-ı Kerim, İslam’dır, Hazreti Muhammed’dir ve İslam’ın ortaya koyduğu yüce değerlerdir. Bütün yanlışları düzeltecek odur. Çünkü kendisi İslam’ın haktır, Hakk’ın dinidir, tam bir hakîkattir. Bunun için kıymetli dostlarımız, onlar ulu ak kuğulardır herhâlde şefaatleri umulur putlarına böyle diyorlardı putlarını kuğulara benzetiyorlardı.

 

Ebû Hayyân der ki: Bu kıssa, Sîret-i Nebeviyye derleyicisi Muhammed Bin İshâk ’tan sorulduğunda O, bunun, zındıkların uydurmasından ibaret olduğunu söylemiştir. Zındıklar çok şey uydurmuştur uydurduklarından birisi de garânîk meselesidir garânîk olaydır. Çünkü garânîk olayını putperestler uydurdular ki, yani kendi putlarına bir pay çıkarmak için çalıştılar. Zındıkların uydurmaları sadece garânîk olayı da değil daha pek çok şeyi uydurmuşlardır. Her uydurukçayı tepelerine geçiren bâtılı reddeden ortada bir hak, hakîkat vardır o da İslam, Kur’an-ı Kerim, Muhammedî şeriattır. Müçtehit âlimlerimiz dünya İslam âlimleri ile doludur bunlar bu gerçeği göz nuru dökerek ömürlerini buraya tam mânâsıyla feda ederek şehitlerimizle kan dökerek Hakk’ı, hakîkati dünyada ne yapmışlar? Onun hizmetkârı olarak gelmişler kıyâmete kadar böyle gidecektir. Bâtıl ne kadar çalışırsa çalışsın, hak hâkimdir bâtıl yok olmaya mahkûmdur. Çünkü bâtılın varlık hakkı yoktur, değeri hiç yoktur. Onun için hak olmayan amelleri yarın mahşerde mîzan terazisinde hiç bir değerinin olmadığını göreceksiniz. Onun için hak olan ameller çok değerlidir, çok kıymetlidir ne kadar kıymetli, sevapta ne kadar ağır geldiğini göreceksiniz. Bâtıl ile uğraşmayın hüsrandan başka bir şey kazanamazsınız hüsran ebediyyû’l-ebed her şeyi kaybetmektir, kendine yazık etmektir ve ebediyyû’l-ebed feryâd etmektir. Dünyada bir müddet hoplayıp, zıplayıp bağıracağım, çağıracağım diye çalıp, oynayacağım diye Hakk’ı reddetme haktan mahrum kalma bâtıla dalma! Hakk’ın emrinde tam hakkı yerine getiren, hak ameller işleyen bir kul olmaya gayret et. Hak, hakîkat İslam’ın kendisidir ve bu hakîkat evrensel ezelî ebedî hakîkattir bütün mahlûkatı kucaklayan gerçektir.

 

Dakika 20:00

 

Hem Rahmetin tecellîsi hem merhametin, hem yüce adâletin tecellîsi hakkın hukûkun tam üstünlüğüdür evrensel bir merhamettir, sosyal bir adâlettir. Bütün âlemi kucaklayan sevginin bizzat kendisidir. Hak sevgi İslam’daki Allah sevgisidir. İslam’ın kurallarına göre Hakk’ı hakça sevmek mahlûkatı da şeriatın emirlerine göre, ölçülerine göre Allah için sevebilmek bâtılı ortadan kaldırıp hakkı hâkim kalabilmektir. Çünkü her yanlış bâtıldır her yanlışı kaldırıp ortaya doğruyu koyarsanız işte orada hak hâkim olur.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

İrâdesine göre kendi arzu ve hisleriyle değil Allah’ın hüküm ve irâdesine göre indirmiş olduğu delil ve hükümlere uygun hareket etmesi gerekir. Kimin? Herkesin. İdealizm yeterli değildir reel gerçek bir esasa dayanarak yürümek gerekir. Çünkü eninde sonunda mülk ve hüküm insan nefsinin değil, Allah’ındır. (C.C)

 

استعيذ بالله

 

وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمٰوَاتِ لَا تُغْن۪ي شَفَاعَتُهُمْ شَيْـٔاً اِلَّا مِنْ بَعْدِ اَنْ يَأْذَنَ اللّٰهُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَرْضٰى﴿٢٦﴾

اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ الْاُنْثٰى﴿٢٧﴾

وَمَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّۚ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْن۪ي مِنَ الْحَقِّ شَيْـٔاًۚ﴿٢٨﴾

فَاَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلّٰى عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ اِلَّا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۜ ﴿٢٩﴾

 ذٰلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدٰى﴿٣٠﴾

وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۙ لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اَسَٓاؤُ۫ا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا بِالْحُسْنٰىۚ ﴿٣١﴾

اَلَّذ۪ينَ يَجْتَنِبُونَ كَـبَٓائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ اِلَّا اللَّمَمَۜ اِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِۜ هُوَ اَعْلَمُ بِكُمْ اِذْ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاِذْ اَنْتُمْ اَجِنَّةٌ ف۪ي بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْۚ فَلَا تُزَكُّٓوا اَنْفُسَكُمْۜ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقٰى۟﴿٣٢﴾

 

Göklerde nice melekler var ki Allah’ın dileyip râzı olduğuna izin vermeden önce onların şefaatleri hiçbir işe yaramaz.

 

Âhirete îmân etmeyenler meleklere dişilerin adlarını takıp duruyorlar.

 

Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise, şüphesiz hakîkat bakımından bir şey ifâde etmez.

 

Onun için bizi anmaktan yüz çevirin ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir.

 

İşte onların ilimden erişebilecekleri (son sınır) budur. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir; O, hidâyette olanı da iyi bilir.

 

Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah’ındır. Akıbet (sonuçta) kötülük yapanları yaptıklarıyla cezâlandıracak, güzel davrananları da daha güzeliyle mükâfatlandıracaktır.

 

Dakika 25:10

 

Onlar ki günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar hâriç. Şüphesiz Rabbinin affı geniştir. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarından bulunduğunuz sırada, sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.

 

Ben temizim demekle kimse temiz olamaz. Ya, Allah’ın emirlerine tamamen ilâhî ölçülere uyacaksın. Bir defa sapasağlam bir İslam’ın ortaya koyduğu îmânın olacak kalbi selim Amel-i Sâlih güzel ahlâk ki bunlar senin kafana göre değil Allah’ın ortaya koyduğu ölçülere göre olacak. Birileri içine şarabı döküyor kalbim temiz diyor puta tapıyor kendinden sağlamını temizini görmüyor. Allah ne diyor müşrikler için, şirk pisliktir diyor. (إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ) onun için bizim temiz dememiz değil, Allah’ın temiz demesi önemlidir o da İslâmî gerçeklere ölçülere bir, bir uymalıdır. İtikatta, amelde, ahlâkta, hukûkta ilâhî ölçülere göre yaşamaya çalışıyorsak, o zaman gücümüz nispetinde yaptığımız doğrudur. Ölçülere uyduğumuz kadar doğruyuz uymadığımız kadar yanlışımız var kendi kendimizi aldatmayalım. Haram yiyerek kalbim temiz şirk koşarak kalbim temiz küfrederek kalbim temiz demek nedir? Karganın leş yerken kurtları orada kaynayan mikropları kurtlu şeyleri yerken karga dese ki benden temizi yoktur. Kimi inandırır? Öbür kargalar güler, onun için bu duruma düşmeyelim helâl yiyelim gerçek tevhîd îmânında bulunalım îmânımız tevhîd îmânı olsun, ameliniz sâlih olsun, ahlâkımız Muhammedî güzel İslam ahlâkı olsun, Kur’an-ı Kerim ahlâkı olsun. Bunları, eğer bize gerçek iki kat îmân, Amel-i Sâlih, ahlâk, hukûk ve adâlet bize yerleşmişse biz bu değerlerin adamı olduğumuz zaman, işte Allah o kulu temize çıkarır. Çünkü Allah’ın dediği gibi kul olacağız nefsimizin ağların paşaların birilerinin dediği gibi kulluk kula kulluktur. Allah’ın dediği gibi kul olacaksın temizlik burada kalp temizliği de ruh temizliği de beden temizliği de dünyevî uhrevî tertemiz olmanın yolu da buradan geçer. Onun için kıymetli dostlarımız, kendinizi aldatmayalım, kendi hevamıza uyumayalım, kendi hevamızı ilâhlaştırmayalım. Yoksa putperest olarak ölür gideriz de farkında olmayız yazık olur.

 

Şimdi büyük günahlar biliyorsunuz bellidir bir de küçük günahlar vardır, şüpheliler vardır bunlardan da son derece kaçınmaya çalışmalıdır. “Tövbe edilmedikçe şirki Allah mağfiret etmez.”

 

Dakika 30:00

 

Tövbe etmeli tevhîd îmânına gelmeli şirkin gizlisinden, açığından, küçüğünden, büyüğünden her türlüsünden paçayı sıyırmalı tevhîd îmânı gönüllerde parlamalıdır. Tevhîd îmânı Allah’ın yüce sıfatları ve esmâsıyla iyi tanımak İslam’ın Kur’an-ı Kerim’in tanıttığı Allah’ı tanımaktır. Zâtında sıfatında efâlinde her şeyinde bir olan Allah’ın birliğini tanımaktır. Allah bir deyip de hükümranlığı başkalarına verirsen ve başkalarını başka konularda ilâh yerine koyarsan kaç türlü ilâh çıkar ortaya haberin olsun. O zaman şirk üstüne şirk, Allah muhafaza buyursun tehlike üstüne bir tehlike ortaya çıkar. Şirk üstüne şirk kişiyi cehennemin dibine doğru götürür ve ebediyyâta cehennemde seni mahkûm eder müebbet bir cehennem hapsi ortaya çıkar cehennem azâbı. Küfür, şirk, nifâk, zulüm fâsıklık gibi cinâyetler insanları cehenneme ebedî mahkûm eder. Günahlar îmânın varsa günahlarında varsa tövbe istiğfar et sevap işlemeye bak eğer îmânla ölenler cehenneme girerlerse cezaları müddetince yanarlar çıkarlar, îmânları yoksa ebedî kalırlar. İşte Kur’an-ı Kerim’in zâhirinde Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat anlayışı İslam anlayışı budur. Birileri Ehl-i Bid’at, Ehl-i Sünnetin dışında birileri bu konuda başka şeyler söylemektedirler söylerler bunlar geçerli değildir Kur’an-ı Kerim’e muhalefet geçerli değildir bâtıldır. Ehl-i Sünnetin dışındaki hakka uymayan ne varsa bid’attir, bid’atler merduttur bid’at sahibi de neticede bâtılın içindedir bir şey kazanmaz.

 

Dakika 33:09

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 29 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}