[jw7-video]

496- Tefsir Ders 496 hayat veren nurun keşif notları

496- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 496

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

(Şems Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 15’inci Âyet-i Kerime’ler)

(Leyl Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 21’inci Âyet-i Kerime’ler)

 

 

 

‘’Elhamdülillahi Rabbil-âlemin vesselâtü vesselâmü alâ Rasûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ecmaîn.”

 

Estağfirullah bi-adedi zünûbina hattâ tuğfer Allah’u ekber hattâ tuğfer.”

 

“Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ Muhammedin ve alâ âlî Muhammed”

 

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler,

 

Hayat veren nurun dersleri keşif notları, irşâd notları isimli dersimiz devam etmektedir. Bu hayat veren nurun dersleri Şems Sûresi’ne gelmiş bulunmaktayız. Şems Sûresi de Mekke-i Mükerreme döneminde inzâl edilen sûre-i celîlelerdendir. Âyet sayısı 15, sıra numarası 91’dir. Şimdi bu yüce sûrenin Yüce Allah’tan gelen, yüce metnini lafz-ı celîlini okuyalım, öz anlamını verelim ve keşif notlarına geçelim. Hayat veren nurun dersleri İslam’ın Kur’an-ı Kerim’in bizzat kendi dersleridir. Okul Kur’an-ı Kerim’in okuludur, biz ise orada öğrenci olmaya mezara kadar devam edeceğiz. Öğreneceğiz öğreteceğiz, tebliğ alacağız tebliğ edeceğiz. Görevimiz böyle.

 

بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِي

 

وَالشَّمْسِ وَضُحٰيهَاۙ﴿١﴾ 

وَالْقَمَرِ اِذَا تَلٰيهَاۙ ﴿٢﴾

وَالنَّهَارِ اِذَا جَلّٰيهَاۙ ﴿٣﴾

وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰيهَاۙ ﴿٤﴾

وَالسَّمَٓاءِ وَمَا بَنٰيهَاۙ ﴿٥﴾

وَالْاَرْضِ وَمَا طَحٰيهَاۙ ﴿٦﴾

وَنَفْسٍ وَمَا سَوّٰيهَاۙ ﴿٧﴾

فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰيهَاۙ ﴿٨﴾

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَاۙ ﴿٩﴾

وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَاۜ ﴿١٠﴾

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوٰيهَاۙ ﴿١١﴾

 

اِذِ انْبَعَثَ اَشْقٰيهَاۙ ﴿١٢﴾

فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللّٰهِ نَاقَةَ اللّٰهِ وَسُقْيٰيهَا۠ ﴿١٣﴾

فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَاۙ فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوّٰيهَاۙ﴿١٤﴾ 

وَلَا يَخَافُ عُقْبٰيهَا ﴿١٥﴾

1 – Güneş’e ve onun parıltısına,

2 – Güneş’in ardından gelen Ay’a,

3 – Güneş’i açıp ortaya çıkaran gündüze,

4 – Onu örten geceye,

5 – Göğe ve onu bina edene,

6 – Yere ve onu döşeyene,

7 – Nefse ve onu biçimlendirene,

8 – Sonra da ona kötülük ve takvâ kabiliyetini verene yemin olsun ki,

9 – Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur.

10 – Onu kirletip gömen de ziyân etmiştir.

11 – Semûd, azgınlığıyla Hakk’ı yalanladı,

12 – En azgınları ileri atılınca,

13 – Allah’ın Rasûlü (Sâlih Peygamber) onlara: „Allah’ın devesini ve onun su nöbetini gözetin.“ demişti.

14 – Fakat onlar peygamberi yalanlayıp deveyi kestiler. Rableri de günahlarını başlarına geçiriverdi de orayı dümdüz etti.

15 – Öyle ya, Allah bu işin sonundan korkacak değil ya.

 

İşte kıymetliler, bu sûre-i celîlenin kısa öz anlamından sonra bakın sizlere biz de onun keşif notları ile ilgili dersimiz İnşâ’Allah devam edecektir.

 

Dakika 5:24

 

Tabii ki şimdi bu âyetlere özlü olarak not olarak sizlere açıklık getireceğiz ki tabii bu açıklık ilim ehli Peygamberimize dayanan bir keşif gerçek âlimlere dayanan bir keşif olmaktadır. Şimdi kıymetli dostlarımız, bu Şems Sûresi’nin keşif notlarına geçmeden şimdi ondan önceki Beled Sûresi’nin keşif notlarını bitirelim ve Şems Sûresi’nin keşif notlarına geçelim.

 

Bir bedevî Sevgili Peygamberimize geliyor diyor ki; “Ya Rasûlullah beni cennete koyan ameli öğret demişti. Efendimiz (Aleyhissalâtu Vesselâm)  “neşeme”, can kurtar veya köle salıver.” buyurdu. Çünkü Yüce İslam hürriyet dinidir, dünyadan köleliği kaldırmaya gelmiştir. En büyük sevap da köle ve câriyeleri hürriyetine kavuşturmaktır. Peygamberimiz öyle dedi, “can kurtar veya köle salıver” buyurdu. Bir ferdi hürriyete kavuşturmak böyle fazilet, aynı zamanda büyük bir kahramanlıktır ve böyle bir fazilet olunca hürriyete kavuşturmak toplumun hürriyeti ne büyük olacaktır. Şimdi bir insanın hürriyeti çok önemli ama toplumların, esir milletlerin hürriyete kavuşturulması ise daha büyük bir fazilet olacağı açıktır. Şimdi Tur Sûresi’nin 21’inci âyeti kerimesinde “Herkes kendi kazancına bağlıdır”. Yani insanlar hayır kazanmalı, hayır da yarışmalı. Şunu da unutmamalı Keşfü’l-Hafâ’da nakledilir ki; (Ea’da aduvvuke nefsükelleti beyne cembeyk). En büyük düşmanın iki yanın arasındaki düşmanındır, yani nefsindir. Nefs-i Emmâre ’ye, iblîse ve bunların ordularına karşı cihâd gerekir. Nefs-i Emmâre’ ne karşı iblîse ve iblîsin ordularına karşı cihâd edeceksin, kahramanlığın en başta gelenlerinden biri budur.

 

Mezğabe’den bahsediyor; Açlık zamanı fukarayı, yoksulları yedirmek büyük bir kahramanlıktır. Muhtaçların halini sorup ihtiyaçlarını gidermek kahramanlıktır.

 

Metrabeden bahsediyor; Şiddetli fakirlik, toprak döşenip taş yaslanan, toprağa yatıyor taşa yaslanıyor. Yani buna “metrabe” deniyor ki şiddetli fakirliğin adıdır. İşte bu fakirlere gereken yardımı yapmak kahramanlıktır. Teselli kalp kuvveti vermeye çalışanlar uğurlu kimselerdir. İşte bu merhameti îmânı taşıyan insanlar sıfatı Kur’an’ı Kerim’de meymenedir. Bu meymene sahipleri bunlar da kalp kuvveti vardır.

 

Dakika 10:16

 

Aynı zamanda bunlar merhametli îmânlı insanlardır. Amel defterlerini de sağlarından alırlar. Bir de Mü’sade; Kapatılmış, azâbın şiddeti ve sonsuzluğundan kinâyedir. Ateşe kapatılmışlar var merhametsiz ve îmânsızlar, yoksullara acımazlar üstelik yoksulların, yetimlerin ve toplumların hakkını da yerler. Bunlar meşemedir, bunlar amel defterlerini sollarından alan meymenetsiz, hayırsız, bedbaht insanlardır.

 

Şimdi sizlere Şems Sûresi’nin keşif notlarına geçiyoruz;

 

Kıymetli dostlarımız,

 

İşte yüce Rabbimiz bizlere bu gerçekleri bir, bir duyuruyor ve iyi anlasınlar diye de ne yapıyor, âyeti âyetle âyeti Peygamberle açıklıyor. Peygambere bizzat kendisi ve Cebrâil Aleyhisselâm açıklıyor; Kur’an-ı Kerim’in beyânı tebliği tamamen ilâhîdir. Sağınkiler mutlu, solunkiler bedbaht. Kim bunlar? Amel defterlerini sağından alanlar mutlu insanlar, solundan alanlar bedbaht insanlar. Önce güneşin kendine sonra ışığına yemin ediyor Cenab-ı Hak bu Sûre’ de, Cenab-ı Hak lütfu inâyetiyle aydınlatıyor. Kudret ve büyüklüğünü tanıtıyor, açık bir ibret âyeti görülüyor. Nice faydalarla ısı ve ışık saçıyor. Şuur nuru ile gönlümüz de rûhî ve manevî bir âlem gelişiyor. Eşyanın hakîkatini incelersin, gözler gönüller hak nuru ile temizlenir feyizlenir. Fecir Sûresi’nin 28-29-30’uncu âyetlerinde “İyi kullarla gir cennetime” diyor Cenabı Hak. “Radiye-Merdiyye” mertebesine ulaşan nefisler bunlar. Göz ve şuuru olmayanın nur, ışık, güneş kavramı yoktur. Allah’ı tanımak, kendini inceleyip temizlenip yükselmek „Leyâli-i bîz“ (beyaz geceler) beyaz geceler, dolunay. Dikkat et! Râzî diyor ki aydınlatma, ay güneşe tâbî olur. Aydınlatma da ay güneşe tâbî olur. Bu haber İbn-i Abbâs’tan geliyor. On dört asır önce ay ışığını Güneş’ten aldığına İslam kâşifleri bunları Peygamberin Ashâb-ı, hattâ amcasının oğlu Kur’an-ı Kerim’i iyi bilen bu büyük müfessir büyük âlim ne diyor? Ay Güneş’e tâbî olur, aydınlatma bakımından ışığını Güneş’ten alır. Yine Atâ’da İslam âlimlerinden o da bu haberi vermiş, batma da tâbî olur hilal gecesi… Dikkat et! Batmada tâbî olur hilal gecesi. Katâde Kelbî de bu haberi vermişlerdir.

 

Dakika 15:00

 

Şimdi batarken de güneşe tabi olur diyor. Yine Ferrâ diyor ki Güneş’ten ışık almasıdır ayın diyor. Şimdi dikkat ederseniz bunlar büyük keşiflerdir. Kur’an-ı Kerim’in verdiği haberlere dikkat edin. Bu 14-15 asır önce yaklaşık. Zeccâc ay gece güneşi gibidir. Bakın, Zeccâc diyor ki ay ikinci bir güneş gibidir, yani gece güneşidir. 15 ve 16’ncı geceleri bilhassa ay güneşe tâbîdir. Ay hareketle dünyaya dikkat et burada da bir keşif var. Ay harekette dünyaya, ışıkta güneşe tâbîdir. Dünyanın etrafında döner, konumuna göre ışığı değişir. İşte burada da dünyanın etrafında dönüyor ay. Konumuna göre ışığı değişir, kalpler de âyetlerin mânâsından ilhâm alması, Kur’an nuru ile nurlanması, tilâvet kökünden tela, tecliye, tecellî, parlaklık açıklık vermek, güneşin içte ve dışta tecellî etmesi. Gece nur ve ışığı örten perde, eşya zıttı ile ortaya çıkar. Nefsin câhillik, küfür, gam, keder, sıkıntı, gaflet, tembellik, şehvet perdesiyle örtmesi, hakîkatten mahrum olması, yok olması, helâk olması demektir. Şimdi dikkat et, burada telanın anlamına dikkat et. Tilâvet kökünden geldiğine dikkat et. Kur’an-ı Kerim’in tilâveti demek Kur’an’ın mânâsını nefse götürüp nefsi Kur’an’ın anlamı ile kuşatmak demek ve Kur’an-ı Kerim’i keşfettiğin zaman nice keşifler yapmaya ve kalbin parlamasına, feyizler ile dolup taşmasına işte nasıl bir irfân kazanmasına şöyle bir bak ki Kur’an-ı Kerim sana neler kazandırdı, neler kazandıracak. Mânâsını bilmiyorsan bilenle hareket et. Bunu hiç unutma, aynı zamanda nefis nedir diye bir daha bir tarif gerekirse ruh ile bedenden oluşan zattır veya bedeni idâre eden ruhtur diye tarif edilmiş. Nefis nedir tekrar edelim, ruh ile bedenden oluşan zattır veya bedeni idâre eden ruhtur diye tarif böyle de yapılmıştır. Yani kişinin varlığı, zat-ı ene’sidir. Hicr Sûresi 29’da “Ruhundan üflediğin zaman” Cenab-ı Hak insan cesedini vücudunu yaratınca ona ruhundan üflüyor, ruh ise Allah’ın emirlerinden bir emir ve ruh mahlûktur. Bunun için kıymetli dostlarım şanı hayret ve bir yapıyı yapıcı, yaratıcı gibi şöyle dikkat et, ilhâm bir defada mânâyı kalbine düşürmek telkin etmek, yaratıcı olan yüce Rab insanı ruh ve bedeni ile yaratmış bakın bir de ona ilhâm da bulunuyor.

 

Dakika 20:09

 

İlhâm mânâyı kalbine düşürmek telkin etmektir. Fücur ise haktan sapmak, kötülük ve günahlar. Zinâ ve yalan gibiler de işte bunlardan. Takvâ, nefsi kurtarmak, korumak, Allah’ın korumasıdır. Hayır ve itaat ile korunmaktır. Allah’a itaat edeceksin, hayırda devam edeceksin. Hayır da yarışacaksın, yap dediğini yapmakla yapma dediğini terk etmekle kaçınmak. İşte kâra faydaya atılmakla hak fikri ile hareket etmektir. Hak fikri nedir? Allah’ın emirlerine uyum sağlamaktır. “Gün bugündür diyen hak emrini hafife alanlar helâk oldular”. Kalbine vicdanına danış, ilhâm alırsın. Müftüler sana fetvâ verseler de sen kalbine danış diyen kim? Sevgili Peygamberimiz, (İstefti kalbeke ve in eftâkel müftin). Keşfü’l-Hafâ, Dârimî, Ahmed Bin Hanbel, el-Hindî, Kenzü’l-Ummâl’da rivâyet edilmiştir. Yine buyuruyor ki “Şüpheliyi bırak, şüpheli olmayana bak” diyor Sevgili Peygamberimiz. “Kötülüğü yapa yapa fıtratlar bozulur, kalpler mühürlenir.” Bakara Sûresi 7’nci âyette (خَتَمَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ) buyurulduğu gibi. Beled Sûresi 10’uncu âyette iki yol gösteriyor Cenab-ı Hak. Önce kötülükten kaçanı kurtar ve temizle nefsini. Sonra onu süsle, iç nuru ile iyiyi kötüden ayıran ilhâm verilmiştir. İlhâm almış temiz nefis, işte Fecir Sûresi 29-30’da bu nefisten bahsedildi, bu konu da dersimizde notlar verildi. “İyi kullarımla gir cennetime” diyor Cenabı Hak.  (وَادْخُل۪ي جَنَّت۪ي),(فَادْخُل۪ي ف۪ي عِبَاد۪يۙ) diyor. Bu hitaba muhatap olmak için nefsi mutmainneye ulaşmak, Radiye-Merdiye ulaşmak gerekiyor. Bir de alçak nefis hüsrana uğradı. Fecir Sûresi 24. Eyvah! Ne olurdu hayatım için önceden Amel-i Sâlih işleseydim. Hayırlar da,  taatte itaatte olsaydım diye diye sonsuz azâb kopmaz bağ İçinde hasrette, hüsrandadır. Cehâlet kötü duygu, dikkat et nefsini tezkiye eyle ile temize çıkarmak için Rabbinden yardım iste. Cehâlet kötü duygu, bâtıl inanç, bunlardan ve diğerlerinden temizlemek îmân, ilim irfân, ilâh3i ahlâk, takvâ, ilâhî tecellîlere nâil olmak, hayır bereket yaymak, feyizlendirmek. Necm Sûresi 32’de “Nefsinizi temize çıkarmayın. Korunanı en iyi bilen Yüce Allah’tır”. Nefsi temize Allah çıkarmalıdır. O kurtuluş işte o kurtuluşa erdi. Kim? Yüce Allah’ın temize çıkardığı nefisler. Ehl-i Sünnetin görüşü bu, Mu’tezîle ise kendi başarısına istinâd eder.

 

25:06

 

Ehl-i sünnetteki bütün başarılar ise Yüce Allah’ın yardımı, lütfu, avni muavenetine dayanır. Mutezile ise kendi başarısına istinat eder. Ehl-i sünnet kul kesb eder Allah halk eder. Muhammed Sûresi’nde ki 7’nci âyette (اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ) “Allah’a O’nun dini İslam’a hizmet ederek yardımına erenler var”. Allah’ın yardımına ermek istiyorsan ne yapacaksın? Allah’a hizmet ederek İslam’a hizmet ederek, Yüce Allah’ın yardımına mazhâr olacaksın. (اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ) buyrulmaktadır.

 

İmâm-ı Ahmed, İbnü Şeybe, Müslim, Nesâî, Zeyd Bin Erkâm’dan o da Efendimizden (Aleyhissalâtu Vesselâm) bak Peygamberimiz nefis hakkında nasıl bir dua ediyor;

 

(Allahümme âti nefsî takvâhâ ve zekkihâ ente hayrun menzekkâhâ ente veliyyuhâ ve mevlâhâ).

 

“Allah’ım (C.C)! Benim nefsime takvasını ver ve onu temizle, sen onu temizleyenlerin en hayırlısısın. Sen onun velisi ve Mevlâ’sısın”. İşte Peygamberimizin bu duasıdır. İbnü Abbâs’tan (Radıyallâhu Anh) gelen haber de Efendimiz bu âyeti okuyunca durur, bu duayı söylerdi diyor.  (وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسَّاهَا) ,(قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكَّاهَا). Bu âyetler okununca bu duayı Peygamberimiz yapardı diyor. “Dessas”; kötü yılan, kokmaya gömülmeye mahkûm, katı hayvânî gâyeler şeytani karanlık hisler, maddiyata gömmek, cehennem de kebap olmak, üzerine ateşin kapanması. İşte bunlar kötü nefsin başına gelenler. Nur gündüz gök temiz nefsin yükselişi, karanlık alçalmak, kötü kirli nefsin alçalışı. Örnekler ise batan milletler. Peygamberleri, Kur’an-ı, Muhammedî Şeriatı tabii kabul etmeyen karşı çıkan zihniyetler, Kudâr Bin Sâlifler, Sâlih’in mûcize olan devesini öldüren çete başı, mafya başı Kudâr Bin Sâlifler. Her çağın Kudârları vardır ve bir de onları destekleyen mafyaları vardır. A’râf Sûresi 73’de “Dişi deve mûcize olarak otlasın fenalık yapmayın, çetin bir azâb sizi yakalar” diye Sâlih Aleyhisselâm kavmine tembih etti. Yine Şuarâ Sûresi 155’te “Devenin su içmesi bir gün onun belli bir gün de sizin.” Devenin yaratılışı da haberi de mûcizedir. Peygamberi, verdiği haberi yalanlamak Allah’ı inkârdır, o peygamberi göndereni de inkârdır. Bunlar da kuvvetlerine güvenmişlerdi, Kudâr Bin Sâlif Çetesi o mafya, o günkü o kendi kuvvetine inanan o toplum ne yapmışlardı? Peygambere karşı koymuşlardı.

 

Dakika 30:05

 

Çeteyi, mafyayı destekliyorlardı. Kudâr Bin Sâlif’e grubuna katıldılar. Engel olmadılar, sustular, azgınlıkta ona katılmış oldular. Neticede helâk oldular. Sâlih Aleyhisselâm o şanlı peygamberi yalanladılar. Kardeşlerini ki Sâlih onların kardeşi hem de peygamber idi. Burada devenin kesilmesi, “akr” hayvanın ayaklarını biçerek öldürdüler. Hicr Sûresi 73 – 83’te “Korkunç bir gürültü yakaladı o milleti ki artık helak olma zamanı gelmişti”. (Essayhatü bissayha), onları sarsıntı, (Erracfetü bir racfe) tutuverdi. Alçaltıcı azâbın yıldırımları onları yakaladı, tepelerine (صَاعِقَةُ) yıldırımlar yağıyordu, hepsini yok etti.

 

Demdeme; Yeri düzleme, halkı grip geçirme, yere geçirmek, düzlemek, günahlarını başlarına geçirmek. Dikkat et! Bunları niçin anlatıyor Muhammed ümmetine? Kıyâmete kadar bütün çağlara Cenab-ı Hak Muhammed ümmeti Muhammedî şeriata sıkı sarılsın diye. Dünya da bütün milletler Muhammed’in ümmetidir, Muhammed’e ve O’nun şeriatına, Şanlı Kur’an’a sakın kimse karşı çıkmasın diye Yüce Allah bütün insanlığı uyarıyor, insi ve cinni. Karşı çıkanların başına belâ yağacağını, yerin dibine geçirileceğini unutmasınlar. Allah’a karşı konulmaz. Kim olursan ol, hangi kuvvet elinde bulundurursan bulundur Allah’a gücün yetmez. Sinek ve örümcek ağı kadar gücün kalmaz.

 

Hud Sûresi 107’nci âyette “Dilediğini yapan” (فَعَّالٌ لِمَا يُر۪يدُ) “Yüce Allah dilediğini yapandır”. “Yaptığından sorumlu değildir.” (لَا يُسْـَٔلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْـَٔلُونَ) Enbiyâ Sûresi 23’üncü âyet. Hud Sûresi’nin 66’ncı âyetinde “Sâlih’i Aleyhisselâm ve mü’minleri Allah kurtardı”. Her zaman Peygamberler ve inanlar kurtulmuştur. Cenab-ı Hak öyle diyor “Biz mü’minleri ve Peygamber’i hep kurtardık”. “Eşkâ” bunların içinde bir “eşkâ” vardı. En azılı kişiye denir bu “eşkâ” ki kavmi korkması gereken, bunlardı sonuçtan korkmayınca helâk oldular. Eşkıyalardan korkarsan Allah’ın belâsından kurtulamazsın. Korkacağın biri varsa Allah’u Teâlâ’dır, Allah’ı sev Allah’tan kork. Allah (C.C) Rasûlüne nuru Kur’an’a, takvâya, nefisleri temizlemeye, kurtuluşa çağırıyor. Bunları onun için anlatıyor. Bu bir büyük önermedir insanlık âlemine. Bütün insanlık âlemi, cinler âlemi, insanlar âlemi Allah ve Rasûlüne nuru Kur’an’a, takvâya, nefisleri temizlemeye, kurtuluşa çağırıyor. Evet, mukaddes sözün gelişinden anlaşılan işte şöyle bir bak, deve vücuda, sâlih ruha, su nöbeti de marifete işarettir.

 

Dakika 35:17

 

Gereken dersini almalı, Kur’an’ın mânâ çeşmesinden deryâsından bol bol içmeli, kalpleri nefisleri Kur’an’la yedirip içirmelidir. Kur’an Çeşmesi’nden, Kur’an Bahçesi’nden yedir ve içir, kalbin hep “Kur’an Bahçesi’nden” yesin içsin. Her bir âyet bir cennetten daha büyük cennettir. Kur’an-ı Kerim ebedî cennetlerin daha büyüğünü ortaya ezelî ebedî rahmeti ortaya koymuş, Kur’an gerçeği ile rahmet Muhammed gerçeği ile rahmet tecellî etmiştir âlemlere.

 

Şimdi de dersimiz Leyl Sûresi’ne gelmiş bulunmaktadır. Cenab-ı Mevlâ dersini Şanlı Kur’an’dan, nurlu İslam’dan, hayat veren nurun dersleri olan bu derslerden feyzini, ilhâmını, mârifet dersini iyi alan, ebedî mutlu olan kullarından eylesin. Şimdi bakalım Leyl Sûresi’ne. Leyl Sûresi de nübüvvetin Mekke-i Mükerreme döneminde inzâl edilen sûrelerdendir. Âyet sayısı 21, sıra numarası 92’dir.

 

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰىۙ﴿١﴾ 

وَالنَّهَارِ اِذَا تَجَلّٰىۙ ﴿٢﴾

وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۙ ﴿٣﴾

اِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتّٰىۜ ﴿٤﴾

فَاَمَّا مَنْ اَعْطٰى وَاتَّقٰىۙ ﴿٥﴾

 

وَصَدَّقَ بِالْحُسْنٰىۙ ﴿٦﴾

فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرٰىۜ﴿٧﴾ 

وَاَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنٰىۙ﴿٨﴾ 

وَكَذَّبَ بِالْحُسْنٰىۙ﴿٩﴾ 

فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرٰىۜ ﴿١٠﴾

وَمَا يُغْن۪ي عَنْهُ مَالُـهُٓ اِذَا تَرَدّٰىۜ ﴿١١﴾

اِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدٰىۘ﴿١٢﴾ 

وَاِنَّ لَنَا لَلْاٰخِرَةَ وَالْاُو۫لٰى ﴿١٣﴾

فَاَنْذَرْتُكُمْ نَاراً تَلَظّٰىۚ ﴿١٤﴾

لَا يَصْلٰيهَٓا اِلَّا الْاَشْقٰىۙ ﴿١٥﴾

اَلَّذ۪ي كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۜ ﴿١٦﴾

وَسَيُجَنَّبُهَا الْاَتْقٰىۙ ﴿١٧﴾

اَلَّذ۪ي يُؤْت۪ي مَالَهُ يَتَزَكّٰىۚ ﴿١٨﴾

وَمَا لِاَحَدٍ عِنْدَهُ مِنْ نِعْمَةٍ تُجْزٰىۙ ﴿١٩﴾

اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْاَعْلٰىۚ ﴿٢٠﴾

وَلَسَوْفَ يَرْضٰى ﴿٢١﴾

 

1 – Örttüğü zaman geceye,

2 – Açıldığı zaman gündüze,

3 – Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki,

4 – Gerçekten sizin işiniz başka başkadır.

5 – Bundan böyle her kim malını hayır için verir ve korunursa,

6 – Ve en güzel olanı doğrularsa,

7 – Biz onu en kolay yola muvaffak kılacağız.

8 – Kim de cimrilik eder ve kendini hiçbir şeye ihtiyacı kalmamış görür.

9 – Ve en güzeli de yalanlarsa,

10 – Onu da en zor yola hazırlarız. Sarpa sardırırız.

11 – Çukura yuvarlandığı zaman malı onu kurtaramayacak.

12 – Doğru yolu göstermek muhakkak bize aittir.

13 – Kuşkusuz âhiret de dünya da bizimdir.

14 – Ben sizi köpürdükçe köpüren bir ateşe karşı uyardım.

15 – Ona ancak en azgın olan girer.

16 – Öyle azgın ki, yalanlamış ve sırtını dönmüştür.

17 – En çok korunan ise ondan uzaklaştırılacaktır.

18 – O ki, Allah yolunda malını verir, temizlenir.

19 – Onun yanında, başka bir kimse için karşılığı verilecek hiçbir nimet yoktur.

20 – O ancak Yüce Rabbinin rızâsını aramak için verir.

21 – Elbette yakında kendisi de hoşnut olacaktır.

Kıymetli dostlarımız,

 

İşte bu âyet-i kerimelere şöyle bir bakalım. Bunların keşif notlarına da bir bakalım ki burada bahtiyar değerli şahsiyetlerden bahsediliyor, tepetakla cehenneme atılanlardan bahsediliyor. Bu faziletli kişilerin başını Ebû Bekir Sıddık (Radıyallâhu Anh) çekiyor. Bu zât-ı muhterem biliyorsunuz ki bütün servetini Allah yolunda veren bahtiyarlardandır. Sıddıkların Sıddık’ıdır. Bu sûre-i celîle çoğunlukla Ebû Bekir hakkında indi demişlerdir. Süddî Ebûd-Deddâh El-Ensârî hakkında da indi der. Münâfığın evinde bir hurma ağacı vardı, yetimlerin evine “betah” yani (alaca hurma) düşerdi. Belah, alaca hurma ki belah, bu hurmalar yetimlerin evine düşerdi. O münâfık yetimlere vermezdi. Efendimiz (Aleyhissalâtu Vesselâm) o münâfığa dedi ki “Onu yetimlere ver, sana cennette karşılığı var” derdi. Fakat münâfığın dışı Müslüman içi Müslüman değildir. Efendimizi (Aleyhissalâtu Vesselâm) o münâfık dinlemezdi. Ebûd-Deddâh onu satın aldı (Radıyallâhu Anhü), yetimlere hibe etti. Râzî Keffâl’den naklen Ebû Bekir’in İslam yolunda harcaması nice garibanları zâlimlerden kurtarıp hürriyetine kavuşturması, Bilâl’i Habeşî’yi Ümeyye Bin Halef’ten satın alması, daha nicelerini kurtarması, üzerine malını mülkünü tamamını Allah yolunda harcaması. Devri’nin en büyük zengini olduğu hâlde tüm malını Allah ve Rasûlüne hibe edip harcaması işte onun üzerine bu sûreyi ve emsâli âyetler sûreler gelmiştir. Ebû Bekir bu bahtiyar mutluların, Sıddıkların başını çeker (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn). Nurdan karanlığa, mezara Allah’ı nefsi tanımaya, görünme nuruna temizlenmek gelişmekle Bekâ-Billâh’a, Allah’a Allah’ta bâki kalmaya yani rızâya ermeye gidiştir. İnsan malını, canını Allah’ın rızâsına, o vuslata ermek için can verene can esirgenir mi? Nimetlerin hepsini O vermiş, Allah’tan mal esirgenir mi? İşte malını ve canını Allah yoluna hibe edenler, adayanlar böyle bahtiyar insanlardır ki bu gibi âyet ve sûreler bunları bakın Cenab-ı Hak müjdelemeye gelmiştir. İnsanları yoktan yaratan, ölü gibi uyutan, uyandıran hayat bahşeden, her uykudan uyanma da yeni bir hayata seni kazandıran O’dur.

 

Dakika 45:07

 

Dünyayı sarmış bulunan câhiliye devri, can çekişme hâli, korkunç hâller devri. İslam’dan önceki dünya can çekişircesine dünya da bir buhran bir bunalım vardı. Yüce İslam tüm insanlığı kurtarmaya ve uyarmaya geldi. Şunu kimse unutmasın;

 

(كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍۚ)

(وَيَبْقٰى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِۚ)

 

Her şey fâni Yüce Allah Zât-ı Bâki’dir. Yine Kasas Sûresi 88’de ”Zât’ından başkası yok olucudur”. Bâkilik yönüne dön, Bâki’ye sarıl, O’nun emrine teslim ol. Vahdet nuru ile Bâkilik âlemi tecellî eder. Bu İslam’ın ortaya çıkışıdır, İslam’a sıkı sarılırsan İslam ile Allah’a tamamen tutunmuş, O’na bağlanmış, O’nun himâyesine girmiş olursun.

 

Şettâ, ayrı, dağınık, perişan, îmân itikat, küfür isyân gayeleri hükümleri farklı, netice ayrılıktır. Şöyle bir dünyaya bak, bir de sonuca bak. Hayat, kurtuluş birlikte ve yardımlaşmadadır. Âli İmrân Sûresi 103’üncü âyette “Toptan Allah’ın ipine sarılın”. İyi kötü, îmânlı îmânsız aşağı yukarı gidenler var. Siz Hakk’a sarılın İslam’a sarılın. Mü’min ile fâsık hiç bir olur mu? Câsiye Sûresi 21’de “Kötülüğü işleyip duranlar, inanıp iyi işler güzel amel işleyen gibi mi yapacağımızı sandılar? Hayat ve ölümleri onlar da bir olacak öyle mi? Ne kötü hüküm veriyorlar.” Îmânlı ile îmânsız hiçbir olur mu? Fasıkla itaatkâr hiç bir olur mu? Hud Sûresi 118 ve 119’da “İhtilâf edip duracaklar, Rabbinin merhamet ettikleri hâriç onun içindir ki Allah onları yarattı.” Gönüllerin perişanlığı buhranı, küfür şirk günahlardandır. Bütün helâkın, buhranın sebebi bunlardır. Yani şirk, küfür ve günahlardır. Hud Sûresi 31, “Şirk koşanın durumu yüksekten düşüp kuşların yediği rüzgârın sürüklediği, paramparça olan kimsenin durumu gibidir”. Gökten düşmeye, paramparça olmaya râzı olana Allah’a şirk koşma, Muhammedî şeriatı ilâhî nizâm olan Yüce İslam’ı hiçbir emrini inkâr etme, şüphe ile dâhi bakma. İbrâhim Sûresi 18’inci âyette “İnkâr edenlerin misali amelleri küle benzer. Rüzgâr onu şiddetle savurur, tüm ameller boşa gider. İşte bu zât derin sapıklık işte budur”. İnkâr edenlerin bir temsili hâlidir, bir misâlidir”. Âli İmrân Sûresi 103’üncü âyette (وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعاً وَلَا تَفَرَّقُواۖ).

 

Dakika 50:00

 

“Toptan Allah’ın ipine sarılın, dağılıp parçalanmayın”. Müslümanları, düşmanlarına karşı savunmak desteklemek îmânlıların görevidir, Müslümanların görevidir. İşte Ebû Bekir bütün servetini Müslümanları düşmanlarına karşı savunmak için harcadı ve Peygamberimizin dizinin dibinden ve emrinden hiç ayrılmadı. Sıddıklık unvanına yükseldi. Küçük kusurlar dışında büyük günahlardan ve fuhşiyattan sakınanlar, güzellerin en güzeline inanmıştır. Şimdi kıymetliler, güzelin en güzeli İslam’ın kendisidir. Güzelin en güzeli okul işte hayat veren nurun derslerini okuduğumuz Kur’an’ı Kerim’in okulunda öğrenci olmak ta mezara kadar bu dersleri kaçırmamak.

 

Hurmanın mertebeleri; tali, hilal, belah, bisür, rutab, kemir ve nahlün gibi hurmanın mertebeleri vardır nefsin mertebeleri olduğu gibi. “İyi iş yapanlara daha güzeli daha fazlası var. Yüzlerine leke zillet bulaşmaz, bunlar cennet ehlidir, orada ebedî kalırlar.” Yunus Sûresi 26’ncı âyet. Necm Sûresi 31’de “Güzellik kazanana sevapta yarışana daha fazlasını veririz” diyor Yüce Rabbimiz. Bunun için (وَسَنَزِيدُ ٱلْمُحْسِنِينَ). “Muhsinlere artıracağız” diyor. Allah, Allah’u Teâlâ (C.C) Yüce Allah’ı görür gibi ibadet edip sadâkat ehli olanlar işte bunlar ihsân derecesine yükselen Muhsinler ve takvâ ehlidir ki cennet ve Cemâl-i İlâhî’ye ererler.

 

Hüsnâ’dan bahsediyor yine burada âyetlerimiz. Hüsnâ; Daha güzel, en güzel îmân ihsân hasleti, Kelime-i Tevhîd, Kur’an-ı Kerim en güzel din Yüce İslam, millet İslam milleti, en güzel sevap mükâfat ki işte bunlar İslam içindeki îmân ve Amel-i Sâlihlerdir. Netice en güzel son, fazilet yolunda çalış, mal ve bedenin ile Allah yolunda çalış ki tâ ki Azrâil Aleyhisselâm gelip ruhunu alıncaya kadar. Ömrünü hiç mi hiç israf etme. Haşr Sûresi 9’uncu âyette “Nefsin hırsından korunanlar felâh bulurlar.” Nefsine yenik düşme. Malıyla dünya lezzetleri ile ateşe girenlere bak. Mezara oradan aşağı cehenneme, “keratta” yani tepetakla cehenneme yuvarlananlar var. Tepetakla ateşe atılanlar var. Malıyla, dünya lezzetleri ile ateşe girerler. Kim bunlar? Âhireti, yüce değerleri hiçe sayanlar, hafife alanlar. Yüce değerler İslam’ın bütün değerleridir, Muhammedî şeriattır ki Şârî bunun Şârîi Allah’u Teâlâ’dır. Hidâyeti kabul edip etmemek iradeye bırakılmıştır. Eğer İslam tamamen hidâyettir rahmettir. Bunu kabul edip etmemek insanın irâdesine bırakılmıştır.

 

Dakika 55:02

 

Kabul etmediğin an her şeyi kaybettin. Ettiğin an gereğini de yaptığın an her şeyi kazandın. Çünkü mülk saltanat tamamen Allah’ın, başka mâlik hükümdar yok. O’nun irâdesi, hükmü, hidâyetini kabul etmeyenler tamamen sapıklardır. Onun için herkes aklını başına almalı.

 

Eşkâ: Doğruya yalan demiş, iltifat etmemiş, gerçeğe iltifat etmeyen eşkâ. En bedbaht olanlar, en mutsuz kişiler ki îmânını kaybetmiş, küfre saplanmış kâfirler. Yalanlamadan yüz çeviren fâsıktır. Îmânı varsa ateşte ebedî kalmaz, bu bedbahttır. îmânı yoksa ebedî kalır. Dini yalanlamamış ama dinin gereğini yapmıyor, gerçeklerden yüz çevirmiş, bunlar fâsıktırlar. Eğer îmânı varsa ateşte ebedî kalmaz. Bu bedbahttır cezâsını cehennemde çeker, netice de kömür olur oradan alınır, hayat ırmağına atılır artık cehennemde kaç yıl, sene ne kadar kalacağını suçunun karşılığını Cenab-ı Hak bilir. Feyiz alan, temizlenen, malını Allah yolunda harcayan, mutlu insanlardır Ebû Bekir bunlardandır. Kimseye borçlu ve minnet altında değildir. Verdiğinden karşılık beklemez, sırf Rızâ-i İlâhî gözetir, o Rabbinden Rabbi ondan râzı olacaktır, olmuştur.

 

Hâkim sahîh diye Amir Bin Abdullah Bin Zübeyr ’den babasından rivâyet etmiş, o da babasından Ebû Kuhâfe oğlu Hz. Ebû Bekir’e “Zayıf köleleri âzâd edip duruyorsun” diyor babası demiş. “Zayıf köleleri âzâd edip duruyorsun, bari kuvvet olacak önünde duracak yiğit adamlar azat etseydin” demişti. Ebû Bekir de babasına bak ne diyor; “Babacığım (İnnemâ ürîdu mâ ürîdu). “Ben ancak murâd ettiğimi istiyorum” dedi. Hemen ilgili âyetler inzâl edildi. Neydi Ebû Bekir’in murâdı? Allah’ın rızâsını kazanmaktı. Allah’ın rızâsı garibanları kurtarmaktır. Güçlüleri kurtarıp güçlülerin gücünden destek almak mı daha üstündür, Allah’ın rızâsını kazanmak mı üstündür? Allah’ın rızâsından üstün olmaz ezelî ve ebedî. Üstünlük Allah’ın rızâsındadır.

 

İbnü Cerîr, Muhammed Bin İbrâhim, Enmati, ona da Hârun Bin Mâruf, Bişr Bin Seri, Mus’ab Bin Sâbit, Amir Bin Abdullah kanalıyla bakın gelen haber Ebû Bekir hakkında inmiştir bu âyetler diyor. Başka rivâyette var. Teşekkür beklemeden, karşılık beklemeden nicelerini âzâd etmiştir Ebû Bekir. Bilâl, Amr Bin Füheyre bunlardan daha bir ikisidir. Abdu’l-A’lâ Ma’mer, Sevr, Saîd, Katâde ’den naklen yine Taberî ‘nin de naklinde bu âyetler Ebû Bekir hakkında geldi demişlerdir.

 

Dakika 1:00:02

 

İbnü Ebî Hatîm, Ebu’ş-Şeyh ve İbn Asâkir İbnü Mes’ûd’dan Hz. Ebû Bekir Bilâl’i Ümeyye Bin Halef’ten bir hırka ile 400 dirheme satın aldı. Âzâd etti, hürriyetine kavuştu, âyetler indi diyor. İbnü Mes’ûd’dan gelen haber Âlûsî bunu naklediyor. Ümeyye Bilâl’e işkence ederdi.  Ümeyye Bin Halef Bilâl-i Habeşî’ye işkence ediyordu Müslüman oldu diye. Güneş kızınca taşlı vâdide sırt üstü yere atarlar, Bilâl’in göğsü üstüne büyük kaya getirirlerdi. Göğsüne konurdu o koca kayayı, ya Muhammed’i inkâr edersin veya ölürsün derdi Ümeyye Bin Halef o zâlim. Bilâl o işkencenin altında “Âhâd, Âhâd” Allah bir, Muhammed O’nun Rasûlüdür diyor o işkencenin altında o zulme o îmân meydan okuyordu o işkence altında. Ebû Bekir (Radıyallâhu Anh) o da bu işkence altında rastladı. Ümeyye’ye “Bu zavallıya böyle yaparken Allah’tan korkmuyor musun?” dedi. “Ümeyye onu kışkırtan sensin dedi, şimdi kurtar” dedi. Ebû Bekir satın alıp âzâd etti âyetler indi. Onda kimseye minnet borcu yoktur, Ebû Bekir bütün yaptığının hepsini sırf Allah için yapıyordu. Yüceler yücesinin rızâsını istiyordu, hoşnut olacaktır. İşte Yüce Rabbi sinin râzı olduğu Ebû Bekir, Rabbisinden râzı olan Ebû Bekir ve onun gibiler. Bu haberi de Sâlih Hâşiyesi naklediyor, yine Sâbûnî de bunu kaleme alanlardandır.

 

Hz. Ömer Efendimiz diyor ki “Efendimiz, Efendimizi âzâd etti”. Bunlar ne temiz ruhlar, ey Allah’ım tüm Ashâbı sevmeyi nasip et. (Amin). Kıymetli dostlar, bakın Ebû Bekir’e de Hz. Ömer Efendimiz diyor, Bilâl-i Habeşî’ye de Efendimiz diyor. Bakın Müslüman olunca Ömer nasıl bir Ömer oluyor. İslam’dan önceki Ömer’e bakın bir de Müslüman olan ve dünya da adâleti ile kahramanlığıyla, firâseti ile dillere destan olan Hz. Ömer-ül Fârûk’a (Radıyallâhu Anhü) Hazretlerine bakın.

 

Dersimiz Duhâ Sûresi’ne gelmiş bulunmaktadır.

 

Dakika 1:04:14

 

(Visited 54 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}